02 Haziran 2019

Affetmek ve affetmemek

Suç mağdurları, sanık yerine kendilerinin yargılandığı, kadınların utanmazca suçlandığı, mağdurlara ahlak dersi verilmeye çalışılan mahkeme salonlarından tanıyorlar adaleti...

Sonunda Cumhurbaşkanı da 'indirim' adı altında yapılan af çalışmasını açıkladı:

Değerli kardeşlerim; konuyu bilmeden, konunun teferruatına hakim olmadan sizlere ayak üstü vereceğim cevap aldatıcı olur. Ben sizleri aldatamam. Ancak şu anda Adalet Bakanlığımızın bu konularla ilgili bir çalışması var. Temenni ederim ki sizlerin yakınları da bunun içine dahil olur. Çünkü herkesi kusura bakmayın, herkesi serbest bırakmak gibi bir şey olmaz. Bırakılması gerekenler noktasında Adalet Bakanlığımızın çalışması var. İnşallah bu çalışma neticesinde bırakılabilecek olanları, dediğim gibi inşallah seçimlerden sonra Meclis açıldığında tekrar oralarda bunlar görüşülecek."

Elbette herkesi bırakmak olmaz!
Yaşamı boyunca habercilikten başka bir iş yapmayan; yazdıkları ve fikirleriyle var olan, kendi gücünden başka hiçbir gücü arkasına almayan, devletin gücü ile kanunsuzluk yapanları, çeteleri, cemaatleri reddeden; başına gelebilecekleri bile bile doğru bildiğini söylemekten vazgeçmeyen gazeteciler var misal.
Neden bırakacaksınız ki Musa Kart, Güray Öz, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara, Emre İper’i!
Yanlarına Cumhuriyet davasının 5 yıldan fazla ceza alan diğer sanıkları Ahmet Şık, Akın Atalay, Murat Sabuncu, Bülent Utku’yu koymak varken, neden bırakasınız?

Ya da memleketin bir köşesinde çocukların öleceğinden endişe ederek -içeriği, kullanılan kelimeler hoşunuza gitsin ya da gitmesin- sadece bu amaçla bir bildiriye imza atan akademisyenleri neden bırakacaksınız?
Yine bir bildiriyle “savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu” söyleyen Türk Tabipler Birliği yönetimini cezaevine koymak varken, haklarındaki suçlamaları neden düşüresiniz?
Güneydoğu’da yaşananları duyurmak için fotoğraf çeken gazetecileri, sendikacıları, öğretmenleri...
Terörle mücadele kavramının altına sıkıştırıp bütün ifadeleri, hoşa gitmeyen ne kadar söz varsa ceza hukukunun konusu yapıp, hoşa gitmeyenleri susturmak varken, neden…
Ya da saldırıya uğradığı için kendini savunan kadınları, ya da en zor anında devleti yanında bulamadığı için kendi korumaya çalışanları, ya da yoksulluk ve çaresizlikten bir ekmek çalanları, ya da dolandırıcılara inanıp, gerçekten bir iş yaptığını zannederken suç işlediğini anlayanları…
Neden bırakasınız?

* * *

Bütün bu bitmeyen başlıkların içine sığanlar.
Yani artık ismi sayılamayacak kadar çok olanlar.
Yani aslında yaşamından çalınanlar, boş yere cezaevi köşesinde ömür tüketenlerin serbest bırakıldığı bir zaman var.
Aftan, adaletten bağımsız, hesaplanmış, tasarlanmış bir zaman.
Bir 'Yargı Reformu Strateji Belgesi' hazırlanır, orada düşünce suçlarıyla ilgili bölümler açılır, uygun zamanda uygun insanlar bırakılır.
Burada adalet böyle uygulanır.
Sanki gazetecilerin yaptıkları haberler, imza atılan bildiriler, o sloganlar, afişler gerçekten mevcut yasalara göre suçmuş ve bütün bunlar uygulamadan kaynaklanmıyormuş gibi, yasalar değiştirilince bütün bu adaletsizlikler ortadan kalkacak gibi davranılır.

* * *

Ajan diye suçlanan Büyükada toplantısına katılan hak savunucuları tutuklandığında canhıraş “büyük oyun” diye bağıranlar, 3-4 ay sonra unutup gider meseleyi.
Yine 'büyük resmi' gördüğünü söyleyerek, yaşamı çetelerle mücadeleyle geçmiş gazeteciler tutuklandığında herkesi hainlikle suçlayanlar, 5-6 ay sonra hatırlamaz bile dediklerini.
Böyle garip bir düzene alıştırılmış insanlar, aynı kavramlarla ve aynı sözlerle savunur her defasında o düşmanlık ifadelerini.
Sonra reform dersiniz…
Geride kalanlar mı, onlara da “hain” demeye devam edersiniz...

* * *

Ve 'af' bambaşka bir konu.
İnfaz indirimi, salıverme, ceza düzenlemesi adlarından birini koyduğunuzda büyük bir paketin ipini de çözmeye başlarsınız.
O paketin içinden nelerin çıkacağı da artık kontrol dışıdır.
Sistematik olarak affedilmeye alışmış mahkumlar, 'kader mahkumu' adı altında dışarıya bırakılır.

Yeni cezaevlerinin bunca reform, bunca indirim, bunca af arasında neden hızla inşa edildiğini merak edebilirsiniz.

Ancak çok fazla merak ve tahmin iyi sonuçlar üretmeyebilir, yine de siz bilirsiniz!

* * *

2010’dan bugüne yapılan bir dizi düzenleme nedeniyle zaten örtülü aflar yapıldı.
Bugün 100 yıl ceza alanın da 35 yıl ceza alanın da 28 yıl hapiste kalması gerekiyor. İnfaz hesabı ile bu süre yarıya indiriliyor. Şartla salıverilme süresi de eklendiğinde bu kadar cezayı gerektiren suçları işleyenler 12 yıl hapisle kurtulabiliyor. Üstelik bu cezanın iki yılını kapalı cezaevinde çekene, açık cezaevinin de yolu açılıyor.
Ya da 5-6 yıl ceza alan birisi, sadece 1 ay kapalı cezaevinde yatıp açık cezaevine geçtikten 3-4 ay sonra özgür kalabiliyor.
Bu infaz hesabı, elbette 'büyük oyun' kapsamına giren suçlarla ilgili değil.
O kapsama girenlere cezaları peşin peşin, tutuklu olarak çektirilip, serbest kalması için uygun zaman bekleniyor.

* * *

MHP’nin uyuşturucu satıcılarını, çeteleri kapsama alan, adına 'indirim' dediği af teklifi Meclis’e gelip, cezaevinde bu rüzgar estirildiğinde, artık geri dönülmez noktaya gelindiği de belliydi.
Bu yoldan dönüş olmayacağı da belli.
Suç mağdurlarının artık tek umudu, gerçekten mağdur edilenlerin, cezaevine konularak mağdur olanların salıverilmesi.
Umutsuz biçimde taşınan bir umut bu.
Yoksa her biri, sanık yerine kendilerinin yargılandığı, kadınların utanmazca suçlandığı, mağdurlara ahlak dersi verilmeye çalışılan mahkeme salonlarından tanıyorlar adaleti.

Yazarın Diğer Yazıları

90'lar, aşikâr sırlar ve mahcubiyet

Utanma yok, sıkılma yok, mahcubiyet yok, özür yok, bağışlanma dileği yok. Sakil bir güçlülük, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edebilme özgüveni

Dipsiz bir kuyu: Mahkeme kapısı, vicdan kapısı, adalet kapısı

JİTEM’in 90’lı yıllar boyunca işlediği cinayetlerin dosyaları bir bir temizlendi, üzeri yine muntazam biçimde kapatılmak istenen karanlık kuyuda...

Üç yıl boyunca anne-babalık yapana mı, sokağa atıp sonra pişman olana mı? Sahiden birine ait midir çocuklar?

Büyüyor çocuklar ve acısını en çok kendilerinden çıkartıyorlar çocukluğun