19 Nisan 2019

İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı

İmamoğlu’nun kazanmasını Kurtuluş Savaşı’na benzetenler, onunla Atatürk’ü zorlama montajlarla el sıkıştıranlar, 17 Nisan'ı 'İstanbul’un AKP’den kurtuluşu' ilan edenler çoğaldı...

Seçim sonuçları sevindirdi.

Çok sevindirdi.

Halkın en az yarısını.

Hele İstanbul’da günlerdir beklenen mazbata sahibini bulunca, “mutluluğun resmi” çizildi.

Coşku sadece gözlerden okunmuyor.

Sözlerden de her yere yayılıyor.

Üzülmek gibi sevinmek de insani bir duygu, ne denir ki!

“Motorları maviliklere sürün çocuklar!”

Ama tek teker üstünde şaha kaldırmayı denemeyin!..

*          *          *

Bazı coşkular sınır tanımıyor.

Sosyal medya, maşallah, kaynıyor.

WhatsApp grupları kıpır kıpır.

“Ne iyi oldu da iktidara ders verildi” diyen çok.

Ve tabii bunu demenin epeyce yolu var.

Bazıları çıtayı yükselteceğim derken gökyüzünü delip geçiyor.

Zafer naraları atanlar mı dersin...

Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasını Ulusal Kurtuluş Savaşı’na benzetenler mi...

Onunla Atatürk’ü epeyce zorlama montajlarla el sıkıştırırken görüntüleyenler mi...

17 Nisan 2019’u “Fetih 2019: İstanbul’un AKP’den kurtuluşu” ilan edenler mi...

AKP taraftarlarına yönelik olarak “Artık akıllı olacaksınız, zaten buna mecbursunuz” diyenler mi...

*          *          *

Bir dakika arkadaşlar!

Ne oluyor?

Devrim mi oldu?

İktidar düştü de yerine yenisi mi geldi?

Bir şeyler geri dönülmez biçimde değişti de biz mi fark edemedik?

İmamoğlu’nun mazbatayı aldığı İstanbul’da, “suçu”, Cumhurbaşkanı’nın da katıldığı bir “seçkinler düğünü” dolayısıyla durdurulan trafiğin açılmasını talep etmek olan genç bir avukat, hâlâ yüzü gözü dayaktan şişmiş halde ev hapsinde tutuluyor.

Bir televizyon programında iki kelime eden Ayşe Öğretmen hapse tıkılıyor.

“Terörist Cumhuriyetçiler” tekrar içeri girmek için valizlerini yerleştiriyor.

Türkiye’nin basın özgürlüğü bakımından dünyada 157. sırada olduğu ilan ediliyor.

İktidar sahipleri mazbatayı geri almanın yollarının daha tükenmediği havasında karanlık voltalar atıyor.

Velhasıl, “daha gün o gün değil” demek için yüzlerce, binlerce neden var.

O halde ne oluyor?

Ne bu aşırı coşku, heyecan?

*          *          *

Şimdi buraya kadar yazdıklarıma baktım da...

Bazılarınızın ne dediğini duyar gibiyim.

Ne kadar sıkıcı bir adamım, değil mi?

Yahu hiç mi sevinmesin insanlar bunca zamandan sonra?

17 yıllık iktidara yerel seçim dersi vermenin tadını hiç mi çıkarmasınlar?

Hiç mi gülüp eylenmesinler, halay çekip dans etmesinler?

Yok, hayır; elbette, o tatsız siyasetçiler gibi “sözlerim maksadını aştı” (ne demekse!) falan gibi şeyler yazmayacağım şimdi buraya.

İnsanlar sevinecek tabii.

Moraller düzelecek.

Yüzler aydınlanacak.

Başlar öne değil ileriye çevrilecek.

Adımlar sıklaşacak.

Ama...

*          *          *

Birincisi, lütfen abartmayalım!

İkincisi, coşku selinin içindeki kötülüklere dikkat edelim (örneğin, yukarıda yazdığım, AKP’lilere yönelik olarak “Artık akıllı olacaksınız, zaten buna mecbursunuz” uyarısı, coşku ve heyecandan çok daha fazlasını akla getiriyor; kabalık, tehdit ve intikamcılık kokuyor. Ve “yok aslında birbirinizden farkınız” dedirtiyor).

Üçüncüsü, AKP’ye karşı olan on milyonlarca insan var. Bunları belki birkaç sosyal ve siyasal kümede görmek mümkün. O kümeler dün sandık başında aynı tavrı alsa da, çıkan sonucun nasıl bir işbirliğinin ürünü olduğunu hepsi tarafından anlaşılmadı henüz. Herkesin zaferi farklı sanki. Kimse, işin ucundan tutan ötekinin katkısını hakkıyla görmekten yana değil.

Yani yerel seçimlerde kazanılan başarı tam olarak analiz edilmedi, herkesçe sindirilmedi. Bazı paylaşımlara bakıyorum da, AKP karşıtı Kemalistlerin, Kürtlerin ve muhafazakârların zaferleri genellikle birbirinden farklı ve ilgisiz gibi görünüyor.

Hata anlaşılmazsa tekrarlanır.

Başarı ise anlaşılmazsa tekrarlanmayabilir.

Seçim sonuçlarında CHP’nin, - pek çokları ne kadar kızarsa kızsın - Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ayrıca onunla işbirliği yapan sağ, muhafazakâr çevrelerin ve kuşkusuz “bağrına taş basarak da olsa” Millet İttifakı’nı destekleyen HDP’lilerin rolü iyi anlaşılmalı. Ve tabii ki İmamoğlu faktörünün önemi...

Muhalefet liderlerinin akıllı ve soğukkanlı bir tutumla provokasyona meydan vermeyen çizgisi de iyi özümsenmeli (bence iktidar 17 gün biraz da bunu bekledi; hatta bugün hâlâ bu bekleyiş içinde).

*          *          *

Ayrıca şimdi yaşananın benzeri bir coşkunun 7 Haziran sonrasında da hissedildiği, ancak sonrasında 1 Kasım’a bağlandığı hiç unutulmamalı.

Elbette bugün yeni 1 Kasımlar yaratmak o zamanki kadar kolay değil. Ama henüz imkânsız da değil.

Onun için siyasette dengeleri değiştirmenin çok önemli bir etkeni olan iyimserlik enerjisini ve moral üstünlüğünü, ansal şovlara ve sabırsız sonuçlara dönüştürmekten kaçınmakta yarar var.

Şair boşuna yazmamış:

“Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.

Safları sıklaştırın çocuklar!

Bu kavga faşizme karşı,

Bu kavga hürriyet kavgasıdır.”

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...