27 Mart 2020

Koronavirüs'lü günler akıp giderken…

Aradan geçen iki haftanın sonunda Covid-19 tanısı yapılması sırasında yapılan değerlendirmelere bir yenisi eklendi. Artık, şüpheli hastalara son iki hafta içinde İstanbul’a gidip gitmedikleri veya İstanbul’dan gelen bir kişiyle temaslarının olup olmadığı soruluyor!

Türkiye’nin Koronavirüs'lü günlerinde ikinci hafta geride kalmak üzere. Covid-19 ya da bilinen adıyla Koronavirüs salgını hayatımızın hem ana gündem maddesi, hem de rutini oluverdi.  

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Türkiye’deki ilk Covid-19 vakasını kamuoyuna duyurmasıyla birlikte toplumda ilk birkaç gün yaşanan "heyecanlı" günler, yavaş yavaş "sıkıntılı ve sorunlu" günlere dönüşmeye başladı.

Günler birbirini kovaladıkça anlaşıldı ki, Covid-19’un Türk insanına karşı da hiç şakası yok. Bakan Koca’nın her gece yarısına yakın saatlerde açıkladığı sayılar, hastalığın insanımızı diğer ülke vatandaşlarından ayıran bir seyir izlemediğini net biçimde gösteriyor.

Koronavirüs'ün ilk ortaya çıktığı dönemden itibaren Türkiye’de yeterli test yapılıp yapılmadığı ya da test yapılmaya ihtiyaç olup olmadığı tartışmalarının gölgesinde bugün geldiğimiz noktada sürecin henüz tam olarak kontrol edilemediği değerlendirmeleri mevcut.

Bu yazıyı kaleme aldığım dün gündüz saatlerinde yaşamını yitiren yurttaş sayımız 59’a ulaşmıştı. Yanı sıra hastanelerde tedavi altında bulunan pozitif konumda 2 bin 433 Covid-19 hastası var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anlatımında açıkladığı 8 bin 554 kişinin ise; hastalık belirtileri taşıyan, test sonuçları henüz netleşmemiş şüpheli hasta sayısı olduğu ifade ediliyor.

İstanbul’un kontrolü

Covid-19 salgınının neredeyse ülkenin her köşesine yayıldığı artık bir gerçek. Sağlık Bakanı Koca bu durumu bizzat açıkladı.

İki haftayı bitirmek üzereyken salgın konusunda konuşulan konular ve yapılan değerlendirmelerin ana ekseninde, virüsün kontrol altına alınması ve toplumun bu amaçla evlere çekilmesi geliyor. Gerek salgınla mücadele eden sağlık uzmanlarının, gerekse hükümetin yaptığı çağrılara karşın toplum henüz evlere çekilmedi.

İlk günlere kıyasla her ne kadar evlere çekilme görülse de, henüz istenilen düzeyde değil. Özellikle İstanbul bu konuda kötü örnek olarak karşımızda duruyor.

Kalabalık olması bir yana, kentin günlük insan sirkülasyonunun yüksek olması Covid-19 mücadelesinde yer alanların elini kolunu bağlamış durumda.

Sınırların kapatılmasıyla yurtdışı bağı kesilmesine rağmen, yurtiçinden havayolu ve karayoluyla kente yapılan giriş - çıkışların halen sürmesi, salgınla mücadeleyi oldukça zorlaştırıyor. Hastalığın ülke içine yayılma hızı maalesef yükseliyor.

Zaten bu nedenle İstanbul’dan gelen bilgiler pek iç açıcı değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Koca, İstanbul’un sürecini yakından izliyor.

Yedi tepeli kentimizle ilgili kritik zamanlarda "İstanbul tutulursa, tüm Türkiye tutulur" prensibi vardır. Ülke genelinde yapılması planlanan herhangi bir işin, faaliyetin, siyasetin, ticaretin ya da organizasyonun başlama noktası hep İstanbul olur. Tüm planlamalar, İstanbul ve İstanbul’da yaşayanlar üzerinden hesaplanır.

Tanıda İstanbul sorusu

Covid-19 salgınıyla mücadelede İstanbul’un tutulması yani virüsün yayılmasının kontrol altına alınması çok önemli.

İşte bu nedenle, ülke genelinde olmasa bile sadece İstanbul özelinde katı önlemlerin alınması mecburiyet haline geliyor. Bu sokağa çıkma yasağı veya kente giriş çıkışların yasaklanması olabilir.

Sağlık Bakanı Koca, Meclis’teki Koronavirüs sunumunda şu değerlendirmeyi yapmıştı:

"İran izole etmeyerek virüsün tüm ülkeye yayılmasına sebep oldu. İtalya, Çin’den gelenlerin ülke içinde serbestçe dolaşmasına izin vererek virüsün bütün Avrupa’ya yayılmasına sebep oldu."

Demek ki izolasyon yani evde yaşamaya alışma ve serbest dolaşımın önlenmesinin şu günlerde Türkiye için hayati önemi var.

Sahil yolunda polis aracının "evlerinize kalın" çağrılarını dikkate almayıp, boğazda balık tutmaya devam eden yurttaşların evlerine gitmesini sağlamak adına devletin kenti kontrol atında tutması elzem olacaktır.

İstanbul’la ilgili bir notu daha verip bitireyim: Aradan geçen iki haftanın sonunda Covid-19 tanısı yapılması sırasında yapılan değerlendirmelere bir yenisi eklendi. Artık, şüpheli hastalara son iki hafta içinde İstanbul’a gidip gitmedikleri veya İstanbul’dan gelen bir kişiyle temaslarının olup olmadığı soruluyor! Yani, İstanbul’umuz Covid-19 tespit parametresine girmiş bulunmaktadır.

Şeffaf bilgilendirme zorunluluğu

İlk vakanın ortaya çıkmasından sonra Sağlık Bakanlığı’nın dolayısıyla devletin eleştirildiği konuların başında hiç kuşkusuz şeffaflık geliyor.

Bakan Koca’nın açıkladığı sayılar tartışması, kimi uzmanlarca televizyon programlarına ve sosyal medyada yapılıyor. Tanı veya ölümlere farklı gerekçeler verilerek sayılar üzerinde oynamalar yapıldığı tartışmaların odağında yer alıyor.

Biraz olsun bu tartışmayı sonlandırmak amacıyla Sağlık Bakanlığı çarşamba gecesinden itibaren eskisine göre daha çok verinin paylaşıldığı yeni bilgilendirme sistemine geçti. Ancak, bu uygulama tartışmayı sonuçlandırmadı.

Uzmanlar, bu noktada, "1 Ocak 2020’den ilk vakanın açıklandığı 11 Mart 2020’ye kadar olan zaman dilimi içinde Türkiye’de ne kadar grip ve zatürre tanısı" konulduğu sorusunun yanıtının önemli olduğuna dikkat çekiyorlar.

Ayrıca bugüne kadar hangi kentte ne kadar Covid-19 şüphelisi hasta ve tanı konulan hasta bulunduğunun da kıymetli veri olduğu belirtmek yanlış olmaz.

Detaylı bilgilendirme yapmaya başlayan Sağlık Bakanlığı’nın belli sayı aralıkları kullanılarak renklendirme yaparak hazırlayacağı Türkiye haritasının yayımlanmasının herhangi bir panik havası yaratılmasında etkisinin olmayacaktır.

Kaldı ki Kızılay, salgınla mücadele çalışmaları kapsamında 300 sahra çadırı imalatına devam ettiğini açıkladı.

Sonuçta Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’nin paylaştığı veriler üzerinden benzer bir harita hazırlayıp dünya kamuoyu ile paylaşıyor. Halkın şeffaf bilgilenmesi ve kuralların uygulanmasını sağlamak amacıyla söz konusu yöntemin bir zararı olmayacaktır.

Hızlı test kiti

Sağlık Bakanlığı, daha kısa sürede sonuç veren test kitini virüsün dünyaya yayıldığı Çin’den getirtti. Yaklaşık 15 dakikada verdiği sonuçla şüpheli hastaların Covid-19’a yakalanıp yakalanmadığını tespit ettiği belirtilen tespit kitinin, gerçekte daha sonra uygulanan referans tespit kitlerine hazırlık aşaması olduğu uzmanlarca ifade ediliyor.

Dolayısıyla Bakan Koca’nın test sayısındaki artış miktarı açıklamasının hızlı testi içermediği, yurt geneline yayılan referans laboratuvar sayısının artırılmasıyla birlikte yaşanacak olan tespit miktarı olduğu belirtiliyor.

Zaten şu anda Ankara’daki test sonuçları iki gün sonra verilmeye başlandı. Devlet hastanelerinde alınan testlerin sonuçlarının pozitif olması halinde hastaya telefonla ulaşılarak tedaviye davet edilmesi uygulaması başlatıldı. İki gün içinde telefonla aranmayan şüphelilerin test sonuçları negatif olarak değerlendiriliyor.

Önce negatif, sonra pozitif sonuçlar

Test konusuna değinmişken; bazı negatif test sonuçları alan kişilerin daha sonra pozitif sonuçla hastaneye yatırılması kamuoyunda soru işaretleri yaratıyor.

Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim bu tür hastalara bir örnek. Bu durumun nedeni olarak, testlerin hatalı uygulanması sonucunda negatif sonuçlar çıkabildiği, ancak hastanın klinik bulgularıyla pozitif sonuca ulaşılabiliyor. Böylelikle, birden fazla yöntemle elde edilen verilen örtüşmesiyle hasta hakkında tanı konulup tedaviye başlanıyor.

Sağlıkçıların iş güvenliği

Covid-19’un ilanından sonra tartışılan diğer konu başlığı ise sağlıkçıların iş güvenliği oldu. İtalya ve İspanya’daki örnekler vahim. Covid-19 tanısı konulan hastalara gerekli önlemleri almadan müdahale eden binlerce sağlık çalışanı pozitif tanıyla tedavi görüyor.

Benzer durumu ülkemizde de görmek mümkün. İlk vaka açıklanmadan önceki dönemde grip ve zatürre şikâyetiyle devlet ve özel sağlık kurumlarına gelen hastalara gereken tespit testinin yapılmaması Türkiye’de de pek çok sağlık çalışanının virüs kapmasına neden olduğu uzmanlar tarafından ifade ediliyor.

Covid-19’un, grip ve zatürre ile benzer özellik göstermesi nedeniyle 11 Mart’tan önceki dönemde aslında Covid-19 hastası olan ancak tam tespiti yapılamayan hastalarla birlikte tedavi eden kimi sağlık personeli de Koronavirüs tedavisi görüyor ne yazık ki.

İstanbul’da Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren 33 yaşındaki sağlık personeli Dilek Tahtalı örneklerden birisi maalesef. Henüz daha Türkiye’de ilk tanı açıklanmadan dört gün önce Covid-19’un olası bulgularını sosyal medyadan paylaşan Tahtalı, sonrasındaki tedaviye karşın yaşamını yitiren sağlık emekçisi oldu.

Bu aşamada hastanın yaşamı ne kadar önemliyse, sağlıkçının sağlığı da o kadar önemli. Sağlık Bakanı Koca, önceki açıklamalarından birinde istifa etmiş sağlık personelini yeniden göreve başlatılması için çalışma yapıldığını açıklamıştı.

Koca’nın satır arasında kalan bu açıklamasının anlamı, "istifa da etseler, ihtiyacımız olan personele iş başı yaptıracağız"dır.

Bakanlığın "gerekli malzeme gönderiliyor" açıklamasına karşın, gerek sosyal medya, gerekse kimi yazılı ve görsel medyada eksikler olduğu konusunda kamuoyuna bilgiler yansıyor.

Sağlıkçılar, bu dönemin asıl kahramanlarıdır. Haklarını ödememiz çok zor.

* * *

Bu hafta da okuyucuların anlayışına sığındım!

İstanbul - Taksim Meydanı (Fotoğraf: Murat Bay/Sendika.Org)

Yazarın Diğer Yazıları

Kovid-19’da kritik eşik neden yıkıldı, şimdi ne olacak?

Tam işler yolunda giderken önemli bir kırılma yaşandı. Bu kırılmanın merkezinde Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) vardı

VIP dinleme dosyasında gelişme: Savcı, beraatlere istinaf yolunu açtı!

Yargılama verilecek karar sonrasında yeni boyut kazanabilir

FETÖ’yle mücadeleye iki örnek

Polislerin cemaatlerin eline düşmemesi için çaba sarfeden Tanrıver’in her koşulda görev yeri otel ve çalıştayların yapıldığı polis kampının müdürlüğü olmamalıydı