07 Şubat 2019

Öykü Arin’in öyküsü veya bir insana hayat verirken biraz daha insan olmak...

Öykü Arin olayı dil, din, ırk, millet, siyaset demeden, yalnızca 'insan' olduğumuz için dayanışma gösterebileceğimizi hatırlattı

Hayat çok şeritli bir yol.

Doğmak da var, sevmek de, nefret etmek de, mutlu olmak da, hayal kırıklığı yaşamak da, hastalanmak da, iyileşmek de, iyileşememek de...

Ölüm de hayatın bir parçası.

Ama çoğu kez en adaletsiz aşaması.

Onun için ölüme direnmek en doğal, en haklı mücadele.

Yalnız kendi ölümümüzü geciktirmek değil mesele.

Yaşamdan bize kıyasla çok daha “alacaklı” olan çocukların ve gençlerin ölümüne karşı çıkmak, bu uğurda çaba harcamak...

*             *             *

Bu cümleleri yazarken her bir satırda dinleniyorum.

Çünkü çok yorucu.

Çok zor.

Çok haksız.

Çok adaletsiz.

Yazdığım her bir satırda, henüz tanışmadığım küçük bir kız çocuğunun video ve fotoğraf görüntüleri dolaşıyor gözlerimin önünde.

Adı da kendi gibi güzel: Öykü.

Öykü’nün öyküsü daha 3,5 yaşında çetrefilli bir sokağa sapıverdi.

Milyonda bir rastlanan bir kan kanseri türü Öykü’ye saldırdı.

Öykünün omuzları daha çok küçük.

Bu kadar ağırlığı kaldıramaz.

Destek olmamız şart.

Elinden tutmamız, kucaklamamız, pamuklara sarmamız...

Onu korumamız zorunlu.

*             *             *

Görecek çok günleri var Öykü’nün.

Onu yaşatmak için bir şeyler yapmamız gerek.

Çoğunlukla boş ve aceleci bir sözde “yoğunluk” içinde geçen hayatımızda, küçük bir kız çocuğu için oturduğumuz yerden kalkmamız...

Onun, annesi Eylem’in ve yakınlarının son aylarda döktüğü gözyaşından çok daha az miktarda kan vermemiz...

Bu kanın kırmızısında eğer bir kurtuluş alevi parlarsa gidip Öykü için donör (ilik veren kişi) olmamız...

Hepsi bu!..

Ve geri dönerken sadece biraz kan ve ömrümüzden kısa bir süre kaybetmiş, ama çok daha fazla şey kazanmış biri olarak kaldığımız yerden hayatımıza devam etmemiz...

“Ne kazanılır” sorusuna herkes kendi cevabını versin.

“Bir hayat kurtarmak” da yeterli cevap sayılabilir.

Ama bence gelir hanesine çok daha fazlası yazılır.

“Daha fazla insan” olarak çıkmak mümkündür bu bağış sürecinden.

Dil, din, ırk, millet, siyaset falan demeden, yalnızca “insan” olduğu için bir çocuğa yardım etmeye çalışmak...

Ve dilin, dinin, ırkın, milletin, siyasetin falan ne olursa olsun, sadece bu yaptığın işten dolayı kendini İNSAN (evet büyük harflerle!) olarak hissetmek!

Az mı?

*             *             *

Şu çamurlu siyaset mengenesinin, şu acımasız para kazanma gailesinin, şu karmaşık yaşam ve ilişkiler girdabının, şu bir türlü kurtulamadığımız bencillik ve çıkarcılık reflekslerimizin içinde böyle bir adım atabilmemiz...

Az mı?

Sonuç ne olursa olsun...

Öykü’yü kurtaracak kişi biz değilsek de...

O olmasa bile başkalarının yaşamına destek olsak, hatta o an hiçbir sonuç elde edemesek bile...

Çoğunlukla boş ve aceleci bir sözde “yoğunluk” içinde geçen hayatımızda, küçük bir kız çocuğu için oturduğumuz yerden kalkmamız...

Az mı?

*             *             *

Öykü’nün öyküsü derin ve ağır...

Hayat ona acımasız bir sınav hazırlamış...

Ve kum taneleri giderek azalıyor...

Bu işi, bir çift “sıkı laf” edip, “birilerine acıma pozu” takınıp kendimizi “vicdanlı” hissederek günlük anlamsızlığa geri döndükten sonra “bir ara hatırlama” şansına bırakma lüksümüz yok.

Çünkü zaman az!

Öykü daha çok küçük...

Omuzları güçsüz...

Bu kadar ağırlığı kaldıramaz.

Destek olmamız şart.

Lütfen önce bu satırların arasına serpiştirilen fotoğraflara dikkatle bakın.

Ardından birkaç dakikanızı ayırıp benim dün Öykü’nün annesi Eylem’le yaptığım Skype söyleşisine kulak verin.

Sonra oturduğunuz koltuktan, yattığınız divandan kalkın...

Hiç ertelemeden, bir çocuk için, bir hayat için ve daha fazla insan olmanın o anlatılmaz hazzını yaşamak için...

Gidin...

Ve donör olun.

Lütfen...

Lütfen!..


Gün Olur programında Hakan Aksay’ın Öykü Arin’in annesi Eylem Şen ile yaptığı Skype söyleşisini izlemek için tıklayın.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...