09 Ağustos 2019

“Sermayenin vicdanından” bir örnek de Bolu’dan

Marks doğru söylüyor, “sermayenin vicdanı yoktur”

Her alanda başarıdan başarıya koşan Türkiye’yi yerinden hoplatan son örnek Sutopu Milli Takımımız.

Sutopu Milli Takımı Avrupa Sutopu Şampiyonasında grubunda karşılaştığı Yunanistan’a 27 - 1, Hırvatistan’a 23 - 2, Hollanda’ya 22 - 5 yeniliyor.

Bu haberleri izleyenler sonunda tweet atıyor:

“Boğulmadan gelsinler, başka bir şey istemiyoruz!..”

Neyse ki, onlar boğulmadan geliyor da, ya biz burada?..

O “boğulmayı” en iyi anlatan kitapların birinden, bir bölüm:

“Kendi otomobilini üretmeyen ülkeye borç verip, otobanlar yaptırırız.

Sonra bankalarını satın alırız.

O bankalardan halka ucuz kredi verip, daha çok araba almalarını sağlarız. Böylece verdiğimiz krediyi arabalarımızı satarak, geri alırız, hem de faiziyle.

O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş bankalardan kredi ayarlarız.

Ayarlanan kredi asla o ülkenin Hazinesi’ne gitmez. O ülkede proje yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer. Enerji santralları, sanayi alanları, limanlar, dev hava alanları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton. Bizim şirketlerimiz kazanır, o ülkedeki birileri de nemalandırılır. Toplum bundan hiç bir şey kazanmaz, ülke büyük bir borcun altına girmiş olur.

Sonunda ekonomik danışmanlar olarak onlara deriz ki:

Bize büyük borcunuz var, ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğalgazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi bizim savaştığımız bölgelere destek olarak gönderin, elektrik, su, kanalizasyon, sanayi tesisi, ne varsa, özelleştirin ve çok uluslu şirketlere satın.

Böylece teknik sistemleri, sosyal hizmetleri, eğitim ve sağlık kurumlarını, hatta adli sistemi ele geçiririz.

Bu ikili, üçlü, darbeler sistemidir”. (John Perkins, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları).

Çok tanıdık bir senaryo!.. Hık demiş, sanki Türkiye’yi anlatmış!..

Perkins 2005’te yazıyor bunları. Perkins şirketler yönetmiş, yazarlık yapmış Amerikalı bir iktisatçı.

Türkiye ile ilgisi yok, genel politikayı anlatıyor ve Türkiye bu modele her yönüyle cuk oturuyor.

“Milli ve yerli AKP - MHP ortaklığının” profilini çiziyor.

Marks ve Steinbeck’in tespitleri

Kaz Dağları katliamı artık dünyanın da ilgisi çekiyor. Ve katliam pratikten teoriye doğru yorumlanıyor:

“Marks’a göre, sermayenin vicdanı yoktur. İnsanın ihtiyaç duyduğu değişimler sermayenin ihtiyacına karşıt düşer. Doğa ile ilişkisinde kamusal yarar var mı, diye düşünmez, sermaye karını düşünür”. (Erinç Yeldan, 7 Ağustos, Cumhuriyet)

Vicdanı o kadar yok ki:

“Kaz Dağlarında siyanür kullanımı sonucunda on milyon şeftali, kiraz, zeytin ve elma ağacı zarar görüyor ve bu ürünlerle geçimini sağlayan 750 bin kişi olumsuz etkileniyor”. (CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in açıklaması).

Her şey bu ölçüde ortada iken, AKP - MHP ortaklığı bu talana nasıl izin veriyor?..

Nobel ödüllü yazar John Steinbeck’in bir sözü aklıma geliyor:

“Kendi kaynakları dururken, başka ülkenin kaynaklarına yönelen güce biz emperyalist güç diyoruz”.

Türkiye şu anda emperyalizmi birebir yaşıyor.

Bolu, Yeniceşıhlar direnişi

Ancak Türkiye için bu manzaralar sadece son döneme mahsus değil. İşte 2014 yılından bir örnek:

Dere yatağını kum ve çakılla örtüp, yol yapıyorlar. Kırk yıldır seksen hanenin ihtiyacını karşılayan su  kuruyor, çeşmeler kuruyor.

300’den fazla ağaç kesiliyor, orman büyük tehdit altında.

Köylüler usulsüz kapatılan dere yatağına oturuyor. Jandarma geliyor, “kalkın” diyor, insanlar kalkmıyor, bu kez zorla kaldırıyor jandarma. Bazı gençlere kelepçe vuruluyor.

Köylü para ve hapis cezası ile korkutuluyor.

Direnen köylüler köprü üstünde karşıdan hızla gelen araçların ortasında kalıyor. Yaşlı bir kadın, bir anda kendisini kepçe içinde buluyor. Vücudu yara bere içinde kalıyor.

Köyün girişine “inşaat sahasıdır, girilmez” diye tabela asılıyor. Köyün girişine!..

Dinamitler patlıyor, köylünün tarlasına giriliyor.

Burası Bolu’ya bağlı Mudurnu’nun Yeniceşıhlar Köyü. Köyde birileri taş ocağı açmak istiyor.

Köylü “burası bizim yaşam alanımızdır” diye direniyor, bir köylü kadın “dayak yedik, küfür yedik, insanın kendi yaşam alanını koruması suç mudur” diye haykırıyor. Aynı kadın anlatıyor:

“Halen mahkeme devam ediyor. 82 yaşında bir kadının jandarma elini, kolunu çekti, kadının kolu morardı, şişti. O kadının evi şirketin kiraladığı arazinin içindeydi, kadının evini alıyorlar.

Şirket çalışmaya başladıktan sonra çamlar gri toz oldu, kurumaya başladı.

Bazı gazeteler buradaki şirketin köylüye iftar yemeği dağıttığını yazdı”.

Doğa katliamı ile direnişi ile jandarmanın tavrı ile ve medyası ile tipik bir Türkiye fotoğrafı.

Köylü taş ocağını engellemek için açtığı davayı kazanıyor, mahkeme yürütmeyi durduruyor. İki yıllık direnişin sonunda maden firmasının lisansı iptal ediliyor.

Marks doğru söylüyor, “sermayenin vicdanı yoktur”.

Yazarın Diğer Yazıları

Osman, Ahmet, Nazlı ve diğerlerinin derhal tahliyesi gerek

"Basının görevi muhalefet etmektir ve bu ifade özgürlüğünün devamıdır. Dolayısıyla, muhalefet etmek yardım ve yataklık için delil sayılamaz."

Adım adım "Düyun-u Umumiye"

Örtülü ödenekten olağanüstü harcamalar... "İtibardan tasarruf olmaz" deyip, sonu gelmeyen harcamalar... Ve şimdi "Borçlanma Genel Müdürlüğü"...

Bir onur anıtı: Tomris Türmen

Yıllarca "Birleşmiş Milletler'de en yüksek rütbeli Türk memur" olarak görev yapan Tomris Türmen şimdi Avrupa'nın en yüksek ödüllerinden birinin sahibi