12 Aralık 2019

Bir sahne yanar ve tüm dünya kül olursa bir kadın kalkar ve oyuna başlar; Nurhan Uslu

Ağustos ayında yanan ve tiyatroyu yeniden ayağa kaldırmak için mücadele eden Mask-Kara Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmeni Nurhan Uslu'yla konuştuk

Mask-Kara Tiyatrosu 2018-2019 sezonunda 25. yılını kutladı. Aksaray'ın kabuk değiştiren kültüründe geçmişe saygı duruşu misali çölde vahaydı. Çevresindeki bakkalı, kebapçısı, şarapçısı, otoparkçısı kısacası ahalisi tarafından sevilen, mahalle kültürünü yaşatan ve herkesin sahiplendiği iyilik üreten bir merkezdi. Ayrıca Dramatik Yayınları'nın küçük ama zengin vitriniydi. İçeride insanlara çay ikram ediliyordu hatta ne varsa ortaya konuyor ve cidden paylaştıkça çoğaltıyordu. Bilinçli tüketim arsızlığıyla hızla eskitilerek demode ilan edilen kültürümüzün mütevazi ve ayakta duran oksijen çadırlarından biriydi. Gerçekten biricikti. Bu Ağustos'ta tiyatroda yangın çıktı ve benim içim yandı, benim için Aksaray yandı. Mask-Kara Tiyatrosu'nun Genel Sanat Yönetmeni Nurhan Uslu'ya mücadelelerini bu yüzden sordum. Buyurunuz efendim!

  • Geçen yıl 25. yılını muhteşem bir ödül töreniyle kutlayan Mask-Kara Tiyatrosu çıkan bir yangınla kül oldu. Ve siz tiyatronuzu, tiyatromuzu yeniden küllerinden doğurmak için 'Kadın Ölüleri' ile yola devam ediyorsunuz. Önce Mask-Kara Tiyatrosu'nun akıbetini sormak istiyorum. Aksaray'ın yüz akı sahnemiz yandı bitti kül oldu mu? Ne olacak?

Sizin de belirttiğiniz gibi 17 Ağustos gecesi bir telefonla sahnemizde yangın çıktığı haberi geldi. Biz hemen sahneye gittik. İtfaiye bizden önce varmış ve kapı baca kırılmış, söndürmek için İtfaiye erleri çalışıyordu. Bizi yaklaştırmadılar. Karşıdan tüm emeklerinin nasıl yanıp kül olduğunu izlemek çok acı vericiydi. Tabiri caizse tüm hayatımızı her şeyimizi oraya yatırmıştık. Tiyatronun tarihi, emeğimiz yanıp kül oluyordu. Dramatik Yayınları olarak bastığımız tiyatro eserleri yani tam 128 bin adet kitap yandı. Tabii duyan tiyatro çevreleri üzüntülerini belirtti ve "Elimizden gelen tüm yardımı yaparız" dediler. Üç gün sonra herkes unuttu. Hayatın cilvesi işte! Yakın dostlarımız her zaman her anlamda yanımızda oldu. Tabii Büyükşehir ile görüştük, destek istedik. Mevzuat uygun değil diye bizi başlarından savdılar. Oysa burunlarının dibinde tarihi çok köklü olan bir tiyatro binası yanmışsa insan şöyle bir dönüp bakmaz mı? Bakmadılar. Köy Enstitülü öğretmenlerin kurduğu, Türkiye öğretmen hareketinin merkezi 1960'lı yıllarda Sermet Çağan'ın kurduğu TÖS tiyatrosunun binası yanmış. Bunların hiçbirinden haberleri olmayanlardan ne beklersin? Ama bizim yangından birkaç gün sonra İstanbul'da sel olunca selden zarar gören bütün esnaf gezildi. Esnaflar tarafından fırçalar yendi. Onlara hem para yardımı yapıldı hem de tadilatları. Büyükşehir'in mevzuatı onlara uygun ama yanmış bir sanat kurumuna destek vermek için uygun değilmiş demek ki. Biz bunu da sineye çektik. Hiçbir şekilde yaygara yapmadık. Yoksa bir çok televizyon kanalına çıkıp ortalığı birbirine katabilirdik. Bu durumu haber yapmak için kuyruğa girecek birçok gazete ve bir çok TV kanalı var. Bunları hepimiz biliyoruz. Biz hayır dedik. Bizim üzerimizden Büyükşehir Belediyesi'ne saldırmalarına izin veremezdik. Vermedik! Bu konuyu da ilk defa size söylüyorum. Çünkü yangından sonra yaptığımız ilk açıklama gibi "Biz anka kuşu misali küllerimizden yeniden doğarız" dedik. Ve bunun için gece gündüz çalışıyoruz. Oyunlarımızı olabildiğince çok oynamaya çalışıyoruz. Oradan elde ettiğimiz gelirlerle sahnemizi yeniden yapmaya çalışıyoruz. Tabii çok kolay olmuyor. Bakın yıl bitiyor hâlâ sahnemizi açamadık. Ama açacağız. Bizler inatçı insanlarız. Ocak ayının ortalarına doğru sahnemizi kullanılır hale getirip açacağız.

  • Kadın Ölüleri'yle yola çıkmanızın özel bir anlamı veya amacı var mı? Malum kadına şiddet ata sporlarımızdan biri olarak tam gaz devam ediyor.

Maalesef kadınlarımıza yönelik şiddet gün geçtikçe artıyor. Tabii ki bunların nedenlerini ayrıca ve uzunca konuşmak gerekiyor. Ben de bir kadın olarak, bir tiyatro sanatçısı olarak bu vahşete dur demek adına duyarlılığımı göstermek istedim. Cem Düzova'nın yazdığı "Kadın Ölüleri" adlı oyunu mutlaka oynamalıydım. Hemen Nazif Uslu'nun önüne kitabı koydum. İşte oynayacağımız oyun bu dedim. Oyun kitabının önsözünü de Nazif yazmıştı. Yazar Cem Düzova da çok değerli bir dostumuz. İlk önceleri Nazif biraz nazlandı. Çok yoğundu. Birden fazla iş yükü vardı sırtında. Başka arkadaşların yönetmesini önerdi. Ben "Hayır" dedim. Çünkü Nazif'in reji kafasını çok beğeniyorum. Israrım sonuç verdi. Ve Nazif oyunu yönetip sahneye koymuş oldu. Ve onun yönetmesi için ısrar etmekte ne kadar haklı olduğumu bir kez daha gördüm. Çok etkili altı kadın hikayesini müthiş bir yaratıcılıkla sahneye taşıdı. Sahnenin estetik dilini, dansıyla, müziğiyle, ışığıyla destekleyerek müthiş bir oyun çıkardı. Yazar ödüllü, ödüllerin sayısını bile bilmeyen bir yönetmen! Eh tabi çok etkili güçlü bir oyun çıktı ortaya. Benimle birlikte beş kadın oyuncu arkadaşımla üç sezondur oynuyoruz. Daha uzun yıllar oynayacağız sanırım.

  • Kostümlerin beyaz oluşu sahnede farklı ve güçlü göndermeler yapıyor. Bütün kadınların ölü olmasından öte sanki yaşayan kadınlarımız da yaşa/ya/mıyor mu? Ya da ne bileyim işte siz söyleyin, bu beyazlık karanlığın iz düşümü mü? Çok rahatsız ediyor çünkü...

Kostümler kemik renginde. Bizler ölmüş altı kadının hikayesini anlatıyoruz. Kostüm renk seçimi de yönetmenin tercihi. Rahatsız etmesi de ayrıca güzel. Evet, izleyen rahatsız olsun diye bu hikâyeleri anlatıyoruz. Yok öyle sadece tiyatrodan gülüp çıkmak! Bu toplumda bir trajedi yaşanıyor. Ve birileri de bunu anlatmalı. Oyunların bir çoğunda kadını hafif karakterlerle tanımlamak veya seks objesi yapıp basit birer varlık olarak gösterip birilerini bu anlamda eğlendirmek bizim işimiz değil. Bu bir ideolojik tavırdır.

  • Nazif Uslu'nun yönetmenliği farklı episodlardan oluşan metinlerde neleri değiştirdi?

Oyun birbirinden bağımsız altı anlatıdan oluşuyor. Nazif oyuncuların tek başına hikayelerini anlatmalarına izin verdiği gibi, birbiriyle ilişki kurmalarını da sağladı. Replikler yeterince ağır! Rejide müzik ve ışığı çok ustaca yerleştirdi. Hikayenin içine giren seyirciyi koparmamak için bir nakış gibi işledi. İzleyen bunu anlamayabilir. İşte burada yönetmenin bilgi birikimi ustalığı devreye girer. Düşsel bir sahne atmosferi oluşturdu. Rejisini Strindberg'in düşsel tiyatro anlayışı üzerinden kurdu. Dans, hareket düzenindeki fotoğrafları da toplumun üç maymunu anlattı. Ve tabi ki kadının şiddete karşı içler acısı durumunu verdi. Hiç hamasete yönelmedi. Sahnede bizleri bağırtmadı, meseleyi kanırtmadı. Sahnenin en etkili, en estetik dilini kullanarak rejisini yaptı. Ödüller alması, üç sezondur bu oyunun oynanıyor olması da etkili ve güçlü bir reji anlatısından kaynaklı.

  • İntihar teması kadınlar açısından karanlık ve umutsuz bir mesaj içermiyor mu? Metin bize ne söylüyor? Kadınlar suçluyor ancak çözüm üretemiyor mu, hiç mi çare yok?

Çare elbette var. Bizim anlattığımız hikâyelerdeki kadınların öldürülmesi. İntihar ettirilmesine bakmak gerekir. Örneğin babası ve dayısının tecavüz ettiği 11 yaşındaki bir kız çocuğun annesini düşünün. Başkası yapsa onu öldürür parça parça eder. Çünkü duygu hâli böyle oluşur. Bu çok nettir. Ama evinin içindeki iki insanın bunu yaptığını öğrenince kaldığı çaresizliği bir düşünün. Ve "Bu acıyla yaşayamazdı hiçbir kadın. Yaşayamadım ben de" diyor metin. Biz oyunda durumu sahnenin diliyle seyircimize aktarıyoruz. Yönetmenimiz oyunun önüne, arkasına, arasına bir sürü şey yazabilirdi. Fakat yapmadı. Çünkü sahne okul değil. Seyirciler öğrenci değil. Ve bizler de öğretmen değiliz. Herkes haddini bilmeli! Bizler sahnede birer hikaye anlatıcısıyızdır. Durumu sergileriz. Ne kadar etkili ve güçlü anlatmışsak etki alanı da o kadar oluşmuştur.

  • Oyunun yazarı Cem Düzova kadın meselesinin temeline salt töreyi mi koyuyor? Törelerden kurtulsak özgür ve eşit bir düzen mümkün olur mu? Dünya yerinden oynar mı kadınlar özgür olsa?

Öncelikle şunu söylemek isterim. Siz çok değerli bir akademisyen ve düşünürsünüz. Sizin konuşmacı olduğunuz bir söyleşinizde izleyiciydim. Kadın meselesine bakışınız beni çok etkilemişti. Sizi dinlerken Şenay Tanrıvermiş "Keşke bu söylediklerini bir kitap olarak yazsa bizde bundan yararlansak" diye düşünmüşümdür. Kısacık konuşmanız bile bilgi birikiminizi, derinliğinizi görmeme neden oldu. Bu konuda oylumlu bir kitap yazabilirsiniz. Ve ben ilk alanı olmak isterim. Oyunumuza gelince salt töre olduğunu düşünmüyorum. Örneğin Kasım ayında 39 kadın öldürülmüş. İlk sırayı İstanbul alıyor kadın cinayetlerinde. Yazar Cem Düzova'nın belgesel niteliğindeki gerçek yaşanmış olaylardan yola çıkarak yazdığı bir oyundan bahsediyoruz. Nazif Uslu, kitabın önsözünde Cem Düzova için şöyle yazmış: "Oyunumuzun yazarı Cem Düzova, kadının iç sesini, kendi benini, olanla olmayanını bizlerin önüne koyuyor. Bir erkek yazarın kadın oyunu yazması bence hiç kolay değil. Farklı bir duygu ve duyarlılık gerekli!  Cem Düzova 'Kadın Ölüleri'ne kadın gözüyle bakıyor. Çok etkili ve duyarlı kadın hikayelerini gözler önüne seriyor. Yazarın bu hassaslığı, duyarlılığı ender rastlanan bir özellik! Kendisini kutlarım. İnsanın bir diğer yarısına bu ölçüde duyarlı olması gelecek için bize umutlu olmamızı muştuluyor."

Günümüzde kadın cinayetlerin de kırsal veya şehirli ayrımı kalmamıştır. Bir ayrım koymak gerekirse, bugün kadın cinayetleri şehirlerde daha fazla işleniyor. Şiddet ve cinsel taciz de eğitimlilerin arasında daha fazladır. Elbette özgür ve eşit bir dünyada yaşamak özlemimizdir. Kadınlar özgür olsa dünya yerinden oynar mı bilmem ama dünya daha güzel daha yaşanılır olur. Daha yaşanılır bir dünya istiyorsak kadınların özgür olması "olmazsa olmaz" bir durumdur.

  • Oyundaki dans sahnelerini açıklar mısınız? Neden ihtiyaç var mesela?

Yönetmen aslında metne sözcük eklemedi ama danslara yüklediği koreografi ile konuşturdu düşüncelerini. Mesela kadının karşı durması, mücadele etmesinin gerekliliği gibi. Tabii bunu sahnenin en önemli estetik diliyle yani danslarla yaptı.

  • Son olarak Mask-Kara Tiyatrosu'na nasıl sahip çıkılabilir de sanatseverler bir kaynaktan daha beslenmekten mahrum kalmazlar? Bir şey yapmalı ama ne yapmalı?

Sahnemize en büyük destek oynadığımız oyunların sahnelenmesine katkı sunmaktır. Tiyatro Gazetesi'ne abone olmak, abone yapmaktır. Dramatik Yayınları'ndan çıkan  tiyatro kitaplarımızın alınmasıdır. Birçok yeni tiyatro metnini Dramatik Yayınları basıyor. Tiyatro çevreleri biraz yeni metinleri okumaya kendilerini verseler iyi olur.  Yüzlerce yeni metin var. Alışıldıktan ve kolaycılıktan kendilerini kurtarmaları gerekiyor. Çağımızın tiyatrosunun da buna ihtiyacı var. Mask-Kara Tiyatrosu'nun yeni oyun hazırlığı var. Sabahattin Ali yapıyoruz bu yıl. Provaları devam eden oyunumuz Ocak ayı itibariyle seyircisiyle buluşacak. Bu kez kalabalık bir kadroyla geliyoruz.

  • Ay bir tane de magazin sorum var! Tiyatro camiası destek oluyor mu? Kimsenin umurunda mısınız? Kimler yardım ediyor, kimler sizden kaçıyor?

Kim kaçıyor bilmiyorum ama en başta belirttiğim gibi. Aslında her şey de olduğu gibi. Çoğunluk timsah gözyaşı döktü. Onlar görevlerini tamamladı. Özel ve güzel dostlarımız var. Onların maddi ve manevi destekleri bizi daha güçlü kılıyor. Sahnemizin açılışını yeniden yaptığımızda bize katkı sunanların isimleri herkesin göreceği bir şekilde baş köşemizde yazılacak. Ve yeniden varoluşumuza kimlerin katkı sunduğu herkes tarafından bilinecek.

Yazarın Diğer Yazıları

Delilik tek kişilik azınlıktır

Entelektüel meseleleri bir delinin sistemle çatışması üzerinden anlatmak zorlu bir teşebbüstür elbette ancak kusursuz bir oyunculuk ve sembolizmin işlevsel kullanımıyla tüm dertler sahnede anlaşılır bir netlik kazanıyor

'Hayal Satıcı'sının eril dilli feminizmi

Kadına hazmettirilen edilgen dilden ve dişil çağrışımlardan uzak buyurgan bir 'ben' yaratıyor. Serpil 'özne' olunca 'eylemi gerçekleştiren' bir güce erişiyor ve ataerkil sistemin erklerinden biri gibi davranması gerektiğini asla unutmuyor, duyulmak istenenin içine mesajlarını sızdırıyor

'Ağaçlar Ayakta Ölür'deki 'Evlat' Onur Saylak olmasın? Olsun!

Hani sevgiydi, birlikti, sonsuzdu, karşılıksızdı ve beklentisizdi aile kurumu? Pekiyi mümkün müydü aslında aile kurmak ve mutlu olmak?