14 Ocak 2022

Pedagoji ve Türkler

"Pedagoji" gibi telaffuz etmesi bile zor gören bir şeyden söz ederlerse, kulak asma. "Aile" var, "saygı" var, "analık/babalık" var, bunlar varken pedagoji kim oluyor? Çocuk senin çocuğun değil mi?

Psikoloji görece yeni, "genç" bir bilim. Tabii bizim "var" olmamızdan beri bu "psike" dediğimiz nesne de var. Ama ondan bir "bilim" çıkarmamız ya da ona "bilim"in yöntemleriyle bakmak, ta Sigmund Freud adında bir adamın bu işe merak sarmasına kadar beklemiş. Hani, Freud'a kadar beklemiş de, Freud gelip teorilerini açıklayınca herkes bu işe sardırmış mı? Sardıran var, hatta "çok var" da diyebiliriz. Ama oralı olmayan daha çok.

Psikoloji yirminci yüzyılda böyle "dört başı mamur" bilim haline gelirken onun yanında kendini çocuklarla sınırlayan "pedagoji" de gelişti.

Böylece, insan hakkında edinilecek bütün bilgileri edindik, edinmeye başladık mı? Ne gezer? Bir şeyler öğrendikçe yeni sorular çıkıyor, yeni sırlarla karşılaşıyoruz. Edindiğimiz her bilgi de zaten tartışmaya açık-bilimde hep olduğu gibi.

Tabii bunların "bilimleşmesi" yirminci yüzyılı buldu demekle daha önce bu konular üstüne kimse kafa yormadı demek istemiyoruz. Örneğin "pedagoji çocukla en verimli şekilde vakit kaybetme sanatıdır" gibi bilgelik dolu bir sözü Jean-Jacques Rousseau söylemiş -yani onsekizinci yüzyıl. Böyle hâlâ geçerliliğini koruyan pek çok gözlem, saptama bulabiliriz. Her akıllı adam, her çağda, insanı tanımıştır. Ama "bilim" deyince bilginin "sistematize edilmesini", istiflenmesini, bilgi edinme yönteminin biçimlenmesini v.b. anlatmak istiyoruz.

Bunlar yeni.

Bizim memlekette pedagojinin ciddiye alındığını pek görmüyorum. Bu, sanırım, çocuğa bakış tarzımızın bir sonucu. Çocukluk dönemi "geçici" bir durum olarak görülür. Çocuk, "henüz olmamış" biridir. Hayat hakkında bilgisizdir, ama kendisi için neyin, niçin iyi ya da gerekli olduğunu da bilmez. Dolayısıyla her an ona doğruyu gösterecek birine ihtiyacı vardır.

Bunları böyle sıralayınca, "çocukluk", uzun süren bir "hastalık" gibi bir şey oluyor. Ama çocuk da sonunda "iyileşir", yani "büyür".

Tabii bir de "ideoloji" var. "Çocuğa doğruyu göstermek" dedim. Nedir o doğru? Doğrunun ne olduğunu bize gösterecek olan, ideolojidir -şu ideoloji, bu ideoloji. Çok zaman içine doğar, bazan da kendimiz seçeriz neye inanacağımızı. Genellikle bireyi aşan bir önemi, ağırlığı vardır ideolojinin, ideolojinin onayladığı değerler sisteminin. Bireyin kendini ona teslim etmesi gerekir. Zaten "eğitim" dediğimiz şey de sonuç olarak budur, çocuğa bunu öğretmektir. Önümüzde din gibi kutsal, siyasi hedef gibi yarı kutsal bir gerçeklik vardır. Ya da, örneğin Marksizm gibi, seküler olduğu halde bir din gibi benimsenen bir ideal söz konusu olabilir. Her ne ise, değişmeyen olgu, hayatımızı onun belirlemesidir. Çocuğumuza bunun tartışılmaz bir doğru olduğunu öğretmemiz, bu işi kendimiz beceremiyorsak çocuğu bunu becerecek birinin eline teslim etmemiz gerekir.

Çocuk, verdiğimiz bu "terbiye"den hoşlanmıyor olabilir. Ama bu dünyayı onun bizden daha iyi bilmesinin imkanı yok elbette. "Çocuk işte", der, bildiğimizi okuruz. Yanlışı yapmakta inat ediyorsa, o inadı kırmanın da yolu vardır. Pek sevimli olmayabilir bu yol. Ama inat ediyorsa ne yapacaksın? Muhtemelen sen de çocukluğunda benzer dikbaşlılıklar yapmış, dayağı yeyip oturmuşsundur. Senin baban da bunu senin iyiliğin için yapmıştır. Sonuçtan sen kendin de hoşnutsundur. Ailen, senin "adam olman" için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Sen de onları utandırmamış, adam olmuşsundur. Dolayısıyla, sağlamlığı deneyimle ispatlanmış yöntemleri kullanmamak için hiçbir neden yoktur.

"Pedagoji" gibi telaffuz etmesi bile zor gören bir şeyden söz ederlerse, kulak asma. "Aile" var, "saygı" var, "analık/babalık" var, bunlar varken pedagoji kim oluyor?

Çocuk senin çocuğun değil mi?

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bitmeyen tartışma: Abdülhamid

Erdoğan geçmişe dönüp bakıp Abdülhamid'i görünce, geleceği görmüş gibi oluyor

Siyaset kızışırken

AKP’nin bugüne kadar gösterdiği davranış kalıpları herhangi bir kural tanımama siyasetini sürdürmekten vazgeçmeyeceği kuşkusunu güçlendiriyor. Son günlerde CHP’nin ve genel olarak “Millet İttifakı”nın bu konuda bir hazırlığı olduğunu gösteriyor. Bu iyi. Ama Türkiye, kuruluşunun yüzüncü yılında, tarihinin en çetin dönemecine gelmiş durumda

Demirtaş'ın mektubu

Demirtaş'ın belirttiği gibi, Türkiye'nin kendini yeniden kurmaya ihtiyacı var. Öyleyse, "yeni"den korkan ve kaçanların bugünün siyasetinde oynayacağı rol ne olabilir?