20 Ocak 2022

Türkiye'de muhalefet ve "meleklerin cinsiyeti"

Muhalefet partilerinin, yeryüzüne intikal etmelerinde fayda görüyorum. Araştırmalar, Cumhurbaşkanı seçiminin sonucunun çantada keklik olmadığını ortaya koyuyor. Araştırmalarda AKP'den uzaklaşmış gibi görünen kitle, muhalefet partilerinden hiçbirine yönelmiyor. Bu uzaklaşmayı, muhalefeti tercih kararına yönlendirecek şey ise yeni Anayasa vaatlerinden çok, ekonomiyle ilgili olmalı

Muhalefetin "güçlendirilmiş parlamenter sistem" ile ilgili çalışması sonuçlanmış ve 23 sayfalık bir "mutabakat metni", CHP, İyi Parti, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti'nin genel başkanlarına sunulmuş.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, "Şimdi süreç, takdir genel başkanlarda. En kısa zamanda sayın genel başkanlar bir araya gelecek ve Türkiye'ye, kamuoyuna gerekli mesajları verecekler" diyor.

"En kısa zamanda bir araya gelecek genel başkanlar" neyi "takdir" edecekler, bunu bilmiyorum.

Ancak bu ifadeden anlıyorum ki 6 partinin genel başkanı bir araya gelecekler ve ortak metni açıklayacaklar.

Yani eski parlamenter sistemi işlemez hale getiren en önemli konulardan biri hayatımızdaki varlığını sürdürecek.

Partinin genel başkanı, mutlak iktidar yetkisini haiz olarak, bu mutabakat metnini kabul edecek ya da etmeyecek.

Eskiden hiç olmazsa nezaketen "partiler yetkili kurullarında tartışacaklar" falan denilirdi, belli ki artık o hassasiyet de gözetilmiyor.

Bu konuyu daha önce de yazmıştım, şimdi tekrarlamayayım, ileride çok tartışacağız nasıl olsa.

Muhalefetin, gelecek seçimlere böyle bir Anayasa değişikliği önerisi ile gitme kararlılığında olduğu anlaşılıyor.

Bugünkü biçimiyle Başkanlık sistemi, Türkiye'nin en önemli sorunu elbette; çünkü bütün sorunların anası o.

Ancak bu tartışma, bugün için bana, Bizans batarken sürdürülen meleklerin cinsiyeti tartışmasını çağrıştırıyor.

Muhalefet elbette böyle bir hazırlık da yapmalıydı ancak bununla seçim filan kazanılmaz, bunu söylemiş olayım.

Muhalefet partilerinin, yeryüzüne intikal etmelerinde fayda görüyorum.

Bugünkü araştırmalar, Cumhurbaşkanı seçiminin sonucunun çantada keklik olmadığını ortaya koyuyor.

Araştırmalarda AKP'den uzaklaşmış gibi görünen kitle, muhalefet partilerinden hiçbirine yönelmiyor.

Bu uzaklaşmayı, muhalefeti tercih kararına yönlendirecek şey ise yeni Anayasa vaatlerinden çok, ekonomiyle ilgili olmalı.

Çünkü uzaklaşmanın temel nedeni ekonomik.

Öte yandan TBMM seçiminde de muhalefetin Anayasa'yı değiştirecek bir çoğunluğa ulaşabilme olasılığı neredeyse mümkün değil.

Bir mucize olur hem cumhurbaşkanı seçimini hem de TBMM'de Anayasa değiştirecek çoğunluğu muhalefet elde edebilirse, bugün yapılan hazırlığın bir anlamı olabilir.

Bunların dışındaki seçim sonuçlarında bu hazırlık, arşiv süsler.

Muhalefetin şu anda yapması gereken şey, hayali bir Anayasa değişikliği için enerji harcamak olmamalıdır.

Erdoğan'ın tek adamlık hırslarının ve ülkeyi tek başına yönetmeye kalkışacak donanıma sahip olmamasının yarattığı sorunları giderecek, temel bir programa ihtiyaç var.

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı, sonuç itibariyle bir koalisyonun Cumhurbaşkanı olarak icranın başında olacak.

Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğa ulaşılsa bile neresinden baksanız bir seneye yakın bir süre o Cumhurbaşkanı bir icraat yapmak zorunda.

Yapamadığı takdirde, Erdoğan bir yıl sonra yeniden seçilir, bu kez Başbakan olarak yeniden iktidara gelir.

Onun için çok ayrıntılı bir koalisyon programının bugünden hazırlanması lazım.

Bakın siyasal uzlaşma kültürü, bizimkiyle kıyaslanmayacak kadar gelişmiş iki ülkede koalisyon görüşmelerinin ayrıntılı bir protokole bağlanması ne kadar sürdü?

Hollanda'da partiler tam dokuz ay görüştüler ortaya ayrıntılı bir protokol koyabilmek için.

Almanya'da koalisyon ortaklarının temel konularda anlaşmaları bile iki aylarını aldı. Hükümetin kurulması için iki hafta daha gerekti.

Birbirine hiç benzemeyen ve Türk siyasetindeki üç ana akımı (Kemalist, milliyetçi, muhafazakâr İslamcı) temsil eden 6 partinin böyle ayrıntılı bir uzlaşma için ne kadar zamana ihtiyaçları olur dersiniz?

Genel geçer vaatlerden, laf salatasından söz etmiyorum.

Kamudaki atamalardan tutun da geçmişin yıkıntılarının nasıl kaldırılacağına kadar ayrıntılı bir protokolü yapmaktan söz ediyorum.

"Geçmişin yıkıntıları" derken, Erdoğan rejiminin tahrip ettiği bütün kurumları kastettiğimi söylememe bilmiyorum gerek var mı?

Dışişleri Bakanlığı merkez ve yurtdışı teşkilatından tutun da İçişleri Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatına kadar, Maliye'yi, Adliyeyi, Orman ve Tarım'ı ve diğerlerini nasıl yeniden yapılandıracaksınız?

Bunların her birindeki bir daire başkanının, bir şube müdürünün tayininin bile koalisyonu çatlatma ihtimalini unutmayın, geçmişte bunun örneklerini çok yaşadık.

Onun için güçlendirilmiş parlamenter sistem hazırlığı iyidir ama yeterli değildir.

Ve daha zor olanı, daha uzun süre tartışmaya yol açacak olanı icraatın nasıl yapılacağına ilişkin protokolün hazırlanması olur.

Bunun için çok vakit de yok.

Seçim normal zamanında olursa, belki ucu ucuna yetişebilirsiniz.

İktidar bir de sizin aklınıza uyar ve erken seçim kararı alırsa iyot gibi açıkta kalırsınız; kızacağınızı biliyorum ama söylemiş olayım.

* * *

Yargılamalar "aleni" değil miydi?

Başrolünde Avusturya'nın hangi ülkeye iade edeceğine henüz karar veremediği Sezgin Baran Korkmaz'ın bulunduğu "kara para aklama" davası, İstanbul'da görüldü.

Ve duruşmaya gazeteciler alınmadı.

Türkiye'deki duruşmalar, ceza yargılaması da olsa hukuk yargılaması da olsa "aleni" olarak yapılır.

"Aleniyet" ilkesi, duruşmaların halka açık olarak yapılması demektir.

Duruşma salonlarının kapısı, o duruşmayı izlemek isteyen herkese açık olmalıdır.

Yargılamanın kapalı yapılmasına ihtiyaç duyuluyorsa, mahkemenin duruşmayı kapalı olarak yapmaya karar vermiş olması gerekir.

İstanbul'daki mahkeme, böyle bir kapalı duruşma kararı almış değil.

Normal bir yargılama yapıyor ama gazetecileri de salona sokmuyor.

Mahkemenin hâkimi kusura bakmasın ama kimin, hangi suçunu saklamak istiyor merak ettim.

Bu dava dosyasını hatırlarsınız her cuma hatırlatıyorum.

Olmayan bir MASAK raporunu varmış gibi gösteren bir savcı ve savcının talebini sorgulamadan kabul eden bir hâkim ile ilgiliydi sorum.

Bu duruşmaya gazetecilerin alınmamış olmasının nedeni acaba o tuhaf işe imza atan savcı ve hâkimi, kamuoyunun gözünden kaçırmak düşüncesi miydi?

Bu iş giderek ilginç hale geliyor, takip edelim; bakalım daha neler göreceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları

Kamu kaynaklarıyla özel vakıf olmaz

Erdoğan ailesi de bu vakıflar ile ilgili olarak özel bir hesap peşinde değilse, iktidardan düştüklerinde vakıfların yönetimini seçilmiş kamu yöneticilerine ya da doğrudan doğruya Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yönetimine devredeceklerini taahhüt etmelidir

Miçotakis'e söylüyor ama biz duyalım istiyor

Erdoğan, diğer bütün otoriter rejimler gibi biliyor ki halkınızı dış kaynaklı tehditlerin varlığına ikna edebilirseniz, içerdeki ayrışmayı engeller, halkın yeniden arkanızda toplanmasını sağlayabilirsiniz

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım!

Çaresiz milyonlarca insana umut olabilecek bir program ortaya koymadan muhafazakâr kitlelerle helalleşmenin de mümkün olamayacağını söylemeliyim. O insanlar da muhafazakâr oldukları kadar işsizler, açlar, geleceklerinden emin değiller