21 Aralık 2018

Çünkü hakikati anlatmak, tıpkı görebilmek gibi insanlık vazifesidir

Barışı savunan birini terör örgütü propagandası yapmakla suçlamak ne akla yatkın, ne hukuka uygun

Şebnem Korur Fincancı. Tanıyan tanır, tanımayan varsa lütfen adalete adanmış yaşamını, gerçek belgelere dayalı araştırma yazılarını, kendisiyle yapılan röportajları, ülke içinde ve dışında konuşma yaptığı toplantıları araştırsın. Terör örgütü propagandası yaptığına dair tek bir kanıt bulamazsınız.

Hayatı boyunca yaşam hakkını, koşulsuz barışı, eşitlik temelli adaleti savunmuş birinin terör örgütü propagandasından ceza alması abesle iştigal.

Barışı savunan birini terör örgütü propagandası yapmakla suçlamak ne akla yatkın, ne hukuka uygun.

Mevcut suçlara cezai yaptırım uygulanmazken, suça karşı canla başla çalışan birini suçlu bulmak sizin aklınıza yatıyor mu?

Gerçeğin ortaya çıkmasına gerek yok, gerçek zaten ortada.

Tek bir seçenek kalıyor geriye, siz yargının gerçeklerle bağdaşmayan hükümlerine mi inanacaksınız yoksa ortada ayan beyan duran gerçeği görme cesareti gösterebilecek misiniz?

Yeni nesil, Türkiye’nin sayılı aydınlarından birini yakışıksız bir itham, haksız bir ceza ile tanımamalı, anmamalı.

Şebnem Korur Fincancı bu cezayı hak etmedi, ceza almasını gerektirecek bir suç işlemedi ya da suça ortak olmadı.

Tarihte doğruları söylediği için cezalandırılan nice isim vardır, er geç hakları teslim edilir, iade-i itibarla adları temize çıkarılır.

Nazım Hikmet örneğin.

Gün gelir karşı saflarda yer alan birinin dilinden onun en güzel mısralarını duyarsınız.

Vaktinde haksız yere hüküm giymesi, vatandaşlıktan çıkarılması, memleketinden uzakta yaşayıp ölmesi, mezarının başında bir çınar ağacının olmamasının kıymet-i harbiyesi kalmaz da evrensel sanatın ortak paydasında buluşan farklı görüşten insanların hayatlarında bir Nazım mısrası duygulara tercüman olur mutlaka. Kitapları yakılırken ses çıkarmayanlar, onların çocukları hatta onların da çocukları her yer sütliman olduğunda, doğruları söylemek risk taşımadığında kitabevine gidip Nazım Hikmet’in kitaplarından birini satın alıverir pekâlâ.

Mühim olan haksızlığa karşı sıcağı sıcağına ses çıkarmaktır, hem de her tür baskıya rağmen, ensenizin patlatılma riskine rağmen.

İş işten geçince, devran dönünce, köprünün altından çok sular akınca hak savunucularına karşı yapılan haksızlıklar için tek tek özür dilenir, devlet politikaları kınanır vs.

Tarih tekerrür eder, hem haksızlıklarla hem hak arama mücadeleleriyle birlikte.

Bazı insanlar vardır, hiçbir şey olmamış gibi davranamaz, sırtını topluma dönmenin konforuyla kendi hayatını idame ettirmekle yetinemez. İnsanın insana zulmüne kayıtsız kalamadığı için hakikatin peşine düşer. Hakikati işine geldiği gibi eğip bükenlerin, önüne koyduğunu kabul edemez. Bilir ki, hakikatin gizlendiği yerde bir ihlal ya da suç vardır, birileri mağdur olmuştur ve onları görmezden gelemez.

Aydınlar için hakikati bilmek kadar paylaşmak da varoluşsal bir ödevdir. Çünkü onlar toplumun iyiliği, adaletin tesis edilmesi, barış ve eşitliğin korunması için yaşarlar.

Fakat hakikatin ortaya çıkması erk sahiplerinin işine gelmez, güçlerinin zayıflayacağı, hakimiyetlerini yitirecekleri korkusuyla aydınları sindirmek isterler, yıldırmayı başaramayınca yok etmeye teşebbüs ederler. Hakikati söyleyenler yeter ki sussun. İtibarlarına gölge düşsün ki kimse onlara inanmasın.

Ama bir yerde birileri hakikati fısıldamaya devam eder, umutla ve cesaretle!

Çünkü hakikati anlatmak, tıpkı görebilmek gibi insanlık vazifesidir.

Tarih boyunca iktidarlar hakikati anlatanları tehdit olarak görmüştür.

Şebnem Korur Fincancı

Spartaküs’ten Şeyh Bedrettin’e Nelson Mandela’dan Martin Luther King’e, Wu Gan’dan, Narges Mohammadi’ye, İsraa al- Ghomghan’dan Şebnem Korur Fincancı’ya…

İnsan haklarını savunmanın özünde infial yaratmak, toplumu terörize etmek gibi, güvenliği ve huzuru bozan gayriinsani yöntemler yoktur.

İnsan hakları savunucuları adaletin tecelli etmesi için çalışmalarda bulunurlar. İnsan hakları konusunda farkındalık yaratmak ve bilinç uyandırmaktır gayeleri. Eğer insanlar haklarını bilmezlerse köleden farksız olurlar. Birey ve köle arasındaki temel fark, bireyin hakkını bilmesi ve aramasıyken kölenin kendisine dikte edileni kayıtsız şartsız yapmasıdır. İnsan hakları savunucuları bilinçli bir toplum için mücadele ederler bu yüzden. Yoksa her siyasi rejimin diktatörlüğe dönüşme riski vardır. Bu yüzden insan hakları savunucuları şiddetin, hak yemenin karşısındadırlar, her tür mağduriyet ve mahrumiyeti gidermek için hukuki haklar çerçevesinde bilgi toplarlar, hakiki belgelere dayalı raporlar hazırlarlar.

Din, dil, millet, mezhep farkı gözetmeksizin herkesin hakkı için mücadele ederler. İnsan haklarını savunmanın özünde ayrımcılık yoktur, yaşam hakkını gasp etmek yoktur. İnsana zarar veren her şeyin karşısında durmaktır aslolan. Bu nedenle, hiçbir insan hakları savunucusu şiddeti ve terörü savunmaz, aksine son bulması için ömrünü adar.

Şebnem Korur Fincancı da bir insan hakları savunucusudur. İnsanı, yaşamı, adaleti savunmak dışında da başka bir amacı olmamıştır.

Nerede bir insan hakları savunucusunun cezalandırıldığını duyarsanız bilin ki, gün yüzüne çıkartılan hakikatler birilerinin işine gelmemektedir.

Hakikati görmeye de anlatmaya da devam edin. İşten işten geçince değil, hemen şimdi!

Çünkü hakikati anlatmak, tıpkı görebilmek gibi insanlık vazifesidir.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir Cümle’de Ahmet Altan

“Bir Cümle” adlı denemesi tam da Ahmet Altan’ın kalemine yakışır şekilde, gösterişsiz bir meydan okuma

'Biz mevsimi' başladı; Susamam!

"Silahımız, dil" ise susmayacağız. "Saygı, tohum" ise ifade özgürlüğü ile nefret söylemi arasındaki sınırı bileceğiz, yönünü şaşırana sabırla, tane tane anlatacağız

Hrant Dink toplumsal hafızamızın neresinde?

Hatırlamak, belleğin acı suyunu içmeyi göze almaktır