08 Eylül 2019

Şarabın doğum günleri

Asmalar üzüm doldu, salkımlar ele geldi… Üzüm hasadının, bağbozumunun vakti de geldi; yemyeşil bir denizi andıran bağlar, şarapseverlerin ziyaretini bekliyor

Ayaklarıyla ezip fıçıya mı bastılar seni
Neftî kasnaklı bir fıçıya,
Aldırma, kara üzüm!
Sen, o Kırmızı Şarabına doğru
İçten içe
Harıl harıl
Çalışmana bak, iki gözüm! 

Büyük şairimiz Can Yücel, birkaç gün sonra yıl dönümünü “idrak edeceğimiz” 12 Eylül askeri darbesinin en civcivli günlerinde “Tarihli bağbozumu” adlı bu şiiri yazmış, baskılar altında bunalanların yüreklerine su serpmişti… Yine bir bağbozumu mevsimindeyiz. İnsanoğlunun sadece bir meyve hasadı olarak yaşamadığı, ona anlamlar yüklediği, şenlik ve ritüellerle kutladığı o çok özel dönemde…

Bağbozumu yazın bittiğinin, sonbaharın başladığının göstergesi. Her ne kadar “Bir güz günü ceket giymenin sevinci” dizelerinin sahibi Ataol Behramoğlu gibi bu mevsimi öven sanatçılar olsa da, neşeli yaz sona erdiği için hüzünlü bir mevsim sonbahar. Eylül ayında olgunlaşan üzümlerin hasadı, bu hafif kasvetli mevsime farklı bir neşe katıyor, kışın geliyor olmasının burukluğunu biraz olsun dindiriyor. Çünkü üzümlerin toplanması, kısa süre sonra içilir kıvama gelecek şarapların da habercisi. Şarap doğanın ödülü, ilk çağlardan bu yana insanoğlunun eğlencesi, keyfi. Nitekim kültürümüzde Avrupa’daki gibi bağbozumunu şaraplı şenliklerle kutlama geleneği olmasa da, bu hasat mevsiminde yine bağlarımız gezgin şarapseverlerle dolu, bağ gezileri, tadımlar ve kır ziyafetleri gırla gidiyor.


Mayalanan taze şıraların tadına bakmak, bağbozumu gezginlerinin bir ayrıcalığı...

Bu yılki bağbozumu iyi

Bağcılarımız geçtiğimiz yıllarda çok dertliydiler. Önce şaraba satış ve tanıtım sınırlamaları onları vurdu. Ardından kötü mevsimler geldi, bazı yıllar dolu, bazı yıllar da don mahsulün büyük bölümünü katletti. Fazla yağışlı geçen sonbaharların, asmalara mantar hastalıklarını yürüttüğü bölgeler oldu. Neyse ki bu yıl ilkbahar bol yağışlıydı, kökler iyi beslendi. Yaz kuru ve bağ bölgelerinde mutedil geçti, ne üzümler sıcaktan kavrulup erkenden çatladı, ne de güneşe doymayıp güdük kaldı. Sonbahar yağışsız başladı, bu sayede korkulan salgınlar olmadı. Dolu ve don gibi darbeler de gelmedi, böylece Türkiye’nin hemen her yerinde şaraplık üzümler belli bir kaliteyi yakaladı. Dolayısıyla 2019 rekoltesi şarapları hem iyi olacak, hem de bu bağbozumunda şarap bölgelerini gezmek keyif verecek. Zira bağcılar da nispeten daha mutlu, daha bir neşeli. Yıllar sonra yeniden canlanan turizmin arttırdığı şarap talebi de, bu neşede pay sahibi.


Emek yoğun bir iş olan üzüm hasadında çoğu kadın on binlerce işçi çalışıyor

Trakya ve Urla, bağ gezilerinde başı çekiyor

Bağları gezmek, hasadı yerinde görmek, hatta sembolik de olsa katılmak isteyen şarapseverlerin gezebilecekleri en iyi iki bölge Trakya ile Ege. Trakya’da Tekirdağ’dan Kırklareli’ne uzanan, Eceabat’a kadar da gidilebilen rotalarda onlarca şarap tesisi var. Arcadia, Barbare, Chamlija, Château Nuzun, Château Kalpak, Doluca, Gülor, Gali, Kayra, Suvla, Umurbey, Vino Dessera şarap tutkunlarının ziyaretlerine açık firmalardan. Yine de gitmeden önce bir telefon etmekte, uygunluklarını sormakta fayda var. “Trakya Bağ Rotası” adı altında örgütlenen bazı üreticilerin internette dokümanları, harita ve güzergâhları da bulunuyor. Kuşkusuz Avşa adası ve Bozcaada’yı da unutmamalı, rotalara almaya çalışmalı.

Trakya’dakine benzer bir örgütlenme, İzmir’in Urla ilçesinde de “Urla Bağ Yolu” adıyla oluştu, Urlalı üreticiler de kapılarını şarapseverlere açtı. O taraflara uzananlar da Mozaik, Urla, Urlice, Usca gibi üreticileri ziyaret edebiliyor, taze şıraların, bir sene öncenin içime hazır hale gelmiş şaraplarının tadlarına bakabiliyor.

Kuşkusuz koskoca ülkenin tüm bağları bu bölgelerden ibaret değil. Ankara’nın Kalecik’inden, Nevşehir’in Ürgüp’üne bir dolu bölgemizde bağcılık, şarapçılık canlı. Mersin’in Silifke’sinden Antalya’nın Elmalı’sına, Balıkesir’in Madra dağlarından Bodrum’a birçok yerde yeni kurulan şarap tesislerimiz de harıl harıl üretim yapıyor. Tüm buraların üreticileri bu günlerde şarapseverlere ellerinden geldiğince konukseverlik gösteriyor, onların ilgi ve beğenileriyle de şevkleniyor, göneniyor. Kavaklıdere’nin Manisa-Kemaliye’deki Pendore bağları ve Yanık Ülke’nin yine Manisa-Kula’daki butik otelli bağları gibi ağırlamada profesyonelleşen tesisler de var.


Uygun zamanda hasat edilen sağlıklı üzümler, şaraba işlenmeden yine de ayıklamadan geçiyor

Bu arada bir de tüyo: Anadolu’nun dört yanında hâlâ bugünlerde oğlak kebabı da yapılıyor, beyazı-kırmızısı demeden taze, hafif şaraplarla fırında oğlak eti de harika gidiyor.

Kısacası, şaraba meraklı olanlar bağbozumunu ıskalamamalı. Ne yapıp edip, şu günlerde yollarını bir bağ bölgesine düşürmeli. Yemyeşil denizler gibi uzanan asmaların arasında, yaprak hışırtılarına kulak vererek kentlerin bezdirici gürültüsünü unutmalı, doğanın koynunda dinlenerek hayat kavgasının çetinleşeceği kış için güç toplamalı… (Hatta otomobillerinin bagajlarını bizzat üreticilerden aldığı şaraplarla doldurmalı, süpermarket zincirlerinin çok düşük kâr marjları bırakarak ezdiği üreticilere bir “can suyu” vermeli, kaynağından alınmış uygun fiyatlı şaraplarla kendi bütçesini de kollamalı…)

 

Yazarın Diğer Yazıları

İki bağdan izlenimler…

Bağbozumunun son günlerinde Kapadokya ve Kalecik bağlarında gördüklerim, Türk şarapçılığının geleceği için umut vericiydi

İçkiler hakkında merak edilenler: Şişedeki damlacıklar neden olur; cin bozulur mu; evde likör yapmanın püf noktaları ne?

Okuyuculardan çoğu eski içkilerle ilgili epey soru geliyor. Ara ara yapacağım gibi soruları cevaplıyorum…

“Eylül’de gel…”me! (2)

Geçen yıl bu günlerde, bu başlıkla yazdığım yazının devamı… Eylül’de adeta patlayan etkinliklerin “hedef kitle”lerde yarattığı bunaltı ve Eylül’ü hâlâ sonbahar ayı sananların yanılgısı…