02 Temmuz 2019

Performans ve fikir sanatçısı Genco Gülan ile çok akıllı ve bol fikirli bir söyleşi

Türkiye’de sanata yönelik genel bir umursamazlık durumu aslında belli bir özgürlük alanı da yaratıyor

Heykel, resim, video art, performans sanatçısı, teorisyen ve akademisyen (Boğaziçi ve Mimar Sinan Üniversitelerindeki derslerine ara vermiştir) Genco Gülan kavramsal sanattaki disiplinler arası üretimi nedeniyle ‘fikir sanatçısı’ olarak tanımlanıyor. Eserleri City University, UC Santa Barbara ve Teksas Rice gibi pek çok üniversitede de ders olarak müfredata girdi. Yurt içi ve yurt dışı başarıları bu kadarla sınırlı değil, say say bitmez. Dolayısıyla kendisini takip etmek zihin açan, ezber bozan derin bir zenginlik katacaktır yaşamımıza! Ama önce söyleşimize buyurunuz lütfen!

Kimsiniz siz Genco Gülan? Yaramaz bir çocuk gibisiniz ama yaramaz çocuk olma konusunda çok ciddisiniz. Neden böylesiniz?

İsmim Genco olduğu için genç kalmaya çalışırım, bedenen ve ruhen… Spor yaparım, yediğime, içtiğime dikkat ederim, bolca okurum. Yıllar geçtikçe bu iş daha da zor olacak biliyorum ama yapıtlarımı da genç ve taze tutmak isterim. Çocukları ve hayvanları severim. Picasso da çocuklar ile çok iyi anlaşırmış zaten! Benim sanatta aradığım şey mükemmellik değil sürpriz… Bu da sürekli bir yeniliği ve yenilenmeyi gerektiriyor. Birey olarak da şahsıma münhasır olmaya gayret ederim. Aykırı değil ama ayrı, sürüden ayrık! Klasik artist tiplemesinden, tiplemelerinden özellikle uzak dururum. Sadece üretim şeklim değil yaşama şeklimi de farklı tutmaya çalışırım. Siyah kuğu yavrusu olmanın da bedeli var kuşkusuz… Görünmez olmaktan vazgeçmek, özellikle muhafazakârlaşan toplumlarda daha da riskli bu duruş ama bizim meslek de böyle bir şey. Sanatçı özgür olmaz ise yapıtlarının da özgün olması mümkün olamaz.  Şunun da altını çizmek lazım: Evet, şahsiyet bir proje olamaz fakat insan kendini geliştirebilir: İnsan kendi korkularının, tutuculuklarının, alışkanlıklarının üzerine gidebilir, gitmelidir. Zor ama imkânsız değil. Buralarda da her zaman keşfedilecek yeni kıtalar (Bkz. Aydın Uğur, 1991) bulunur.

Size ‘düşünce sanatçısı’ tanımlaması yapılmış ve bu çok doğru çünkü size heykeltıraş, ressam, performans sanatçısı ve/ ya ne desek az, eksik kalıyor.  Siz ne dersiniz?

Büyük sanatçılar, üstatlar sadece sanatları ile değil aynı zamanda yarattıkları sanat akımları ile kendilerine sanat tarihinde yer edinirler. Örneğin ressam Yüksel Arslan, doğal malzemeler kullanarak ürettiği yapıtlarına ‘arture’ adını verirdi. Benzer nedenlerle, ben de sanat üretme yöntemlerimi, çizgimi tarif etme gereğini duydum ve ‘fikir sanatı’ (idea art) üst başlığına ulaştım. Yapıtlarımın çıkış noktasında fikirler bulunur, bu fikirler farklı mecralarda, değişik malzemeler ile vücut bulurlar. Aynı fikir bazen bir yağlı boya resim, bazen bir heykel, bazen de üzerinden yemek yiyebileceğiniz bir seramik olarak karşınıza çıkabilir. Burada aç parantez, bu seramiğin üzerinden yemek yemenin de ayrı bir fikir olduğunu unutmamalı, kapa parantez…

Şahsen kavramsal sanatı göreceli olarak daha bağlayıcı buluyorum. Düşünsel bir şemsiye bazen çok kısıtlayıcı olup yaratıcı süreci olumsuz etkileyebiliyor. Batıcı modernist minimalizmi sıkıcı buluyorum. İdeal arayışı ve buna ulaşma çabası da çok totaliter bir yaklaşım. Günümüzün eklektik post-post (iki kez) modern durumunda küçük fikirler ile yetiniyorum açıkçası. Seyircinin daha fazlasına vakti yok zaten. Önceliğim bunları doğru bir şekilde paylaşmak, aktarmak, postayı doğru adrese teslim etmek. Sonra seyirciyi tekrar misafirliğe çağırmak, sohbet edip yepyeni fikirler bulmak için…

Uluslararası alanda pek çok ödülle onaylanan, müzelere giren bir sanatçı olarak ülkemizde işlerinize olan ilgi nasıl? Memnun musunuz?

Çok şükür, ülkemizden de ödüller alıyorum. Küçük, kırılgan heykelcikler insana moral veriyorlar doğrusu. Fakat şunu da belirtmeliyim ki Türkiye’nin günümüzde içinde bulunduğu politik ve ekonomik ortamında, yapıt üreten her sanatçı, ayrı ayrı ödüllere layıktır.  Milliyet Sanat dergisinin yaptığı  yarışmadan da daha yeni bir heykelcik aldım. Ödül kırıldı, paramparça oldu ama heykelim Alo, Alo, Alo, Alo (Heykel Sanatında Yeni Keşifler yarışmasında Genco Gülan’ın ödül aldığı eserin ismi) yaz boyunca Kemer Country’de sergilenmeye devam edecek.

Varmaya, ulaşmaya çalıştığınız bir nokta, hedef, yer var mı? Amacı nedir sizin gibi disiplinler arası bir sanatçının?

Farklı amaçlarım ve hedeflerim var. Birincisi, yaptığım işi sürdürebilmek. Yani başladığım işleri tamamlamak, projelerimi realize etmek.  Yapıtlar dolaşıma girdikçe yenilerini üretmek, bir anlamda çarkı döndürmek. Bu daha gündelik, lojistik, somut bir dilek… İkincisi ve daha önemlisi, seyirciden, sanat yazarlarından, edebiyatçılardan geri bildirimler toplamaya başlamak ki bu sayede sibernetik daire tamamlansın, yeni fikirler yakıtlarına kavuşsun ve yeni gezegenlere seyahat başlasın!

Bir heykeli yapma veya bir resme başlamaya iten nedir? İlham gelir mi mesela? Nasıl başlarsınız bir esere?

Hemen her gün düzenli olarak üretirim. Hep düşünürüm. Aklıma gelen fikirleri not alırım, eskiz yaparım ve bunları sıra ile uygulamaya çalışırım. Benim için ilham gelmesi diye bir şey yok, zira ilham gitmez hiç, çok şükür.  Periler hep buradadır, benimle birliktedirler. Omuzlarımın üzerinde otururlar, kedim Kiki gibi…

Yaratıcı süreçte fikir işin en hızlı kısmıdır. Bazen cümle bitmeden çözüm akla gelir. Gerçek dünyanın problemleri bundan sonra başlar. Üretim süreci olarak adlandırdığım, resmi boyama süreci veya heykel için kalıp alınması döküm vesaire benim için ikincil önemdedir ve keyif alınması değil hemen, hızlıca bitirilmesi, geçilmesi gereken bir zaman aralığıdır. Bazen yapıtın üretilmesi onlarca dakika, bazen de onlarca sene sürer. Üçlemenin son kısmı, seyirci ile buluşma, buluşturma süreci. Burada hangi yöntem doğru, fizibilite nasıl işler? Seyirci ile etkileşim benim için süreçten daha önemlidir.

Resim, heykel, yerleştirme, video, dijital sanat ve performans sanatı yapan disiplinler arası bir sanatçı olarak en aykırı duran sanki performanslarınız. Performans sanatçısının temel dürtüsü nedir? Ne yetmediği için performansa karar verir sanatçı?

Performans sanatı icra ederken sanatçı, seyirci ile karşı karşıyadır. Aradan mecra ve malzemenin kalkması özel durumlarda sihirli sonuçlar yaratabilir. Örneğin bir keresinde çarşamba günkü New York açılışıma, teknoloji yardımıyla, Perşembe günü Ortaköy’de yaptığım bir performans ile katılmıştım. Bir çeşit zaman yolculuğu olarak adlandırabileceğimiz bir durumdan söz ediyoruz. Fakat böylesi özel anlar yaratabilen mecranın dezavantajı –ve biricikliği- de tekrarlı olmamasıdır. Yakaladın yakaladın, yoksa geçmiş olsun…  Düzenli sanat üretirim ama düzenli olarak performans, happening yapmam. Bir sonraki ne zaman, nerede onu bilmem, bilirsem de söylemem.

Türkiye’de performans sanatçısı olmak başlı başına bir performans değil mi? Nerden geliyor bu cesaret?

Performans yapmak dünyanın her yerinde zordur. Yani genel olarak sanat yapmak dünyanın bazı bölgelerinde daha kolay olabilir ama bunu performans alanına genelleyemiyoruz. Bu alandaki işlerin, yapıtların zaman, mekan ve kültüre özgü olması etkiyi çok daha fazla arttırabilir. Veya aynı eylem, farklı yerlerde, farklı anlamlar taşıyabilir. Örneğin; Köln’deki bir festivalde verdiğim atölyeden sonra bir performans yapmaya karar verdim. Ahşap bir sandalye alıp tek yönlü bir yolun ortasına koydum. Trafiğin geldiği yöne bakar şekilde üzerine oturdum. Karşıma bir otomobil geldiğinde ortada büyük bir gerilim doğdu. Sürücü ve ben, ikimiz de oturuyorduk ama karşımdaki şahıs metal bir aracın içindeydi. Benim ise herhangi bir korumam, korunmam yoktu…  Karşıma çıkan pahalı otomobilli ikinci şoförün tepkisi ilkinden çok farklı oldu. Böylesi bir performans farklı ülke ve kültürlerde farklı sonuçlar verir.

Başka bir projede, Brezilya’da çektiğim Çığlık isimli video için sokaktaki insanlardan çığlık atmalarını istedim. Farklı renk, cinsiyet ve yaştaki insanların çığlıkları da birbirinden çok farklıydı. Aynı projeyi Kore’de devam ettirmek istedim, konuştuğum insanlar çığlık atamadıklarını söylediler. Projeyi Amerika’da Yale Üniversitesinde sunduğumda, Dekan benzeri bir yöntemi 1970’lerde psikolojik tedavi için kullandıklarını söyledi. Türkiye’de sanata yönelik genel bir umursamazlık durumu aslında belli bir özgürlük alanı da yaratıyor. Fotoğraf çekimleri sırasında Londra’da 2 kez tutuklanma tehlikesi geçirdim ama İstanbul’da benzeri bir sorun ile hiç karşılaşmadım. Coğrafyamızda sanat üzerinde başka tip baskılar var, bunlar da yaptığımız işi çok daha değerli kılıyor.

Hem yaptığınız işi, hem de kendinizi, planlı ve bilinçli bir şekilde gülünç duruma düşürmek ister gibi bir tavrınız var. Ya da bizim anlamaya tam yetmediğimiz ve nasıl tepki vereceğimizi sınayan işler… Biraz anlatır mısınız?

Çağdaş sanatın komik olmamak gibi bir derdi yoktur. Biz işimizi ciddi olarak yapıyor olsak da mizah işin parçası. Komedya olmadan, hep tragedya çok yavan olur. Bu elde var bir. Daha önemlisi, seyirciyi tam anlamıyla, dediğiniz gibi, ‘iki arada bir derede bırakmak’ tam da çağdaş sanatın yakalamaya çalıştığı etkidir. Zira insan beyni sadece kararsız kaldığı anlarda çalışır. Bizim de talip oluğumuz şey aslında göz bebekleriniz değil beyninizdeki loblar arasındaki elektrik akımıdır. Beyin çalışınca, yaşlanma ile beraber gelen küçülme süreci yavaşlar, Alzheimer riski azalır.  Sanatın faydalarını anlattığım “Sağlam Sanat, Sağlam Vücutta Bulunur” isimli video yaz boyunca Taksim Piramid Sanat’ta ve Youtube’da… Görmenizi isterim.

Aslında Genco Gülan’a ne soracağımı, nasıl soracağımı bilemedim çünkü karşımda çok samimi duran ancak sonuna kadar aykırı fakat anlayışlı ancak gayet sivri ve derin ve naif ama sanki birazcık alaycı, ya da yok ya ne alakası var… Yani tam olarak anlamadım ki ne anlatayım fakat çok etkilendim, şaşırdım, düşündüm, ilham aldım. Kısacası tanıdığım için zenginleştiğimi hissettim ve istedim ki bilmeyenlere de şifa olsun!

Kendisine çoooooooooooooooooooooook teşekkür ediyoruz!

Yazarın Diğer Yazıları

Bir kadın kaç kere ölür?

Bir kadın kaç kere öldürülürse öldürülsün bazı kadınlar hiç ölmüyor ve her gün bir kez daha diriliyorlar

Bir sahne yanar ve tüm dünya kül olursa bir kadın kalkar ve oyuna başlar; Nurhan Uslu

Ağustos ayında yanan ve tiyatroyu yeniden ayağa kaldırmak için mücadele eden Mask-Kara Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmeni Nurhan Uslu'yla konuştuk

"2019'un en iyi dizileri" listem

Seneye daha iyi diziler izlemek ve yazmak ümidiyle