21 Haziran 2019

Şapkadan çıkarılan Öcalan tavşanı

İlk bakışta muhalefeti hedeflediği sanılan bu dolap, sakın Erdoğan’ı hedefliyor olmasın...

Bir zamanlar gösteri yaptığı salonları alkıştan inleten, izleyicileri hayretten hayrete sürükleyen, numaraları hayranlıkla izlenen ünlü sihirbaz artık kocamış; eski ünü tehlikede, müşteri azalmış, gişe kötü gidiyor. Sihirbaza yeni bir numara gerek, şapkadan öyle bir şey çıkarmalı ki eski günlerine kavuşsun. İzleyiciler nefeslerini tutmuş bekliyorlar, tambur trompet en yüksek perdeden vurup heyecanı yükseltirken sihirbaz şapkasını çıkarıyor… Şapkadan fırlayan küçük fındık faresi sahneden atlıyor, izleyicilerin arasına girip gözden kayboluyor. Salondan kahkahalar, ıslıklar, yuh sesleri…

Erdoğan’ın ve AKP iktidarının beka sınavı haline gelen/getirilen İstanbul Belediye Başkanlığı seçimine iki gün kala, sihirbaz şapkadan öyle bir “şey” çıkardı ki, ne yazık ki fındık faresi gibi komik ve zararsız değil. Başta AKP Reisi Erdoğan olmak üzere, iktidar; öncelikle kendisine, daha sonra bütün ülkeye zarar verecek tehlikeli, bir o kadar da kendi ayağına sıkan budalaca bir oyun tezgâhlama peşinde.

“Yerli ve millî” Öcalan!

Seçimin sonucunu Cumhur İttifakı adayının lehine çevirmek için oylamaya iki gün kala açıklanan Öcalan mektubu; -ne ilginç ve kuşku doğurucudur ki- Munzur Üniversitesi’nde çalıştığı bildirilen (Doçentmiş ama herhalde o kadar sıradan bir doçent değil, artık kimlerle irtibatlı ve iltisaklıysa, belli ki görevli biri) Ali Kemal Özcan adlı kişi tarafından, Öcalan’ın avukatlarından önce açıklanıyor.  Öcalan’ın vekâletini üstlenmiş Asrın Hukuk Bürosu, daha sonra yaptığı açıklamada, “Sayın Öcalan mektubun önce HDP ile görüşülmesini istedi” diyor ve İmralı’ya avukat olmayan böyle bir adamın gittiğinden haberleri olmadığının, kendilerinin mektubu hiçbir kimseye vermediklerinin altını çiziyor.

Öcalan'ın, pek çok konuya değinildiği belirtilen avukat heyeti ile görüşmesindeki “HDP’de vücut bulan Demokratik İttifak anlayışının korunması, HDP’nin kendi yolunu koruması, kararlarını kendilerinin verecekleri” ifadeleri ise yandaş medya ve borazanları tarafından görmezden geliniyor.

Öte yandan Munzur Üniversitesi’ndeki kişi, bağlandığı bir televizyon programında “Öcalan yerli ve millidir” diyebiliyor. O anda, korku ve telaş içindeki moderatör tepki veriyor, bağlantıyı kesiyor.

Bir düşünün! “Terörist başı”, “Bebek katili” Öcalan’a “yerli ve milli” sıfatını yakıştırmaya kim cesaret edebilir bu ülkede. Belli ki adamın dayandığı bir güç var. Ayrıca “yerli ve millî” söylemi, AKP-MHP ittifakının en has söylemlerinden biri değil miydi. Allah Allah! Öcalan da ittifaka dahil mi ediliyor şimdi!

Öcalan PKK’nin başı, lideri. Bunca zaman “HDP=PKK=Terör” denklemini kuran, Millet İttifakı’nı HDP ile, PKK ile, terörle işbirliği yapmakla suçlayan iktidar şimdi PKK’nin başını kendi seçim kampanyasında kullanmaya, ondan destek almaya çalışıyor. Pes doğrusu!

Size bu akılları kim veriyor?

Korku ve telaş insanın ayağını dolandırır, sağduyu yitimine sürükler. Korkuyu yenmeye çalışırken telaş içinde yanlış adımlar atılır.

Cumhur İttifakı, özellikle de ittifakın reisi Erdoğan ve yakın çevresi, büyük telaş içinde sağduyularını her gün biraz daha yitiriyorlar. Son günlerde, İstanbul’u kazanma hırsıyla attıkları her akla ziyan adım, sadece seçmen kaybı değil, kafa karışıklığı ve güven yitimi de doğuruyor.

Pabucu pahalı gören Erdoğan’ın, 31 Mart’ta ters teptiği ortaya çıkınca terk ettiği beka söylemine, gerginlik politikasına, rakibe sövüp saymaya geri dönmesi, bu sağduyu yitiminin bir göstergesi. Ancak, HDP’nin İmamoğlu’na demokrasi adına destek siyasetine karşı Öcalan’dan apar topar “tarafsızlık” görüşü alınması, daha doğrusu mektubun içeriğinin böyle yansıtılması, kendi ayağına sıkmanın daniskası. Kötümser biri olarak seçimin başabaşa sonuçlanacağını,  İmamoğlu’nun açık farkla kazanmasının kuşkulu olduğunu düşünen ben bile, Öcalan’ın “terörist başı”lıktan “yerli ve millî” müttefik rütbesine terfi ettirilmesinden sonra, AKP adayının oy kaybına, Cumhur İttifakı’nın da ciddi hasara uğrayacağını tahmin ediyorum.

O zaman, başta Erdoğan’a, bu akılları size kim veriyor, diye soruyorum. Kendi aklınızsa da, güvendiğiniz birilerinin aklıysa da, bir üst akılsa da, bilin ki sizin aleyhinize oluyor.

İstanbul seçiminin kaybını iktidarın kaybı gibi görüp göstermeniz, seçimi Erdoğan-İmamoğlu yarışı haline getirmeniz, seçim sonuçlarını tanımayacağınızı, rakip aday seçilirse ne yapıp yapıp çalıştırmayacağınızı ifade etmeniz, aynı “akılsız aklın” yönlendirmesi mi? Kısaca kim, kimler kazıyor kuyunuzu. Sisi’leri İmamoğlu’nda değil kendi çevrenizde, o akılları size verenlerde arayın. Üstelik verilen akıl o kadar aptalca, ilkel ve beceriksiz ki, ortada duran, hatta AKP’ye yakın aklı başında insanlara bile, “Seçim öncesinde, bu siyasî ahlaksızlıktır, ters tepecektir” dedirtiyor.  

Kürt seçmen ne yapacak?

Demirtaş’ın söylediği gibi: “Kürt seçmeni aldatılması çok kolay saftirikler gibi görenler hep yanıldılar.” Kürt seçmene yönelik son rezil algı operasyonu, iktidarın genel olarak seçmeni, özel olarak Kürt seçmeni ağızlarına bir parmak bal çalıp aldatılacak, bilinçsiz, saftirik bir kitle olarak gördüğünün son kanıtı.

Kürt seçmen, çoğu AKP seçmeninden daha bilinçli, daha uyanıktır. Görüp geçirdikleri bunca acı olaydan, bunca zulüm, bunca yıkım, bunca hakaretten sonra, ne çarpıtılmış Öcalan mektubuna ne başka bir ahlâksız teklife kanıp tutumunu değiştirir. Aksine, sandığa gitmeye niyeti olmayanların da son gelişmeler karşısında oy vermeye gideceklerini söyleyebilirim.

23 Haziran’da sonuç ne olursa olsun, bir kez daha uyarmak istiyorum: Birileri bir dolap döndürüyor. “Birileri”nin kimler, hangi odaklar olduğu; Öcalan’ın mektubunun Munzur Üniversitesi doçentinin eline nasıl geçtiği, bu adamın İmralı’ya hangi merci tarafından nasıl gönderildiği, önce Sabah gazetesi, sonra bütün yandaş basına nasıl yansıtıldığı araştırılarak kolayca anlaşılabilir.  

Düşünüyorum da, ilk bakışta muhalefeti hedeflediği sanılan bu dolap, sakın Erdoğan’ı hedefliyor olmasın.  Kendisi de kumpasın içinde veya en azından haberdar bile olsa, Tayyip Bey bu devlette oyunun çok olduğunu hatırlamalı.

Tasası sana mı düştü derseniz, evet bana düştü, çünkü her şey 23 Haziran’da bitmeyecek, 23 Haziran sonrası var. Ve “at teper, katır teper” arada ezilen hep benim gibiler, bizler, barış ve demokrasi yanlıları oluruz.

Yazarın Diğer Yazıları

Eril iktidarın ana ve kadın cinayetleri

Erkeklerin kadınlara yönelen şiddetiyle devletlerin/iktidarların şiddeti ve cinayetleri, her yerde birbirini üreterek, güçlendirerek, besleyerek sürer

Demokrasiye ve Kürtlere karşı 19 Ağustos darbesi

Son kalıntısı serbest görünümlü seçimler olan demokrasi sona erdirilmiş, özlenen barış umudu tüketilmiştir

Müjde müjde! Temize çıkmışız…

167 değil bir milyon 167 imzalı “Savaşa hayır! Yurtta sulh, cihanda sulh” imzalı bildiriler/mektuplar çıktığı anda, bilin ki sorunların çözüm yolundayız