08 Haziran 2019

Ekrem İmamoğlu neyi temsil ediyor/neyi temsil etmeli?

İnsan kazandığı zamanki değil, kaybettiği zamanki tutumu ile kendini belli eder

Pontus vs tartışması tamamen ırkçılık ve nefret suçları kapsamına giren bir davranıştır. Ülkemizde insanların soyunun sopunun dökümünün en iyi devletin bazı arşivlerinde olduğunu herkes biliyor ama bu ülkeyi yönetenlerin bu şekilde bir seçim kampanyasının arkasında durmasını izah etmek mümkün değil. Kala kala buna mı kaldılar diye düşünüyor insan. Bir insana iftira atmak, kara çalmak en büyük günah sayılmalıdır. Politikacılar da herkes gibi dinimizin kurallarına uymak zorundadır; onlar için bir ayrıcalık yoktur.

Bugünlerde rahmetli Erbakan’ı hatırlamalıyız. Ben onun kimseye garez attığını duymadım, bilmiyorum. Çünkü o dindar olmakla, ahlaklı olmayı beraber gören bir insandı. Hem insan hem politikacıydı. Politikacı olunca insan olmayı bir kenara bırakan birisi değildi. Şu anda Ekrem İmamoğlu’na örgütlü olarak saldıranlar ve kara çalmaya çalışanlar ise dindar olduğunu söylüyorlar ama ahlaklı davranmıyorlar. Yani sanki bir ahlaka ihtiyaçları yokmuş gibi davranıyorlar. Bizler için en büyük hayal kırıklığı budur. Seçimler geçer, birileri kazanır, birileri kaybeder ama Hitler zamanını aratan bir seçim kampanyası yürütenlerin bu güzel ülkeye ve halkımızın kültürüne zarar verdiklerini görmek esas üzüntü kaynağımızdır.

Öncelik kadınların ve çocukların olmalı

Ekrem İmamoğlu’nun önceliği kadınlar, anneler ve çocuklar olmalıdır. İstanbul’da 4 milyon çocuk yaşıyor. Bugünlerde karne alacaklar; bir çocuk hekimi olarak onların sevinçlerini, üzüntülerini kalbimizde hissediyorum. Bir aile yoksul olabilir; baba, şu ekonomik kriz günlerinde işsiz olabilir ama biz toplum olarak yoksulluğun çocukları ezmesine izin vermemeliyiz. Çocuklar ülkenin ekonomik durumu düzlüğe çıkana, aileleri daha iyi gelire sahip olana kadar bekleyemez. Bilim insanları yoksulluğun en çok çocukların beyin gelişimini bozduğunu söylüyor. Buna hakkımız yok. Biz annelerin çocukların yüzü güldüğü zaman yüzlerinin güleceğini biliyoruz. İstanbul belediyesindeki israfa son verilmesi ve buradan elde edilen kaynakların çocuklara harcanması en büyük dileğimizdir. Öncelikle İstanbul’da yoksul çocukların yaşadıkları bölgelerde 1000 kreş açılmalı, İstanbul’daki okullarda sağlıklı ve doyurucu öğle yemeği verilmeli; bunun için “Halk Ekmek” gibi “Halk Yemek” fabrikası kurulmalıdır.

Anadolu insanı

Ekrem İmamoğlu, Anadolu insanı, has bir Karadeniz çocuğu izlenimi veriyor. Ben onun şu dünyada iyiliğe, dürüstlüğe, samimiyete ve mertliğe olan inancını koruyan bir insan olduğunu uzaktan hissediyorum. Bu sayede umudunu da koruduğunu, her gün bu seçim için yalan söylesem, kazanmak için her şeyi yapsam, çocuklarımın yüzüne nasıl bakarım diye düşündüğünü tahmin ediyorum. Bugün, seçimlerin yenilenmesinin nedeninin yolsuzluk vs olmadığını herkes biliyor. Zaten YSK’nın son kararları kendi iptal nedenlerini de geçersiz hale getirdi.

Seçimlerin yenilenmesinin, ülkenin kaynaklarının tekrar seçim için boş harcanmasının tek nedeni, İstanbul’u Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasını sindirememeleridir. İnsan kazandığı zamanki değil, kaybettiği zamanki tutumu ile kendini belli eder, mertlik sınavından geçip geçmediği o zaman anlaşılır. Öyle uzun cümleler kurmaya gerek yok ama mert olmadıklarını söyleyebiliriz. Mert olsalardı kul hakkı yemezler ve kaybettiklerini kabul ederler, kendilerini de bu şekilde kötü duruma düşürmezlerdi.

Eğer Ekrem İmamoğlu’nun yerinde onlar olsalardı, bu kadar açık bir adaletsizliğe maruz kalsalardı, yeri göğü inletirlerdi. Hepimiz, onu çok zorladıklarını, belaya çekmek için çaba gösterdiklerini görüyoruz. Onun yine de duruşunu korumaya çalıştığını, ama bazen ağır haksızlıklara karşı sesini yükselttiğini de görüyoruz. İnsan onun isyanını anlıyor. Öte yandan ise isyan ederken insanları üzüp, kırdığında özür dilemesini de bilecek bir kişi olduğu da belli. Size bir tek örnek vermek istiyorum; bir ülkenin iç işleri bakanı en güvenilir, ketum ve adil kişi olmalıdır. Onun görevi suçları önlemek, suçluların adil bir şekilde yakalanmasını sağlamaktır. Oysa şimdi onu, bütün enerjisi ile seçim kampanyası yürütürken, Ekrem İmamoğlu’na en ağır sözleri söylerken görüyoruz. Bu şekilde davranan bir içişleri bakanı nasıl seçim güvenliğini sağlayacak? Elimizi vicdanımıza koyalım ve bu soruya cevap verelim. Aynı içişleri bakanı esas işi olan konularda, örneğin dövülen gazeteciler konusunda ya da suçu ne olursa olsun cinsel organlarına elektrik verildiği iddia edilen kadınlar konusunda bir şey yaptı mı? Bunlarla ilgili bir şey duymadık. İşi gücü Ekrem İmamoğlu ile uğraşmak. Sanki seçime Binali bey değil, o giriyor. Bunları halkımızın görmesi lazım.

Dürüst ve iyi insan kalmaya söz vermek

Mertlik demişken, bunu bir erkeklik sözü gibi değil, tutarlılık anlamında kullandığımı söylemek isterim. Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul için aday olduğunu açıkladığı andan beri inanmadığı hiçbir şeyi oy için söylemediğini, oy versinler diye kimseye şirin görünmeye çalışmadığını görüyoruz. Zaten bunu yapmayı da bilen birisi olduğunu da sanmıyorum. Hayatı boyunca evrensel değerlere ve Anadolu kültürüne dayanan ve özgürlüğün ekmek gibi, su gibi ihtiyacımız olduğuna inanan birisi olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu yüzden de Selahattin Demirtaş’ın özgürlükçü söylemlerini desteklediğini ve onun baskı için içerde olduğunu düşündüğünü sanıyorum. Bunları söyledi diye ağza alınmayacak sözler söyleyenler şimdi oy için Kürtlere şirin görünmeye çalışıyor. Hepimize, şunun cevabının verilmesi lazım: İstanbul’dan birkaç kilometre uzaklıkta hapiste yatan Selahattin Demirtaş ve arkadaşları serbest bırakılmadan, Kürtçenin örneğin Katalanca kadar, Bask dili kadar özgür olması sağlanmadan Kürtçe birkaç cümle kurmanın bir anlamı olabilir mi?

Söyleyecek çok şey var ama ülkemizde yapıldığı şekliyle politikanın toplumun huzurunu bozduğunu görüyoruz ve o yüzden Ekrem İmamoğlu’nun “Her şey çok güzel olacak” derken, hepimizin esenliğe ve mutluluğa, çocuklarımıza iyi bakmaya, bir işimizin olmasına, barış içinde, uygar bir ülke yaratma heyecanı ile çalışmaya ihtiyacımız var demek istediğini düşünüyorum. Bu seçim kampanyası boyunca en çok çocukların onu anlıyor olmasına sevindiğimi; onların yüzlerindeki sevinçle bahtiyar olduğumu söylemek istiyorum.

Toplum olarak ondan öyle şatafatlı sözler vermesini değil ama dürüst ve iyi insan olmaya devam edeceğine açıkça ve onuru üzerine söz vermesini istiyoruz.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Arkadaşım Diyabet İznik Kampı 2019’dan kalan: “Bu kamptan eve yalnız olmamayı götürüyorum”

Diyabet: Hiç geçmeyecek kadar bilgili, her gün geçecek kadar ümitli olmalıyız

Okulda diyabet bakımı ve okul hemşireleri

Sağlıkta bütüncül yaklaşım, okul sağlığı ve okul hemşireliği sistemi

Tahir Elçi’den kalan…

Ortaklığa nasıl ulaşabiliriz?