12 Mayıs 2022

Terör savcısı Boğaziçili hocalara sordu: Niye saat 12.15, Magna Carta göndermesi mi?

Magna Carta insan hakları ve hukuk konusunda ortaya konan ilk belgelerden biri olarak bilinir. 1215 yılında ‘kralın yetkilerinin kısıtlandığı’ hak ve özgürlüklerin arttığı önemli bir belgedir.

Bir kitap var elimde. İsmi: Boğaziçi’nde Yanan Meşale. Robert Kolej’den günümüze Boğaziçi Üniversitesi’nde verilen mücadele. Yazarları Nuri Çolakoğlu ve Aytaç Demirci. Bu kitabın tanıtıldığı toplantıdaydım. Toplantının ev sahipleri Burhan Karaçam ve Mehmet Yaltır. Bu iki ismim önemi ise Robert Kolejin Amerikalı mütevellileri maddi kısıtlar sebebiyle Yüksek Okul’u kapatma kararı alındığında, buranın Bebek Kampüsü’nde Türkiye’nin özerk bir üniversite olarak kalma mücadelesi vermiş isimlerden oluşları. Özellikle Mehmet Yaltır; 1970 öğrenci birliği seçimlerinde sosyal demokratların adayı olarak seçimleri kazanmış, ‘özerk üniversite’ çabasında önemli mücadele vermiş bir isim.

O dönem de bugün olduğu gibi okulun ‘halktan kopuk’, ‘milli olmayan’ tanımlamaların yanında ‘emperyalistlerin hakim olduğu’ bir yer gibi sıfatlar kuruluyordu. O günlerde çok etkili ve güvenilir bir isim ‘eski Milliyet’in genel yayın yönetmeni, yazarı Abdi İpekçi bu konuyla ilgili yazılar yazmaya başladı. İpekçi yazılarında Türkiye solunun önemli isimlerinden Mihri Belli, Behice Boran ve Bülent Ecevit’in bu okuldan mezun olduklarını hatırlatarak ‘anti emperyalizm konusunda okuldakilerin adı geçenlerden geri değil ileri olduklarını yazdı. Kitapta 63. Sayfada  öğrenciler tarafından duvarlara ‘Robert Kolej millileştirilmelidir’, Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi, Bağımsız Türkiye yazı-afişlerinin fotoğraflarını görebiliyorsunuz. Boğaziçi Üniversitesi’nin tarihi boyunca her görüşten öğrencinin yan yana, barış içinde, birbirinin hakkına, yaşam tarzına saygı duyarak öğretim gördüklerini de hatırlatmak gerekir.

Başörtülü öğrencilerin öğrenim haklarının ellerinden alındığı 28 Şubat sürecinde, üniversitenin rektörü Üstün Ergüder’in (1992-2000 arasında görevdeydi) baskılara rağmen bu yasağı üniversitede uygulamamasının da altını çizmek gerekir.

1971’de okulun devamını sağlayan ekip 50 yıl sonra bu kez üniversitenin özgür bir ortamda devamı için mücadele veren akademisyen ve öğrencilerle yan yana. Tanıtım toplantısında üniversitede halen akademisyenlik yapan Ekonomi Bölümü’nden Prof. Dr. Fikret Adaman ile Endüstri Bölümü’nden Prof.Dr. Tınaz Ekim de vardı. İki akademisyen okuldaki hemen tüm akademisyenlerin katılımıyla süren ‘kayyım rektöre karşı’ barışçıl protestolarını sürdürüyor. 2 Ocak 2021 tarihinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından göreve getirilen Melih Bulu’ya karşı başlayan eylem, altı ayda görevden alınmasından sonra, onunla aynı yönetimde yer alan Naci İnci’nin rektör olmasıyla, bu kez İnci’ye karşı devam ediyor. 11 Mayıs itibariyle Boğaziçililerin itirazının-direnişinin 493 günü.

Ne istiyor Boğaziçili akademisyenler? 2016 yılında darbe girişiminden sonra OHAL’de çıkarılan ardından yasalaşan yönetmelikle üniversitelerin kendi rektörlerini seçme hakkı ellerinden alındı. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademisyenlere-bileşenlere danışılmadan keyfi şekilde rektör atamasına karşı çıkıyorlar. Atanan isimlerle değil, atamanın şekliyle ve atananların ‘kendi bildikleri şekilde’ okulu, bilimin değil siyasetin aklıyla dizayn etme-yönetme şekilleriyle dertleri var. Ve muhalefetten ‘iktidardaki kimi üst düzey isimlere kadar’ itirazlarını iletiyorlar.

Her iki akademisyen de 1.5 yıla gelen süreçte üniversitedeki tahribatın hızlandığını söylüyor. Halen tüm öğretim üyeleri derslerini aksatmadan girse de  üretmeye devam etse de okulda yaşananlar olumsuz etki göstermeye başlamış. 600 öğrencilerinin disiplin soruşturması ile karşı karşıya bırakıldığını, akademisyenlerle öğrencilerin karşı karşıya getirilmek istendiğini de söylüyorlar.

Okula ‘yeni kabul edilen’ akademisyenlerin bölüm hocalarının görüşü alınmadan bölümlere yerleştirildiğini anlatıyorlar. Bir de çok kritik bir bilgi:

Üniversitelerde bölüme girişte referans mektupları da önemli. Boğaziçi’ne yeni alınan bir akademisyenin referans mektubunda ‘uyum sorunu olan bir isim olduğu’ bölümün görmezden gelindiğini aktarıyorlar.  

Bu arada duyduğumda kulaklarıma inanamadığım bir bilgiyi de paylaştılar. Fikret Adaman ve Tınaz Ekim 335 gündür sırtlarını rektörlüğe dönen akademisyenlerden ikisi. Akademisyenler öğle tatili saati olduğu için bu barışçıl protestoyu saat 12.15’te yapıyorlar. Bu arada akademisyenlerden bir kısmı rektörlük yazısının üstüne ‘kayyımlık’ yazan bir kağıt asmışlar daha önce. İşte bu sebeplerden haklarında soruşturma başlamış. Normal şartlarda bir kağıt yapıştırmanın ya da barışçıl protestonun soruşturması olmaz ama ya da en fazla ‘toplantı ve gösteri yürüyüşlerine muhalefet’ denilebilir ki Boğaziçi akademisyenlerini buna da sokmak zor.

Aralarında bu iki hocanın da olduğu kimi akademisyenleri farklı bir savcı sorgulamış: Terör savcısı.

Toplantıya katılan akademisyenlerin aktardığına göre kimi akademisyenlere savcı ilginç bir soru soruyor:

Protesto eylemi neden 12.15’te yapılıyor, Magna Carta’ya mı gönderme var?

Emimim okurlar biliyordur, Magna Carta insan hakları ve hukuk konusunda ortaya konan ilk belgelerden biri olarak bilinir. 1215 yılında ‘kralın yetkilerinin kısıtlandığı’ hak ve özgürlüklerin arttığı önemli bir belgedir. Tabii Boğaziçili akademisyenlerin bunu düşündükleri yoktu. Öyle bir niyet de yoktu. Sadece öğle tatili saatini düşünmüşlerdi ama Magna Carta’dan ‘endişe etmek’ neyin nesi? Boğaziçi Üniversitesi Türkiye’nin en önemli değerlerinden biri. Bu üniversiteye yapılan baskı, bilime, özgür yaşama memleketin geleceğine yapılmış siyasi bir atak. Boğaziçililerin haklı, barışçıl, demokratik direnişi çok önemli.  

Yazarın Diğer Yazıları

İmralı'ya sivil heyet mi gidecek, Eşber Yağmurdereli de heyetteki isimlerden mi?

Önemli bir kaynak, iktidarın İmralı'ya sadece aile üyelerini değil sivil bir heyet göndermeyi düşündüğünü de söyledi. Ve onlardan bir ismi de telaffuz etti: Eşber Yağmurdereli. Bu yönde bir teklif alıp almadığını, avukatı üzerinden Yağmurdereli'ye sordum…

Yoksulluk ve sefalet şehrin damarlarında dolaşıyor

Sokağa gözünüzü kapatsanız bile TÜİK verilerine göre dahi fiili yoksullaşma ve beklenen yoksullaşma resmen gözüküyor. İşsiz, emekli, çalışan, çiftçi, kent, her birinin arkasına bir yoksulluk kelimesi ekleyebilirsiniz

CHP, muhafazakâr kesimden İyi Parti'ye oranla daha çok oy çekiyor olabilir mi?

Bu soruyla ilgili CHP'nin içinden ve yakın çevresinden gelen, alanı ve sayıları iyi analiz eden bir grup ismin notunu sunuyorum