24 Mayıs 2022

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım!

Çaresiz milyonlarca insana umut olabilecek bir program ortaya koymadan muhafazakâr kitlelerle helalleşmenin de mümkün olamayacağını söylemeliyim. O insanlar da muhafazakâr oldukları kadar işsizler, açlar, geleceklerinden emin değiller

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Maltepe mitinginde bir kez daha muhafazakâr seçmene selam çaktı:

"Aman CHP geçmişte böyle yaptı diyorlar. Evet, hatalar oldu; biz bugün çok mükemmel bir parti iddiasında da değiliz ama hatalardan ders çıkarmasını bilen bir partiyiz. Siz de Allah da şahidimdir ki kendimizi geliştirmek ve düzeltmek için çok çaba harcıyoruz."

"Helalleşme" çağrısıyla çıkılan yolda, böyle duraklara uğrayarak devam etmek normal.

Nitekim, Erdoğan'ın da bir süredir ekonomik sıkıntılarla boğuşan halka önerdiği "şükretmek" ile devam ediyor:

"İnanmaktan, denemekten, öğrenmekten şükretmekten vazgeçmeyenlerin başına harika şeyler gelir."

CHP Genel Başkanı'nın kuşkusuz ki çok sayıda danışmanı, bu danışmanların politika belirlemek için kullandıkları araştırmalar vs. var.

Anlaşılıyor ki o danışmanlar, muhafazakâr seçmeni CHP'ye ya da CHP'nin de içinde bulunduğu bir ittifaka oy vermeye ikna etmenin yolunun buradan geçtiğini düşünüyorlar, CHP Genel Başkanı da o yolu izliyor.

Görebildiğim kadarıyla "bugün seçim olsa" araştırmalarında bu politikaya iyi bir yanıt alınabilmiş de değil.

Muhafazakâr seçmen, deyim yerindeyse bildiğini okuyor, CHP de Baykal'ın getirip bıraktığı yerden birkaç parmak yukarıda takılmış durumda.

CHP'nin geçmişte yaptığı hatalar demek ki o kadar büyük ki bir türlü bulunduğu yerden ileri gidemiyor.

Kılıçdaroğlu ve ekibi böyle düşünüyor olmalı ki üzerinde hafif dini bir sos gezdirilmiş bir çağrı yapmayı uygun bulmuşlar.

Benim bildiğim CHP, 1950'den bugüne kadar Ecevit'in kısa süreli "Güneş Motel hükümeti" dışında tek başına iktidar hiç olmadı, iktidarı paylaştığında da ortağı Demokrat Parti çizgisinin takipçisi partilerdi. İslamcı MSP ile koalisyonu da unutmayalım.

Yani diyeceğim şu ki "CHP'nin yaptığı hatalar", geçmişte bu hatalardan zarar gördüğü düşünülen kitlelerin partileri ile koalisyonlar kurabilmesine engel olmamıştı.

Bugün de Kılıçdaroğlu'nun başarıyla yürüttüğü ittifak politikası sayesinde, daha önce bir araya gelebileceklerini kolayca düşünemeyeceğimiz partilerle yapılmış bir ittifak, iktidar koalisyonunu köşeye sıkıştırmış durumda.

Kuşkusuz ki CHP Genel Başkanı da farkındadır; Türkiye, AKP iktidarı döneminde gelir dağılımının çok bozulduğu bir ülkeye dönüştü.

Daha önce de mükemmel bir gelir dağılımından bahsedemeyiz elbette ama bu iktidar döneminde daha da bozuldu.

TÜİK'in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre, gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmek için kullanılan Gini katsayısı bir önceki yıla göre 0,015 puan artış ile 0,410 olarak tahmin edildi.

Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade ediyor.

Bu katsayı 2005 yılında 0,38'e kadar düşmüştü. 2006 yılında yeniden yükselen oran 2014 ve 2015 dışında 0,40'ın üzerinde gerçekleşti.

Bu verilerle Türkiye, gelir dağılımı yüksek derecede eşitsiz ülkelerden biri haline gelmiş bulunuyor.

En yüksek gelire sahip nüfusun ilk yüzde 20'lik bölümünün toplam gelirden aldığı pay, önceki yıla göre 1,2 puan arttı.

Böylece en zengin ilk yüzde 20'nin toplam gelirden aldığı pay 47,5'e yükseldi.

Daha açık söyleyeyim, nüfusun en zengin beşte biri, gelirin yarısını alıyor!

En düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay ise 0,3 puan azalarak yüzde 5,9'a geriledi.

Türkçesi: Nüfusun en yoksul beşte biri toplam gelirin 20'de biri ile idare ediyor!

Ve böyle bir Türkiye'de, ezilen kitlelere, işçilere, memurlara, köylülere, küçük esnafa ve çalışabilir nüfusun yarısını oluşturan işsizlere ana muhalefet partisinin önerdiği bu:

"İnanmaktan, denemekten, öğrenmekten şükretmekten vazgeçmeyenlerin başına harika şeyler gelir."

Geçmişte bu partiyi "demokrat olmayı başaramadan sosyal demokrat olduğunu iddia etmekle" eleştirirdim.

Belli ki şimdi bu iddia bile yok.

Çaresiz milyonlarca insana umut olabilecek bir program ortaya koymadan muhafazakâr kitlelerle helalleşmenin de mümkün olamayacağını söylemeliyim.

O insanlar da muhafazakâr oldukları kadar işsizler, açlar, geleceklerinden emin değiller.

O kitlelere söylenecek yeni söz mitingde söylenenler değil.

* * *

Bakan'ın sözlerine bakakaldık

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın sağlığından endişe ettiğimi söylemek zorundayım.

Çünkü ya ciddi bir mental problem yaşıyor ya da gözümüzün içine baka baka hepimizle dalga geçiyor.

Hangisi ülkemizin bekası için daha iyi, bilemedim.

Mental sorun yaşıyorsa bu kuşkusuz ki iyi bir şey sayılmaz, adam ismen de olsa "Adalet" Bakanı çünkü.

Bizlerle dalga geçmek için böyle konuşuyorsa daha da kötü, insan biraz utanır yahu.

Bozdağ, geçen gün bir televizyon programına katıldı ve "tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir Allah'ın kulu yok" dedi.

Ve kimsenin bilemediği müthiş sırrı ifşa etti: "Soruşturmalar tweetin içeriğine açılıyor!"

Demek ki boş tweet attığımız sürece endişeye kapılmak için bir neden yok.

Boş tweete "anladınsenonu" hashtagi eklersek, acaba başımıza bir iş gelir mi?

Bakan'a ne diyeyim bilemiyorum: Allah acil şifalar versin mi desem, "hadi git işine" mi?



Yazarın Diğer Yazıları

Bir aday lazım, o da şimdi lazım!

Bu "sistem fetişizmini" bir kenara şimdilik bırakmanın ve seçimi kazanmaya odaklanmanın zamanıdır. Altılı masaya önerim, bu "havanda su dövme toplantılarından" kurtulmaktır

Türklerin çocukları geri zekâlı mı?

AKP’nin 20 yıllık iktidarında bu ülkede birçok kurum çöktü. Milli Eğitim de bu çökertilen kurumlardan biri. Diğerlerindeki tahribatı çok uzun olmayan vadelerde düzeltmek belki mümkün ama eğitim sistemimizi bugün düzeltsek sonuçlarını almamız çeyrek yüzyılı bulacak

Güney Kıbrıs'a sempati öpücüğü mü?

Erdoğan, karşılığında nasıl bir diplomatik kazanım elde etmiş olabilir ki Kıbrıs Rum yönetimi liderinin, böyle bir toplantıya katılmasına olan itirazımızı geri çekti?