29 Mart 2019

Yeni Zelanda dersleri

Yeni Zelanda’da yaşanan terör saldırısı vesilesiyle dostlarımızın sayısında azalma olmaması memnuniyet verici

Tarihimiz maşallah savaşlarla ve kahramanlıklarla doludur. Bu savaşlardan ikisi, sonuçları ve yansımaları itibarıyla birbirlerine tezat oluştururlar. 1389 Kosova Meydan Savaşı ile 1915 Çanakkale savaşlarını kastediyorum. Mesleğimin 7 yılında bu iki savaşın yansımalarının yoğun yaşandığı iki ayrı görevde bulundum.

2003 yılı Ocak ayında Belgrad’a tayin olduğum dönemde ülkenin adı Yugoslavya Federal Cumhuriyeti idi. Daha sonra “Sırbistan ve Karadağ” oldu, 2006 yılında Karadağ’ın ayrılmasıyla isim Sırbistan’a dönüştü. Belgrad’dan Ankara’ya dönüşümden bir ay önce (2008 Mart sonu) Kosova bağımsızlığını ilan etti ve Sırbistan’dan koptu. Bu derin değişimler, Sırbistan’ın yakın geçmişindeki büyük kırılmalara ve travmalara da kanıt oluşturuyor, aşırı milliyetçi politikaların sebebiyet verdiği zayiatları aydınlatıyor.

1389 Kosova Savaşı Sırp kimliğinin oluşmasında en kilit ögeler arasındadır. Sırp kimliği, büyük oranda Osmanlıya başkaldırışa dayanır. Belgrad’da liseyi bitirecekseniz Türklere karşı tüm Sırp ayaklanmalarını ezbere bilmeniz gerekir; aksi takdirde tarih dersinden mezun olamazsınız.

Belgrad’daki mesaimizin önemli bir bölümü  Kosova sorunuyla, ikide bir gerginleşen ve çok defa krize dönüşen Sırp-Arnavut ilişkileriyle uğraşmakla geçti. Kosova konusunda, Belgrad’daki Sırp milliyetçisi çevreleri sinirlendiren ve geren gelişmelerin hemen ertesinde Belgrad sokaklarının duvarlarında “Kosova 1389” yazılarının arttığını görürsünüz.

Belgrad’daki  Sırp muhataplarıma, Kosova Savaşı’nın, bunca asırdan sonra, Türk ve Sırp ulusları arasında kin, nefret ve gerginlik kaynağı olmaktan çıkarılması gerektiğini anlatıp durdum. Onları ikna etmek için hep Çanakkale Şavaşı’nı örnek verdim. Avustralya ve Yeni Zelanda ile Çanakkale Savaşı üzerinden dostluğumuzu pekiştirdiğimizi ve işbirliğimizi güçlendirdiğimizi anlatmaya gayret ettim, ancak bir sonuç elde edemedim. Üstüne üstlük Ankara’ya dönüşümden bir kaç hafta önce, Belgrad’da düzenlenen büyük Kosova mitinginde, Sırp holiganlar Büyükelçiliğimize taşlarla saldırdı, kalın tel örgülerle korunan camlarımız bile kırıldı, duvarımızdan bahçemize atlasalardı can kaybı dahi söz konusu olabilirdi.

2009 yılından itibaren Ankara’da Dışişleri Bakanlığımızda Uzak Doğu ve Afrika genel müdürü olarak görev yaptığım dönemde, Çanakkale Savaşı’nın, Avustralya ve Yeni Zelanda ile ilişkilerimizde ne denli önemli bir yer kapsadığını ve ilişkilerin güçlenmesinde fevkalade yarar sağladığını bizzat ve kıvançla yaşadım.

25 Nisan 1915 sabahı, Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinin de dahil oldukları müttefik kuvvetlerin kara çıkarması neticesinde hayatını kaybeden yüzlerce Avustralya ve Yeni Zelandalı asker için Gelibolu Yarımadası’nda Anzak mezarlığı inşa edilmiştir. Her yıl 24 nisana doğru, 10 bini aşkın Anzak torunu ülkemize gelerek, atalarının savaştığı topraklar üzerinde, kendileri için adeta kutsal bir göreve dönüşen Anzak törenlerine katılırlar. Şafak ayini olarak adlandırılan törende, kendi liderlerinin mesajları yanında, Türkiye başbakanının mesajı da okunur, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Çanakkale’de evlatlarını kaybeden bu iki ülke askerlerinin annelerine hitaben yazdığı mektup seslendirilir.

Çanakkale savaşlarında hayatlarını kaybeden yüzbinlerce Türk ve yabancı askerin mezarları ve bunların anısına yaptırılan anıtlar ve şehitliklerin içinde bulunduğu çok geniş bir alan, 1973 yılında Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı ilan edilmiştir. Bu parkın çevreci bir anlayışla korunması ve yaşatılması bakımından, Avustralya ve Yeni Zelanda makamları, en az bizim yetkililer kadar ve belki de daha fazla gayret ve ihtimam gösterirler.

Avustralya'da büyük küçük tüm şehirlerde bir Gelibolu caddesi, sokağı, anıtı veya bir sembolü mevcuttur. Bir tabii afet veya çok ters bir siyasi gelişme vuku bulmadığı takdirde, Çanakkale’de düzenlenen 24 nisan Anzak törenlerine bu ülkelerden her yıl mutaden bakan düzeyinde heyetler iştirak ederler. Aksi bir durumda, muhalefet, Hükümeti ülkenin tarihine saygı göstermemekle suçlar. Her 2-3 senede bir, Avustralya veya Yeni Zelanda Genel Valisi Çanakkale ziyareti yapar. Atatürk’ün Anzak annelerine hitaben ifade ettiği sözleri duymayan veya bilmeyen reşit Avustralya veya Yeni Zelanda vatandaşı bulamazsınız dersek abartmış olmayız.

Söz konusu iki ülkeyle böylesi mükemmel ilişkiler mevcut iken, 10 gün kadar önce, Avustralya vatandaşı bir cani Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrinde Cuma namazı kılan cemaate ateş açarak 50 Müslümanı şehit etti. Dünyanın en güvenli ülkeleri arasında sayılan Yeni Zelanda’dan gelen bu vahşet haberiyle şoke olduk. Ertesi günlerde, teröristin katliamı canlı yansıtan görüntülerinin ülkemizde yerel seçim mitinglerinde büyük ekranlardan vatandaşlarımıza seyrettirilmesi bizi dehşete düşürdü. Katliam nedeniyle, Türkiye’nin seçim meydanlarından, Yeni Zelanda makamlarına yöneltilen tehditler ve adalet dersleri karşısında çok şaşırdık, dehşetimiz daha da arttı; öfke haklıydı ama adreste yanlışlık vardı.

Neyse ki yanlıştan kısa sürede dönüldü. Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla Washington Post gazetesinde yayınlanan yazıda, Yeni Zelanda başbakanının terör vahşeti karşısında gösterdiği ilkeli ve insani tutum öne çıkarıldı. Bu vesileyle, birkaç gün önce İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları İcra Komitesi toplantısında, Yeni Zelanda makamlarının gösterdikleri sağduyu, empati ve örnek tavırlardan duyulan memnuniyet vurgulanarak yanlış tutumdan geri dönüldü.

1977 yılında Dışişleri Bakanlığında göreve başladığımız dönemde, Dışişleri Akademisi bünyesinde aldığımız meslek içi eğitim sırasında, az gelişmiş ülkelerin, zaman zaman, ülke içinde biriken sıkıntılardan rahatlamak için kamuoyunun dikkatini dış olaylara çekebildikleri bize anlatılırdı. Ancak ülkemizde son yıllarda, özellikle seçim öncesi dönemlerde, batılı ülkelere seçim meydanlarından sataşmak ve hakaret etmek çok benimsendi. Dış politikanın iç politika amaçlarıyla kullanılmasının yanlış olduğunu bir kez daha tekrarlayalım. Siyasi partilerin menfaatlerinin ülkenin menfaatlerinin önüne koyulamayacağını, adet haline getirilen bu yanlış yöntemden ciddi zararlar görebileceğimizi tekrar hatırlatalım.

Nihai tahlilde, Yeni Zelanda’da yaşanan terör saldırısı vesilesiyle dostlarımızın sayısında azalma olmaması memnuniyet vericidir. Söz konusu iki ülkeyle ilişkilerimiz bozulsaydı, Avusturalya’daki  güçlü Rum ve Ermeni lobileri herhalde durumdan pek memnun kalırlardı. Yeni Zelanda’nın 37 yaşındaki Başbakanı Jacinda Ardern’e, 40 yıllık politikacılarımıza verdiği bu kıymetli siyaset dersinden ötürü tebriklerimizi ve taziye dileklerimizi sunarak veda edelim.

Yazarın Diğer Yazıları

Rusya Afrika’ya geri dönüyor

Günümüzde Rusya’nın Afrika’da en faal olduğu alan silah satışları ve güvenlik ilişkiler

Arjantin Başkanlık seçimleri IMF reçeteleri gölgesinde ekim ayında yapılacak

Macri yönetimi, kalan 2 ay süre içinde, sıkı para ve maliye politikalarında bir miktar gevşemeye giderek fakirleşen seçmeni rahatlatmaya yönelecek

Guatemala seçimlerinin arka planındaki acı gerçekler

Guatemala seçimlerinde, dikkati çeken temel husus, halkın seçimlere karşı ilgisizliği ve toplumun bu manadaki bıkkınlığı