07 Haziran 2022

Hınç dolusunuz!

Tek bir gün hakarete, küfüre bulaşmazsa diliniz, sanki eksik kalacaksınız

Hınç dolusunuz! 

Ağzınızın fermuarı nicedir bozuk. Suçu ayan beyan olmuş, foyası ortalığa saçılmış, ne yana kaçacağını bilemez yavuz hırsız gibi öfkeli, hırçın, deli dolusunuz. 

Evinin anahtarını size emanet etmiş komşunun mallarını, pazarda haraç mezat satarken yakalanmış; şaşkın, gözü karamış, yüzü kızarmış suçlu gibisiniz.  

Her biriniz, geldiğiniz mahalleyi çoktan unutmuşsunuz.  

Bir eliniz yağda, bir eliniz balda, milletin sırtına basa basa yükseldiğiniz sırça köşklerinizden, tahtlarınızdan, saraylarınızdan dünyaya kibirle bakıyorsunuz. 

Tek bir gün hakarete, küfüre bulaşmazsa diliniz, sanki eksik kalacaksınız.  

Yıllar yılı bu toplumun anasını ağlatmış, nicesinin hayatını söndürmüş, nicesini işsiz, perişan bırakmışsınız. Duvarınızda kılıç gibi asılı, kanun hükmünde emirleriniz. Dilediğiniz kulunuzu aşsız, dilediğinizi başsız bırakmaya hazırsınız. Sahi söylesenize, açım diye sokağa fırlayana niye böyle öfke dolusunuz? 

Eminim sizlerin de eli öpülesi yaşlı ananız, babanız vardır. Sizin de aynı yastığa baş koyduğunuz yâriniz, yârenleriniz… Eminim akşamları, sizin de yolunuzu gözlüyordur çocuklarınız.  

Lâkin hiç düşünmez misiniz; ya görmüş olurlarsa cam ekranda sizi, kendinizden geçmiş, uluorta höykürürken suretinizi?  

Görüp de korkmazlar mı; yüzünüz kızarmış, gözleriniz pörtlemiş, hezeyan içinde ülkeye saçılırken nefretinizi. 

Senelerdir hak bilmez, halden anlamaz, kanun tanımaz şekilde ülkenin tarlalarına dadanmışsınız. 

Şerle çoğalmış, hileyle yol almış, maşallah doymak bilmez iştahınızla, bir çekirge sürüsü gibisiniz. 

Üstelik yatıp kalkıp, tarla sahibinin yüzüne tükürmekten zevk alır gibi de bir haliniz var.  

Merak buyurup, bir an olsun geri dönüp bakmaz mısınız, tıksırıncaya kadar yiyip içtikten sonra neye benziyor talan ettiğiniz eseriniz. 

Söylesenize, niye böyle hınç dolusunuz? 

Anlıyorum ki anaların yanında oğullarını, oğullarının yanında analarını küçük düşürmekten hicap duymuyorsunuz. Zaman oluyor şerefsiz buyuruyor, zaman oluyor yalancı, kanı bozuk; zaman oluyor hain yerine koyuyorsunuz halkı. Gerçekten merak ediyorum, kendi yurttaşlarınıza hakaret edip, bu kadar aşağılamaktan ne kadar mutlusunuz? 

Görüyorum, bürokrasinin her kademesine kene gibi yapışmışsınız. Yediğiniz önünüzde, yemediğiniz arkanızda, yedi ceddinize yetecek kuleler yaptırmakla meşgulsünüz. Sefahatiniz sonsuza dek sürsün diye çalmadığınız kapı, açmadığınız kasa, başvurmadığınız hile kalmamış, görevinizi lâyıkıyla değil, liyâkatsızca yapmaya alışmışsınız! Yalaya yalaya doyamadığınız bu devran, yoksa ilelebet sürecek mi sanıyorsunuz? 

Ağzınızı her açtığınızda, Allah’ın adıyla başlıyor cümle haram sözcükler. Tanrı günahlarınızı affeder mi bilmem; sınırsız bir gaflet, karanlık bir cehalet içindesiniz. Kelimeler ağır ağır değil, hızla kirleniyor dilinizde. Küfrün bini bir para; kinle büyüyor, nefretle söyleniyor sözler, her sözcük bir kurşun, her kurşun bir yara. 

O yara vicdanlarda, o yara insanların bağırlarında; onurlarında; kanıyor, hemen her gün kanıyor. 

Bu nasıl kin, ne menem bir husumet içindesiniz? Hep yalanla yatıp riya ile kalkar olmuşsunuz, öylesine alışmışsınız ki hayal satmaya; öylesine korkuyorsunuz ki gerçeğin penceresinden bakmaya… Biri çıksa, yüzünüze dursa; gerçek bir söz söylese, iki laf etse, olanca nefretinizi oracıkta kusacak gibisiniz. 

Bilmiyorum, niye böyle hınç dolusunuz? 

Malûm, yıldızları ışıltılı, kuleleri yüksektir sarayların. Farkında mısınız, içinden çıktığınız ahaliye şimdi çok uzaktasınız. Bugün ak dediyseniz, yarın karadır; varsıla hep kör, yoksula keskin kılıcınız, takiyede ise pek ustasınız.  

Biliriz, bugüne dek çok çalıştınız, çok yoruldunuz; hayır hasenat işleriyle pek meşguldünüz. Siz öğrenmediniz ama kullarınıza şükretmeyi öğretmekte pek hevesliydiniz. 

Yaşadığınız sihirli kulelere öylesine hapsolmuşsunuz ki; vicdanınızın pınarı kurumuş, gözleriniz kapalı, kulaklarınız tıkalı, görmek istemiyor ya da kör olmuşsunuz. 

Hemen her gün hor görüp, hakir bulduklarınız var ya; fazlasında gözü yok onların. Emeğinin, alın terinin karşılığını almak; ele güne muhtaç olmadan, onurlarını incitmeden, gururlarını kırdırmadan yaşamak istiyorlar! 

Sizce çok mu şey istiyor onlar? 

Haydi geçtik sırça köşklerde, saraylarda yaşamayı; haydi geçtik çoluk çocuk üç öğün, dolu dolu sofralara oturmayı; haydi geçtik üçer beşer yağlı ballı maaşlara boğulmayı; 

Haberiniz var mı, ‘kullarınız’ barınamıyor, et yiyemiyor, süt içemiyor! 

Sorsan mecali yok anlatmaya. Sorsan içi yanmış; bir dokun, bin ah işit. Anlatsa, görüyorum tahammülün yok duymaya. 

Sahi, niye böyle hınç dolusunuz?

Biliyorum, bugün güçlüsünüz. Olmaya ki hık dese, ocağını söndürür; mık dese, alimallah sürüm sürüm süründürürsünüz. Malûm, devletin sopası elinizde, hele bir çıkarsın gıkını, hele bir ses etsin, gelenin geçenin başına vurmakta pek mahirsiniz. 

Lâkin büyüklerimiz bir söz söylemiştir, kulaklara küpe; 

“Zülüm ile abâd olanın ahiri berbat olurmuş” bilir misiniz?

Yazarın Diğer Yazıları

Bizi unutmayın!

Gazeteci, öğretmen Mehmet Şahin. Sesi hep kulaklarımdaydı, hiç gitmedi: “Gidiyorsunuz ama unutmayın bizi!” demişti

Dar Hejîrokê / İncir Ağacı

Sahi, yasaklanan neydi? İncir ağacı mıydı, dağların inciri mi; yoksa dağlarda bir güzel mi?

Hamam böceklerini öldürün!

Savaş, yoksulların vatanseverlik duygularını, zenginlerin ise iştahını kabartır