14 Temmuz 2019

İdeolojik halay, aşırı sakıncalı piknik ve devlet

Kesin olan şu ki anayasal kurallara, uluslararası hukuka rağmen insanlarla ilgili kim tarafından yazıldığı belli olmayan garip bilgi fişleri duruyor raflarda

2010’da yapılan referandum öncesinde iki büyük müjde devletin televizyonundan duyuruldu:

“12 Eylül yargılanacak”, “Fişleme dönemi bitiyor.”

Yargının yapısını bütünüyle değiştirip, sonrasında devletin bütün köşe başlarını cemaate bırakan anayasa referandumundan kısa süre sonra her iki maddenin nasıl göz boyama amaçlı olduğu açığa çıktı.

12 Eylül darbeci ve işkencecilere hiçbir yaptırım uygulanmadı. Mağdurlara, anayasa referandumu ile darbecilerin yargılanmasını engelleyen anayasa maddesi kaldırılmış olmasına rağmen, “Zamanında hakkınızı arasaydınız” bile denildi.

Zaten 2010’a kadar da devletin vatandaşlarını fişlediği inkar ediliyordu. Referandumdan sonra da bu faaliyetin aralıksız devam ettiği net biçimde açığa çıktı. Örtülü, örtüsüz her biçimde insanlar fişlendi ve fişleniyor.

                                                      * * *

Uzun bir zamandır fişleme konusunda öyle esaslı istihbaratlara da gerek duyulmuyor. Sihirli kelimeler, kavramlar var: “İltisak”, “müzahir”, “sempatizan.”

Sözüm ona devleti korumak isteyenler, yaşamın içindeki duruşlarından hoşlanmadıkları, dünya görüşlerine uzak insanları bu bahanelerle “sivil ölü” haline getirmeye çalışırken, yaptığı hiçbir yasadışı eylemin hesabını vermeyen insanları yine kritik noktalarda tutuyorlar.

Kritik noktalarda olabilmenin formülü basit; ağızlarda “milli ve yerli” ifadeleri, hiçbir fikrinin olmadığı tarihle ilgili üç beş “atalarımız” klişesi, tuğralı arka cam, tespih ve önüne geleni “vatan haini” olarak suçlama ritüeli.

                                                          * * *

Ama hayat onuruyla yaşayıp olduğundan farklı görünmeye çalışmayan, inandıklarını açık açık söyleyenler için o kadar kolay değil.

Bu kez Van’da tıp okuyan, memleketin her yanında görev yapmaya hazır olan, öğrenciliğinde, öncesinde ve sonrasında adli, idari hiçbir soruşturma geçirmeyen ve buna rağmen birilerince fişlenen bir kadın yaşamı karartılan.

Fişlendiği dönem de manidar; çözüm süreci.

                                                      * * *

Genç doktor, tıp fakültesini bitirip de kamuya atanmak için beklediği sırada öğrendi fişlendiğini. Gelen güvenlik soruşturmasının sonucu olumsuzdu. Bu olumsuzluğun kaynağını öğrenmek için uğraştı, yanıt alamadı. Bunun üzerine dava açtı.

İdare mahkemesine savunma gönderen Sağlık Bakanlığı, güvenlik birimlerinin tespitlerine göre doktorun tıp fakültesinde okuduğu sırada yasadışı eylemlere katıldığını bildirdi.

Güvenlik soruşturması sonucuna göre, 2013’te PKK’nın gençlik yapılanması YDGH’nin eylemlerine katıldığı tespit edilmiş, ailesine bildirilmişti. Buna rağmen eylemlerine devam etmiş, YDGH içinde faaliyet gösteren şahısların düzenlediği piknik ve toplantılara katılmış, yurtta halay çekmiş, cenazelere gitmişti.

Ankara 17. İdare Mahkemesi, güvenlik soruşturması raporuna dayanarak, genç kadının devlet kadrosuna atamasını yapmayan Sağlık Bakanlığı’na karşı açtığı davayı reddetti.

Kararda, güvenlik araştırması yapılırken ulaşılan bilgi ve kanaatin, somut, güvenilir, teyit edilebilir nitelikte olmasının, tahmine dayalı olmamasının, hukuken desteklenebilir nitelikte olmasının gerektiği belirtildi. Mahkemeye göre, ortaya konulan bilgiler, “somut, hukuki delil” niteliğindeydi.

                                                      * * *

Devlet, bir öğrencinin PKK’ya eleman temin etmek için düzenlediği pikniğe katılmasını mesele görmemişti ama ne hikmetse bunu fişlemişti. Yurtta PKK için halay çekildiğini not etmişti ama harekete geçmemişti. Ne büyük hoşgörü!

Devletin emniyeti ve yargısal makamları örgüt için hareket eden birini saptamış ama ailesine bildirmekle yetinmişti. Belgeler ve bilgiler bunu gösteriyordu.

Ne emniyet, ne savcılık iddia edilen eylemlerle ilgili hiçbir işlem yapmadı. Sadece fişlenen kadınla ilgili değil, bu etkinliklerle ilgili de yapmadı. Hatta aynı etkinliklere katılanların büyük bölümü, devlet kadrolarına atandı. Atanmaları normal zira ortada suç ya da hukuki bir işlem yok.

Ama fişlenen genç bir kadın doktor bu olanağa sahip değil. Memleketin idare mahkemesi bile üç satırdan ibaret, “piknik, halay” fişlemesine “somut kanıt” muamelesi yapıp, insanların yaşamlarıyla oynanmasına izin verirken, yapmadığını bırakmayanlar konforlu hayatlarını sürdürüyor.

Ve bunun adı da “devleti korumak” oluyor.

Böyle koruyanların yol açtıklarını gördük ama ne gam. Yeter ki düzenleri devam etsin.

                                                      * * *

Genç doktor, idare mahkemesinin kararını temyiz etti. Son sözü istinaf mahkemesi söyleyecek.

Umalım ki istinaf mahkemesi, hukuki bir karar versin.

Ancak kesin olan şu ki anayasal kurallara, uluslararası hukuka rağmen insanlarla ilgili kim tarafından yazıldığı belli olmayan garip bilgi fişleri duruyor raflarda.

Birilerinin canı istediğinde hayatlarla oynanıyor.

Ve üzerini neyle kapatmak isterseniz isteyin; böyle bir bozuk düzenden iyi kötü bir doğru bile çıkmıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

90'lar, aşikâr sırlar ve mahcubiyet

Utanma yok, sıkılma yok, mahcubiyet yok, özür yok, bağışlanma dileği yok. Sakil bir güçlülük, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edebilme özgüveni

Dipsiz bir kuyu: Mahkeme kapısı, vicdan kapısı, adalet kapısı

JİTEM’in 90’lı yıllar boyunca işlediği cinayetlerin dosyaları bir bir temizlendi, üzeri yine muntazam biçimde kapatılmak istenen karanlık kuyuda...

Üç yıl boyunca anne-babalık yapana mı, sokağa atıp sonra pişman olana mı? Sahiden birine ait midir çocuklar?

Büyüyor çocuklar ve acısını en çok kendilerinden çıkartıyorlar çocukluğun