04 Ağustos 2016

Çemberin içindekiler

Belki de çemberi “içi boş bir daire” olarak size ilk kez tarif eden ilkokul öğretmeniniz farkında olmadan size yaşamın en önemli gerçeğini fısıldamıştır

Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken
Kafan dışındaysa

Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın

Şiirlerle şarkılarla
Kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın

Yeni Türkü’nün seslendirdiği bu Murathan Mungan şiiri, çemberin (sistemin) içinde iken aklı dışarıda kalan beyaz yakalıların da bir hüzün şarkısıdır aynı zamanda.

Geçen hafta ortak hafızayı paylaştığımız bir grup beyaz yakalı arkadaşla keyifli bir nostalji akşamı için Boğaz’da bir balıkçıda bir araya gelmiştik. Yenildi, içildi, muhabbet edildi; söz döndü dolaştı yine her zamanki gibi çembere (sisteme) geldi. Dostlar inanılmaz anılarını paylaşmaya başladı. Çemberin içindeyken önceleri sistemi daha yaşanır hale getirmek için sarf ettikleri beyhude çabaları, sonrasında sistemin kralcıları tarafından maruz bırakıldıkları zorlukları ve sistemcilerle yaşadıkları tirajikomik anıları anlatırken, masamızdan kahkahalar yükseliyordu.

Çemberden çembere her geçişte yaşadıkları hayal kırıklıklarını anlatma sırası geldiğindeyse sessizliğe bürünen masada ortak duygulanımlar söz konusuydu.

Boğaz’ın her iki yakasında ışıldayan kafe ve mekanlarda bu güzel şiirin ve şarkının eşlik edip avuttuğu, ortak hafıza ve söylemlere sahip ne kadar çok masa vardı kim bilir?

Bu muhteşem şiir büyük ihtimalle bu yazının amacına matuf yazılmamıştır. Ancak, beyaz yakalılar için anlamının “to be or not to be” türünde bir fenomene dönüştüğü de aşikardır.

Çemberin içindeyken hangi tarafa ait olduğunuzu kestiremiyorsanız, bir tarafınız içeride bir tarafınız dışarıda kalıyorsa ya da hiç bir tarafa ait olmak istemiyorsanız, çemberin dışında kalmakla içinde olmak aynı acıyı hissettirebilir. Bazen bedeniniz çemberin içinde gezinirken, ruhunuz bir şekilde çemberin dışına taşar ya da şaşkın bir şekilde çemberin içinde bir yer de oturup dışarıyı düşünmeye başladığınız anlar sizi yakalar. Aslında bütün mesele bedenle ruhun aynı yerde olup olamamasıdır.

O, ilk iş hayatınıza başladığınızda görünmez ellerin çizdiği, daha sonra bilinçaltında bizlerin içselleştirip sahiplenerek, gerçek kıldığı bir çemberdir. Sınırlar gerçek olmasa da bizler bu sanal sınırları bilinçaltında bir şekilde içselleştirir, güvence ve alışılmışın içinde durmanın getirdiği huzur harcıyla oluşan duvarları kendi kendimize inşa ederiz. Farkında olmadan kendi kafesimizi kendimiz öreriz. Bir yandan özgürlüğümüzü sınırlayan çitleri tek tek çakarken bir yandan da çemberin dışındaki yaşamın nasıl olduğunu merak etmeden duramayız. Merakımız hiç dinmez.

Çemberin dışından gelen hikayelere büyük bir iştahla kulak kabartırız. Çemberin dışında bir hayat olup olamayacağı konusunda güçlü merak ve hayallerimiz olmasına karşılık dışarıya çıkmaya yetecek cesarete sahip olmadığımızı da en derinlerde bir yerlerde hissederiz. Aklınız dışarıdadır ama bedeniniz içeride kalmıştır.

Çemberin duvarlarının üzerine çıkıp zaman zaman ufka doğru uzun uzun dalarız. Çemberin dışına atlamak ve özgürlüğe yol almak fikri zihnimizi rahat bırakmaz. Birileri bizi itmediği sürece çemberin dışarına çıkmayı da pek beceremeyiz aslında. Sizi dışarı itenler sizin kendinize yapamadığınız iyiliği bazen size yaparlar bilinçsizce.

Çemberin dışı bilinmeyendir. Denenmemiştir. En azından dışarıdaki potansiyel kazanımlarınız belirsizdir. Ancak, içeride bırakacaklarınız çok somuttur. Çemberin dışında kazanıp kazanamayacağınız, başarılı olup olamayacağınız, düşündükçe içinizde büyüttüğünüz kocaman soru işaretleridir.

Çemberin içi herkesçe bilinenleri barındırır. Bir kartvizitiniz, statünüz vardır. Ailenize karşı sorumluluklarınız, belirli bir hayat standardınız vardır. Ayrıca ödenmesi gereken faturalarınız, eğitim, seyahat, sağlık, sigorta giderleriniz de...

Bilinenlerin sıradanlığına karşı bilinmeyene duyulan özlem sizi bir yandan cezbederken bir yandan da alacağınız riskler bazen sizi kafesinizin sadık bekçisi haline getirir. Bir yandan dışarıya adım atmak isterken, bir yandan da kendinizi içeriye kendi ellerinizle kilitlersiniz. Sonunda ayağınıza korku, kaygı ve baskıdan oluşan bir gülleyle çemberin etrafında kendinizi sürekli gezer durumda bulursunuz. Çember köşesi olmayan nereye gidilirse gidilsin içinde olmaktan öteye geçilemeyen bir geometrik cisme dönüşmüştür artık.

Bazen sınırlar silikleşir, çemberin içinde sınırsız bir dünyada olduğunuz  yanılgısıyla çemberin bilinen noktalarında durmaya, alışılan çizgileri içerisinde her daim yol almaya devam edersiniz.

Bazen de çember genişler zihninizde. Sınırlar merkezden öyle uzaklaşır ki, hızla hareket edip oradan oraya koşmaktan, bir taraftan diğer tarafa savrulmaktan artık sınırları unutur, bazen de sınırları geçtiğinizi çemberin dışına bir şekilde ulaştığınızı düşünmeye başlarsınız. Oysa zihinsel aldatmacalarla doludur kendi kendinize yarattığınız bu çemberin iç sınırları.

Bazen çemberin dışına, duvarlarınızı aşıp atladığınızı sanırsınız ama sonrasında fark edersiniz ki başka bir çemberin içine düşmüşsünüzdür.

Çemberler... Kesişen çemberler... Kapsayan çemberler... Alt küme çemberleri... Birini iterken diğerini hareket ettirdiğimiz, birinden kaçarken diğerine hapsolduğumuz, çıktığımızı düşündüğümüz an sınırlarımıza çarptığımız çemberlerimiz ve dışının olmadığı düşüncesiyle geçen hayatlarımız...

Şairin bahsettiği gibi çember meselesi belki de; çemberi çizen için komedi, içindeki için dram, kendini çemberin içine hapseden için ise trajedidir.

Belki de çemberi “içi boş bir daire” olarak size ilk kez tarif eden ilkokul öğretmeniniz farkında olmadan size yaşamın en önemli gerçeğini fısıldamıştır.

Ne dersiniz?

 

Yazarın Diğer Yazıları

Parlak diploma sahibi olmak ve olmamak?

“Hayat, sınırsız ihtimalle doludur ve hayatınızı belirleyen tek şey notlarınız değildir"

Yönetimin tanrıları

Eğer şirketler yaşamak istiyorsa, bireylerin ihtiyaçlarına, tutum ve davranışlarına daha uygun yönetim felsefeleri zorunda

Sınırsız kariyer

Hesaplı risk almalı. Açılmamış kanatların büyüklüğü asla bilinmez.