13 Ağustos 2021

11-12 Ağustos Altındağ Pogromu

Suriyeli ve Afganların evlerini, iş yerlerini taşlayanlar, ateşe verenler, yağmalayanlar mı sorumlu sadece? Siyasetçisinden siviline nefret söylemleriyle saldırıların ateşini fitilleyenlerin de ortak olduğu örgütlü kötülük bu.

Altındağ’da 11-12 Ağustos 2021de mültecilere yönelik pogrom yaşandı. Hakikati anlatan tarih kitapları bunu böyle yazacak. Suçluları utanç bile kurtaramayacak bundan sonra.

Suriyeli ve Afganların evlerini, iş yerlerini taşlayanlar, ateşe verenler, yağmalayanlar mı sorumlu sadece? Siyasetçisinden siviline nefret söylemleriyle saldırıların ateşini fitilleyenlerin de ortak olduğu örgütlü kötülük bu. Benzerleri yakın tarihimizde defalarca yaşandı. 6-7 Eylül 1955de gayrimüslimlere yönelik pogromda, 1993 Sivas Katliamı’nda, 19-26 Aralık 1978’de Maraş’taki Alevi Katliamı’nda…

Günlerdir sosyal medyada mülteci ve sığınmacılarla ilgili muhatabını şaşırmış, acımasız, amansız bir kaos ve infial vardı. Öyle ki, memleketin mülteci saldırısına uğradığını yazanlar oldu. Sessiz saldırıya son” dendi defalarca. AKP’lisinden muhalefetine geniş bir kesim, halden zerre anlamayan aymazlıkla, birbirlerine çok benzeyen bir dille mülteci ve sığınmacıları topa tuttular, düşman ilan ettiler elbirliğiyle. Bazıları bunun psikolojik yansıtma olduğunu düşündü. Asıl sorumluya, yani savaş yanlısı devletlere söz söyleyemeyip hırsını mazlumdan mı çıkartmışlardı? Bu kadar basit bir izahat, geçici körlükten malül kimseler için geçerli olabilir, ancak kurumsallaştıkça meşrulaşan, ranta çevrildikçe çıkar kapısı haline gelen ayrımcılığın etraflıca ele alınmasını engeller.

 

 

İfade özgürlüğü ve nefret suçu arasında ince bir çizgi var. Eğer farkındalığınız yoksa en başta diliniz belli eder ayrımcılığınızı.

Mesela birini eleştirirken dinine, etnisitesine, cinsel yönelimine vurgu yapıyorsanız ayrımcısınızdır. Nefret suçudur bu.

Irkçı kelimesinden hoşlanmayana nefret suçlususun diyelim, o da uyar. Ama ırkçı denilmesi sırf kırılganlığınızı tetikliyor diye de ırkçı olmadığınız anlamına gelmez.

Dolayısıyla Suriyeli, Afgan v.s. sevmiyorum dediğinizde ırkçı oluyorsunuz, dümdüz ırkçı, öyle ucundan azıcık değil. Aynısı, İtalyan, Amerikalı, Meksikalı sevmiyorum dediğinizde de geçerli. Hangi millet için söylüyorsanız geçerli ezcümle. Hem nefretimi özgürce kusayım hem de kimse bana ırkçı demesin diyorsanız, öyle bir dünya yok. İnsanları ırklarından, dinlerinden, mezheplerinden, dillerinden, cinsel kimlikleri ve yönelimlerinden dolayı ayrıştırmamak temel prensiptir. İdeal anayasalar buna göre düzenlenmiştir, keza gündelik hayatın pratiği de bu ilkeden muaf değildir.

‘Suriyeliyle, Afganla bir derdim yok ama ülkeme gelmesin’ diyorsanız önce niçin memleketlerinden ayrılmak zorunda kaldıklarını sorgulayacaksınız. Yani kendi hükümetinize bizim askerimizin orada ne işi var diyecektiniz. Savaş tezkerelerine onay verenlerden hesap soracaksınız.

Savaşlar sürdüğü müddetçe mülteciler, sığınmacılar ülkeler arasında mecburen yer değiştirecek. Kaldı ki, insanlar eğitim, iş, sosyal ilişkiler vb. nedenlerden dolayı da başka bir ülkeye gidebiliyor. Savaştan kaçmak en insani, en anlaşılır ve en zaruri sebep.

Hiç kimse evini barkını, işini gücünü, eşini dostunu ardında bırakıp yabancı bir ülkeye bir valiz ya da sırt çantasıyla, cebinde üç kuruşla sırf keyif için gitmez. Başına geleceklerin riskini göze almak zorunda kalmıştır. Dışlanma, darp, aşağılanma, kovulma uğruna bu zorunlu göçe mecburdur. Bilinmeyene doğru yolculukta erkekler önce yer değiştirir, görece güvenli bir yaşam alanına kavuştuklarında kadınları ve çocukları sonradan aldırırlar.

Bu sebeple başlangıçta sadece erkeklerin göç etmesinden hareketle potansiyel tecavüzcü olduklarını öne sürmek ya da sırf Orta Doğu’dan geldikleri için suça eğilimli olduklarını varsaymak ön yargının daniskası, üstenciliğin dik âlâsı ve kelimenin tam anlamıyla ırkçılıktır. Hayali düşmanlar yaratmak, nefret ve kaostan beslenen, kendi adaletini zorbalıkla sağlamaya çalışan, ali kıran baş kesen kitleleri galeyana getirmekten başka bir işe yaramaz. Nitekim yaramadı da!

Altındağ’da başı kanlar içinde kalan o çocuk…Korkmamaları için ailelerinin müzik dinlettiği çocuklar… Hepsi savaş gördü, bomba sesini tanıyor. Onların travmaları tetiklendi dün gece. Sığındıkları ülkede savaş benzeri bir saldırıya maruz kaldılar. Kimsenin onlara bunu yaşatmaya hakkı yoktu.


Fotoğraf Twitter'dan alınmıştır.

Varsın biz hümanist, minnoş, tatlı su solcuları olalım gözünüzde. Vicdanım son derece rahat söylüyorum ki, mülteci ve göçmenlerin yanındayım.

Nefretinizle duman altında kalan bu ülkede var gücümüzle nefes almaya çalışıyoruz. Ama asla pes etmeyeceğiz, bunu da bilin.

 

Yazarın Diğer Yazıları

1 Mayıs 1977: Bir tanığın gözünden...

Kırk beş yıl geçse de dehşet ve acı taptaze. O gün meydandaki herkes hedefti, o kurşunlar herkese atılmıştı

Savaşın sonunu sadece ölüler görür

Sözcüklerden başka aracımız yok silahlara karşı. Barış diline kulak tıkayanlara inat koro halinde haykırmamızın elle tutulur gözle görülür sonuçlar doğurmama ihtimaline rağmen başka çaremiz de yok

Enes Kara, ah keşke...

Cehennem korkusuyla baskı kurularak hayatı cehenneme çevrilen daha kaç genç var? Kendi canlarına kıydıklarında mı haberdar olacağız varlıklarından?