12 Ağustos 2021

Vicdanlarımız körelmesin, ırkçılık tuzağına düşmeyelim!

Altındağ'da yaşananlar içimi kanattı, 1993'de Mölln ve Solingen'de tanık olduğum acıları yüreğimde bir daha hissettim

T24'ün haberini okuyorum:

Ankara Altındağ'da 
Suriyeli ve Afganların 
evleri taşlandı, 
dükkanlar yağmalandı, 
araçlar ateşe verildi.

Hastane yatağında kanlar içinde
yatan küçük çocuğun fotoğrafıyla
hüzne boğuluyorum.
İnsanlık bu değil.
Kim bilir kaçıncı defa
kendi kendime haykırıyorum:

Vicdanlarımız körelmesin, 
ırkçılık tuzağına düşmeyelim!

28 yıl öncesi.
1993 yılı, Almanya'nın Solingen şehri.
Mevlüde Ana'nın iki kızı,
iki torunu ve bir yeğeni
Almanya'nın Solingen şehrinde bir gece vakti
ırkçılar tarafından cayır cayır yakılarak hayata veda etmişlerdi.
Sabah'ta çalışıyordum.
Ertesi gün uçağa atlayıp gitmiş,
kundaklanan evin önünde
Mevlüde Ana'yı dinlemiştim.
Acılı sesi hala kulağımdadır:     

Bir çiçek diktik,
büyütüp altında yaşamak
istedik.
İzin vermediler.
Her gün korku içinde
yaşamak istemiyoruz.

1993'ün Mayıs sonuydu.
O günü unutmadım.
Bir gece önce kundaklanan
evin kara enkazından geniz yakan
dumanlar tütüyordu. 
İnanılmaz bir vahşetti yaşanan.
Herkes uykudayken gelmişlerdi.
Ellerindeki bidondan gaz döküp tutuşturmuşlardı evi.
Kaçarlarken, Heil Hitler diye
bağırdıklarını duymuştu Alman komşular...
Sivaslı Mehmet Karakoç da
bir şiir bırakmıştı yangın yerine: 

Zaten yanıyorum
vatandan ayrı
içimiz kavrulmuş
hasretle dolu, insanlık bu mu?

Solingen'den yedi ay önce de 
Mölln katliamı yaşanmıştı.
1992 yılı Kasım ayı.
Almanya'nın Mölln kasabasında
ırkçılar üç Türkü cayır cayır yakmışlardı.
Sabah gazetesindeydim.
Ertesi akşam Mölln'e ulaştım.
O geceyi hiç unutmam.
Kuzey Denizi'nden buz gibi rüzgârların estiği
berbat bir geceydi.
Irkçı Dazlaklar,
ikisi küçük kız çocuğu olan
üç Türk’ü kundakladıkları
bir evde cayır cayır yakmışlardı.
Üç katlı ahşap evin önünde
bir gece önce yaşanan dehşet verici olayı yine yaşıyordum.
Olaydan hemen sonra
Mölln polisine gelen telefonda, 
Heil Hitler diye zafer çığlığı atıldığını
yazıyordu yerel Alman gazetesi...
Islak gecenin karanlığında
ürkek Anadolu insanın anlattıklarını dinliyordum.
Beyaz sakallı, takkeli bir ihtiyar
yanıma sessizce yanaşmış,
sesindeki hüzün verici titreşimlerle demişti ki: 

Bu işin sonu geldi beyim.
Bizi istemiyorlar beyim!
Bizi sevmiyorlar.

Bize reva görülenleri tasvip etmeseler de öyle bu.
Polisin koruduğu falan yok bizleri... 

İhtiyarın gözlerinden
tarifsiz bir keder okunuyordu. 
Karadeniz Çayevi'nde gece boyunca
ne kadar acıklı hayat hikâyesi varsa hepsini dinlemiş,
içim acımış, defterime büyük harflerle not düşmüştüm: 
Türkleri Almanya'da can korkusu sarmış!
Sabah’taki köşeme milliyetçilik virüsü üzerine yazmıştım: 

Mölln katliamı,
Alman demokrasisiyle siyaset kurumunun
aksadığı yanları gözler önüne serdi.
Maddi alandaki çarpıcı başarılarına rağmen
Almanya'da 
milliyetçilik hastalığı 
bünye biraz zayıflayınca yeniden nüksetmeye başladı.
Anlaşılan mikrop ölmüş değil. 

Almanya'da Türklere, Müslümanlara
dönük saldırılar Mölln ve Solingen'den sonra da devam edip gitti.
Irkçılar Türkleri yakmayı sürdürdüler.
1994'te 8,
1995'te 2,
1996'da 3 Türk yanarak can verdi.
2008 yılında,
17 günde beş değişik yerde kundaklama olayları yaşandı Almanya'da.
En korkuncu Ludwigshafen'deki katliamdı,
5'i çocuk 9 Türk öldü kundaklanan evde.
2000'le 2007 yılları arasında 8'i Türk 10 kişiyi öldüren 
Nasyonel Sosyalist Yeraltı 
isimli Neo-Nazi örgüt yargı önüne çıkarıldı.
Almanya'nın üzerindeki Hitler hayaleti 
yükselişine devam ediyordu.
Hitler'in Yahudilerinin yerini
şimdi Müslümanlar, Türkler aldı. 
Mölln Katliamı sonrasında, 1992'nin kasım ayında,
Sabah'taki köşemde şunları yazmıştım:

Kafalarımızın içindeki duvarları da yıkmamız şart!
Milliyetçilik virüsünden
ya da illetinden kurtulamadığımız sürece
ırkçılık hayaleti tepemizde dolaşmaya devam eder.
Irkçılığın,
yabancı düşmanlığının,
farklılıklara tahammülsüzlüğün yerine 
hoşgörü çiçeklerinin açacağı
ortamlara kavuşmanın bir başka yolu yok.
O kadar çok soru var ki kafama üşüşen.
Farklılıkları mahkûm etmekten kendimizi nasıl sıyıracağız?
Farklılıkların bir yerde yaşamın rengi,
zenginliği ve dinamizmi olduğu 
acaba ne zaman insanlığın ortak değeri haline gelebilecek?
Farklı kültürlerin,
milliyetlerin,
inanç ve düşünce ayrılıklarının bir arada,
barış içinde yaşayabileceğine,
hatta yaşamaya mahkûm olduklarına,
çünkü birbirlerini tüketemeyeceklerine
nasıl olacak da akıl erdireceğiz?
Hegel'in bir sözü vardır: 
"Tarih bir tek ders öğretiyor,
insanların ve iktidarların tarihten
 bir türlü ders almadıkları dersini..."
Artık 21. yüzyıldayız.
Hegel'i bir daha haklı çıkartmayın 
ve Türkleri sakın yakmayın!

Kendi kendime haykırıyorum:
Şimdi sıra bize mi geldi?..
Allahaşkına söyleyin,
Şimdi biz de Suriyelileri, Afganları mı
yakacağız Türkiye'de?..
Vicdanları yok mu sayacağız?..
İnsanlığı yok mu sayacağız?..
Can havliyle bu topraklara sığınmış
Suriyelileri, Afganları
ateşe mi vereceğiz?..
Hiç mi kendimizi onların yerine koyup
düşünmeyeceğiz?..
Evlerinden barklarından koparak
her şeylerini arkalarında bırakarak
bize, bu topraklara sığınanların acılarını,
korkularını anlamaya,
hissetmeye çalışmayacak mıyız?
İnsanlıktan bu kadar mı kopacağız?..
Irkçılığa mı teslim olacağız?
İktidara ve muhalefete sesleniyorum.
Bütün siyasal parti liderlerine sesleniyorum.
Türkiye hızla kötüye gidiyor.
Irkçılığa teslim olmayın.
Nefret söyleminden vazgeçin.
Mültecilere insan gibi muamele etmenin
yollarını hep birlikte açın.
Tehlikenin farkında mısınız?
Cehennem çukuruna yuvarlanıyoruz.
Mülteciler konusunda Allahaşkına,

Vicdanlarımız körelmesin, 
ırkçılık tuzağına düşmeyelim!


FOTOĞRAFA DAİR DİPNOT:
Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık,
bu fotoğrafı şu notla paylaştı:

Bakın bu yavru masum,
bizim misafirimiz,
namusu canı bize emanet.
Camdan gelen taşla yaralanmış,
şimdi ambulansla aldırıyoruz.
Yapmayın!
 
Kınık, daha sonra çocuğun
ambulansla hastaneye götürüldüğünü
bildirdi.
 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir süre ara

Yazılara bir süre ara veriyorum.

Erdoğan'dan kurtulmak, demokrasinin yolunu açmak istiyorsanız, HDP'nin siyasal ve sayısal desteği şarttır

Barış, demokrasi, adalet istiyorsak, cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmaktan yanaysak, HDP'nin çizmiş olduğu çerçeve iyi bir başlangıçtır.

Diktatör!

Diktatör olmak için düşman yarat. Korkut. Güç kullanmaktan kaçınma. Bağımsız yargıyı yok et. Kendine bağlı basın yarat. Sivil toplum örgütlerini gayrı milli ilan et, kapat.