27 Haziran 2019

AKP nasıl kurtulur? Reisinden kurtularak (mı?)…

Balığın baştan kokması gibi metal yorgunluğu da Baş’tan bedene yayılır

Vasıf Öngören’in, Atıf Yılmaz tarafından filme de çekilen Asiye Nasıl Kurtulur oyununu hatırlatan başlıktaki sorunun cevabından önce sorulması gereken temel bir soru var: Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) bir siyasî parti mi?  

Bu da ne biçim soru! Seçimlere katılıyor, 290 milletvekiliyle Meclis çoğunluğuna sahip, medyanın yüzde 90’ını kontrol ediyor,  üyeleriyle, teşkilatlarıyla, seçmenleriyle güçlü iktidar partisi AKP’nin varlığından nasıl kuşku duyabilirsin, diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Kuşku duymanın da ötesinde, siyaset sosyolojisindeki anlam ve tanımıyla böyle bir siyasal partinin artık var olmadığını, ilan edilmemiş bir yok oluş süreci yaşadığını söyleyebilirim. AKP adıyla anılan topluluk (artık cemaat de diyebilirsiniz) bugün için tek adam Erdoğan’ın arkasında hizalanmış, koro bile denilemeyecek kötü bir vokal grubundan ibarettir. Üstelik, kakafonik, beceriksiz, yeteneksiz bir vokal grubu…

Kuruluşunda ve iktidara gelişinde de böyle miydi? Hayır. Bir kadrosu, bir programı, bir organizasyonu ve de en önemlisi -doğru veya yanlış, beğenin beğenmeyin- bir vizyonu ve topluma vaatleri vardı. Gelinen noktada AKP; çoğunluğu maddî-manevî çıkar ilişkileri yüzünden, bir kısmı korkudan, bir kısmı ilkellikten, cehaletten, biat kültürünü sadakat sanma aymazlığından, bazıları Erdoğan’ı ahir zaman peygamberi sanmaktan, Reis’in yanında, etrafında, arkasında kümelenmiş bir kalabalıktan ibaret. Bu nitelemelerin dışında kalan AKP kadroları yok mu? Tabii ki var ama onlar ya bir köşeye itilip susturulmuşlar, ya da cesaretle karşı çıkma gücünden ve kişiliğinden yoksunlar.

Yenilgi öğretici de olabilir dağıtıcı da

Her konuda olduğu gibi siyasette de yenilgi öğreticidir, düşündürücüdür. Kişi zaferlerden değil yenilgilerden öğrenir. Tabii öğrenebilirse, kendisini cesaretle sorgulayıp hatalarıyla yüzleşebilirse.

Ancak yenilgi, özellikle de siyasal yapılarda; kopma, dağılma, güç yitimi, kendi içine kapanma, örgüt/parti içi demokrasinin bütünüyle yok olması sonucunu da doğurabilir. AKP’nin 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde ayan beyan olan, aslında daha önce başlayıp partili cumhurbaşkanı/tek adam rejimine geçilmesiyle hızlanan gerileme süreci karşısında, hem Reis’in hem de cemaatinin, yenilginin gerçek nedenleri üzerinde düşünüp ders çıkarmalarını beklemek pek gerçekçi değil. Halkımızın mesajını aldık, gereken yapılacak, açıklamalarının kıymeti harbiyesi yok. Çünkü halkın mesajı Erdoğan’ın ve şürekâsının fıtratlarıyla, zihniyetleriyle, siyasal amaçları ve toplum tasavvurlarıyla çatışıyor.

AKP kurtulabilir mi?

Lafı döndürüp dolaştırmaya, karnımızdan konuşmaya gerek yok. AKP, Başkanı Tek Adam’ın siyasetinden, zihniyetinden, dediğim dedik yönetiminden, iktidar uğruna derin devletle sarmaş dolaş olmaktan kurtulmadan, kurtulamaz. Peki bu mümkün mü? Hayır.

Hayır; çünkü AKP’de, Reis’in müritleri olan kadrolar, her boydan yandaşlar ve de teşkilat böyle bir adımı atma cesareti bir yana, düşüncesini bile -tövbe tövbe- aklından geçiremez. Hayır; çünkü Tayyip Erdoğan’ı denklemden çıkarın, geriye AKP diye bir yapı kalmaz, kadrolar darmaduman olur, on milyonu aşkın üye de kendini boşlukta bulur.

2002’de iktidara geldiğinde gelecek vaatlerine sahip bir siyasal parti olan AKP bugün vardığı noktada Tek Adam’ın iktidar aparatına dönüşmüş durumda. Bunu Tayyip Bey’in kendisi, 2011’den itibaren adım adım, bilerek isteyerek, herkesin, özellikle de kendi yandaşlarının gözleri önünde gerçekleştirdi. Partili cumhurbaşkanlığı diye de tanımlanan tek adam rejiminin özü, özeti, hedefi buydu.  

Seçim yenilgisine suçlu mu arıyorsunuz?

Ne Erdoğan, ne de kaderlerini ona bağlamış yakın çevresi, sözcüleri, bakanları, danışmanları, yandaş medya mensupları açıkça kabul edecektir. Ama, son seçim yenilgisi başta olmak üzere, AKP’nin gerilemesinin ve seçim yenilgisinin baş sorumlusu partinin genel başkanıdır. Çünkü kararları tek başına veren ve uygulatan odur.

Derin Devlet Bey’in ulaklığı ve telkinleriyle de perçinlenen militarist, saldırgan milliyetçi, çatışmacı, savaşçı zihniyeti partiye egemen kılan, partisini bir zamanlar çok eleştirdiği devlet partisine dönüştüren, o zihniyetin en saldırgan sözcülüğünü yapan, toplumu bölüp ayrıştırma stratejisini tavizsiz uygulayan bu zihniyet ve söylemle seçim kazanılacağını sanan ve bunda ısrar eden bizzat Tayyip Erdoğan’dır.

Başkanımız yanıltıldı, teşkilat iyi çalışmadı, arkadan hançerlendik, kendimizi anlatamadık türünden yorum veya değerlendirmelerin geçerliği yoktur, çünkü sadece seçimler sırasında değil uzun süredir bütün karar, uygulama, yöntem ve söylem Erdoğan’a aittir.

İstanbul’da, yenilgi değil hezimet olarak nitelenebilecek sonuç, ne AKP teşkilatının ve sözcülerinin, ne Cumhur İttifakı adayının, ne yandaş medyanın hatasıdır. Onlar tepeden aldıkları talimatları uygulamışlar, Reis’in söylemini tekrarlamışlar, tek adam zihniyetini ve siyasetini yansıtmışlardır. Şimdi günah keçisi ilan edilmeleri Reis’in suçunu, sorumluluğunu  perdeleme çabasından başka bir şey değildir.

Bu zihniyet ve siyaset değişmeden, bir de AKP-MHP Koalisyonunun küçük ama arkasını yüz yıllık derin devlet çizgisine/ gücüne dayadığı için güçlü ortağından kurtulmadan, “reform yapıyoruz” tantanasıyla makyajdan ibaret adımlar atılsa da, başkanını ve ortağını değiştirmemiş, 2002 ayarlarına dönememiş bir AKP, toplumda eski yerini, seçmende eski kredisini bulamayacaktır.

Balığın baştan kokması gibi metal yorgunluğu da Baş’tan bedene yayılır.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Eril iktidarın ana ve kadın cinayetleri

Erkeklerin kadınlara yönelen şiddetiyle devletlerin/iktidarların şiddeti ve cinayetleri, her yerde birbirini üreterek, güçlendirerek, besleyerek sürer

Demokrasiye ve Kürtlere karşı 19 Ağustos darbesi

Son kalıntısı serbest görünümlü seçimler olan demokrasi sona erdirilmiş, özlenen barış umudu tüketilmiştir

Müjde müjde! Temize çıkmışız…

167 değil bir milyon 167 imzalı “Savaşa hayır! Yurtta sulh, cihanda sulh” imzalı bildiriler/mektuplar çıktığı anda, bilin ki sorunların çözüm yolundayız