26 Haziran 2022

Fazla söze gerek yok: Huzurlarınızda Hatıra Gezer

Mertcan Karakuş'un ilk romanı tam da bugün, Onur Yürüyüşü günü, hikâyesi elinden alınanların hikâyelerine sahip çıkmak için portreler dizimize hatıralar arası vermenin aracı…

"Geçmiş, çarpım tablosuna benzer. Ezbere almaya değmeyecek birler sütunu gibi, hatırlamaya değmeyecek kısımları vardır. Hangi sayıyla çarpılırsa çarpılsın, kaç kere yaşanırsa yaşansın sonuç kendisidir. Etkisizdir bu anılar; gidişata, sahibinin hikâyesine ne destek ne köstek olurlar."

Hatıra Gezer, bugüne kadar bu köşede konuk ettiklerimiz arasında en ilginç hikâyesi olan, bir yandan da hiçbir hikâyesi olmayan bir diva. Kendi hikâyesi yok. Belki de var ama biz çok bilmiyoruz. 

Hatıra Gezer'in meselesi başkalarının hikâyeleri. Hatıralarda gezen, canı sıkıldıkça sahnenin tozunu attıran, kimin hatırasına girse o olan, zamanda cambaz kıvraklığında dans eden bir varlık.

Mertcan Karakuş'un ilk romanı tam da bugün, Onur Yürüyüşü günü, hikâyesi elinden alınanların hikâyelerine sahip çıkmak için portreler dizimize hatıralar arası vermenin aracı… Mertcan Karakuş'un bir kuir edebiyat örneği olan ilk romanı "Yüzen Küçük Şeyler" Ardis Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı.

Yüzen Küçük Şeyler geçmişle bugün, hatıralarla rüyalar arasında gidip gelen bir anlatı. Hatıra Gezer, yani Bergüzar görmüş geçirmiş, şekilden şekle nefes alır rahatlığıyla geçen bir anı gezgini. İnsanların kayıp hatıralarına, unuttuklarına ve yarıda kalmış hikâyelerine giriyor, o hikâyeleri onlara geri veriyor. 

Kendi hikâyesi elinden alınan LGBTİ+'ların, başkalarının hikâyelerini onlara hediye etmesinin romanını yazmış Karakuş. Merceği de odağı da LGBTİ+'lar değil. Lubunyalar, Karakuş'un anlatımında herhangi birileri. Ne özel ilgi var ne de karalama. Hayatın tam ortasından bir hikâye anlatıyor Karakuş. Bunu yaparken de İstanbul'daki lubunya gece hayatına, gündüzlerine, ara sokaklarda harcanan dedikodulara götürüyor. Bir yandan bizi kâh ömrünün son dönemindeki eşcinsel bir şarkısı ve menajeri görünümündeki sevgilisinin hikâyesine götürüyor kâh eşcinselliği tehdide dönüştürülmüş bir siyasetçi yoluyla devlet örgütlenmesine bakmaya zorluyor.

LGBTİ+'ların seçilmiş ailelerine göz kırpan Karakuş, Bergüzar'ın fantastik öyküsüne Orçin'i, genç bir lubunyayı dahil ederek kuşaklar arası aktarımı romanın meselesine dönüştürüyor. Hatıra Gezer'in, Bergüzar'ın ışıltısıyla büyülenirken; bir yandan da döneminin geçtiğini görüyoruz. Bu yanıyla Karakuş, içeriden bir gözle LGBTİ+ hareketinin kuşaklar arasındaki değişim ve dönüşümünü sezdiriyor.

Orçin, farkında olmadan el alıyor Bergüzar'dan. Bergüzar, hatıralar aleminde gezme görevini hiç de fark ettirmeden Orçin'e devrediyor. Bunu yaparken, İstanbul'un en lüks semtlerinden en köhne sokaklarına kenti anbean yaşıyor ve yaşatıyor. 

-Bir kuzgunla bir yazı masasının ortak noktası nedir?

Birilerinin hatıralarında gezinirken işler sarpa sardığında kendi hikâyene dönmenin sorusu bu soru romanda. Ne zaman Bergüzar, başkalarının hikâyelerinin dolambaçlarında çıkmaz sokaklara girse, Orçin bu soruyu sormakla yükümlü. Cevabı alana kadar yineliyor. Her ikisinin de sesi toksa saygı duyacağını duymak istiyor.

Sesin toksa saygı duyulmak, romanı okurken en çok takıldığım yerlerden oluyor. Döne dolaşa tok sesleri düşünüyorum. LGBTİ+'ları katletme çağrısı yapan seslerin tokluğunu, yasakların masaya vurulan tok seslerini ve bunların ötesinde bir imkanı aramanın tiz melodisini.

Karakuş, üçlemenin bu ilk kitabında o tiz seslere kulak veriyor. O tiz sesleri duymak için dinlemeye davet ediyor.

Onur Yürüyüşü kutlu olsun!

"Karanlık sahnenin tam ortasına menekşe moru bir spot vurdu. Işıktan daire yavaş yavaş genişledi. Şimdiye kadar hiç dinmeyen, devamlılığı sebebiyle de artık kimsenin kulağına takılmayan arka plandaki uğultu ışıkla beraber bir anda kesildi. İşçi arı garsonlar bile taş kesilmiş, sahneyi izliyorlardı. Cam boncuklu saçakların arasından, deniz mavisi satenden dikilmiş uzun eldivenli bir çift kol göründüğünde, sahnenin iki yanındaki dev hoparlörlerden çıkan disko-funk ritimleri salonu doldurdu. Art arda dizilmiş iri yağmur damlaları gibi görünen saçaklar müziğe uyarak iki yana doğru açıldılar. Hatıra Gezer bütün ihtişamıyla sahneye çıktı."

Yıldız Tar kimdir?

Sıfatsız gazeteci, Boğaziçi terk, Cranberries hayranı, fantastik roman müptelası.
2013 yılında gazeteciliğe başladı. Etkin Haber Ajansı'nda editör, Özgür Radyo'da program yapımcısı ve sunucusu olarak çalıştıktan sonra 2014'ten beri LGBTİ+ internet gazetesi KaosGL.org'ta sırasıyla muhabir, editör ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. Halen bu görevi sürdürüyor.

Sol, sosyalist siyasi partilerle LGBTİ+ hakları üzerine röportajları "Yoldaş Ben İbneyim" başlığıyla, trans kadınlarla röportajları "Dönmelere Doyamadık" ve Türkiye'deki LGBTİ+ hareketinin tarihine ilişkin sözlü tarih çalışması "Patikalar: Resmî Tarihe Çentik" ismiyle kitaplaştı. 

Kaos GL Derneği'nin senelik medya izleme raporunu kaleme alıyor. Çeşitli gazete, dergi, kitap ve dijital mecralarda LGBTİ+ hakları, hafıza çalışmaları, edebiyat, nefret söylemi ve medya okur yazarlığı üzerine yazıları yayımlanıyor. 

T24 internet gazetesine “İnsan Manzaraları” başlıklı portre röportajlar yapıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

"Özgürlüğümü tam olarak elime almamı HIV'e borçluyum"

"Sevgili HIV, hayatıma kattıkların için çok teşekkür ederim. Hayat direncimi arttırdığın, duruşumu dikleştirdiğin ve inancımı güçlendirdiğin için. Başka başka azınlıkların, ihlal ve ayrımcılıkların olduğunu görmeme, duymama fırsat yarattığın için de… Seninle daha da büyüdüm, olgunlaştım. Her düştüğümde tekrar ayağa kalkılacağını, son nefese kadar mücadele etmek gerektiğini de senden öğrendim"

Türközü'nden Milano'ya, Yarmuk'tan Şam'a bir peri masalı

Levo ve Ale ile tanışıklığımız 2014'e dayanıyor. İsviçre'nin Basel'inde bir etkinlikte tanıştık. Bir yıl geçmişti evliliklerinin üzerinden. Levo, şakayla karışık Ale'yi Şam'da nasıl tavladığını anlatıyordu. Ale, Levo'nun kafasındaki bitlerini temizlerken olanlar olmuş, aşk başlamıştı. Ale'ye göreyse, Levo ona başlarda çok soğuk davranmış, Ale için artık mesele kendini ispatlama yarışına dönmüştü. Gerisi hikâye diyorlardı

Besarabya'dan Almanya'ya dört kuşak Ankara hikâyesi: Akacak bir mecra

"Ben trans kadınım dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm. Neden döndüm, bilmiyorum. Bir keresinde çok güzel kadın kıyafetleriyle fotoğrafını attı. Fark ettim ki, ilk kez güldüğü bir fotoğraf atıyor. Onun o gülümsemesini görünce içimde bir şeyler oldu benim. O an anladım sanırım"