18 Haziran 2022

Felsefe, tarih ve gençler... Bu ülkede ümit biter mi?

Ülkemizdeki her şey bozulduysa da üzülmeyelim. Dünya da daha iyi durumda değil. Önümüze bakıp, nasıl ve neresini düzeltiriz diye düşünmeye başlayalım

Televizyonlarda herkesin kendi kendini tatmin ettiği, acayip anlamsız ve bazen bağırış, çağırış şekline dönüşen ama "ne işe yaradığı bilinmeyen" belki de "gaz alma" işlevi gören tartışma programlarını bırakıp, YouTube kanallarında dolaşmanızı tavsiye ederim.

Çooookk ilginç programlar var. Bazen karşınıza sürpriz bir şeyler çıkabiliyor. Aşağıdaki video böyle bir sürpriz. Çok sevdim. İlginç ve hayli hüzünlü. Dağda çalışan insanların yaşamlarından kesitler sunuyor. Her birisi ayrı dertli. Hepsi de felsefe yapıyor. Bunların içinde aşağıdaki arkadaşın konuşmasındaki yorum, şehrin göbeğinde yaşayan kaç insanın farkına varabileceği türden?

"Biz ülke olarak, dünya olarak, devletin halkın evi olduğunu bilmiyoruz. Kişinin devlet olduğunu sanıyoruz. Halbuki devlet öyle bir şey değildir. Devlet halkın evidir. Halk birini seçer. Partiler kiracıdır. Evini alır, ona kiralar. Baktın ki o kiracı evine sahip çıkaramıyor, sen onu evden çıkaracaksın."

"Felsefe, siyaset ve halk birbirine yuvarlak şekilde bağlantılı olmalı. Felsefeciler halka bakıp teori üretmeli, siyasetçilere sunmalı, siyasetçiler halka güzel bir hayat olarak kurmalıdır. Bunu bir su olarak düşünelim. Herkes bu sudan içiyor ama bugün siyasetçiler bir üste çıktı. Felsefeciler aynı yerde kaldı. Halk daha aşağıya indi. Politikacılar suyu bulandırıyor, felsefeciler pis su içiyor, halk daha pis su içiyor."

Durdum ve düşündüm. Bu kadar geri bırakılmaya, eğitimsizliğe rağmen bu adam bunu nasıl güzel yorumluyor değil mi? Üstelik tek isteği kedisini, köpeğini besleyebilmek.

Haklı mı? Çok haklı... Ama yapamıyor.

Amin Malouf hangisi olduğunu unuttuğum bir kitabında Mısırlı rastgele bir vatandaşın hayatının, ABD Başkanı seçiminden etkilendiğini izah eder. Çünkü birileri, 100 yıldan uzun bir zamandır, ABD vatandaşlarının da dahil olduğu tüm dünyayı, para babaları lehine manipüle ediyor. Bunu daha iyi anlatmak için -bir nevi Amerikan derin devletini anlatan- Dulles Kardeşler kitabından bir paragraf aktaralım[1].

"Sullivan & Cromwell tarafından yapılan bir çalışmaya göre, "Dulles kardeşler olmasaydı, Almanya paslanmaz çelik ve zırhlı kaplamanın temel maddesi olan nikelin dünya pazarındaki kontrolünde yeterince söz sahibi olamayacaktı."

Burada bahsedilen İkinci Dünya Savaşı'na giden yolda, denizaltılarını, dev gemilerini, uçaklarını ve tanklarını üretebilmeleri için Alman'lara para sağlayan Sullivan & Cromwell bir hukuk bürosu. 1800'lerin sonlarından başlayarak müşterileri için dünyada para kazanmanın ve tröstleri oluşturmanın yolunu hukukla sağlamışlar. Dulles kardeşler ise, 20. yüzyılın ilk yarısında Amerikan pazarına güç veren, ikisi de Simon & Cromwell'i büyüten bir ailenin çocukları. Biri dedesinden gelen dışişleri bakanlığı ve hukukçuluğu, diğeri CIA başkanlığını yürütmüş.

Yukarıdaki paragraf, Foster Dulles'ın bu firmada çalışırken, New Jersey merkezli International Nickel Company firmasının 1930'ların başında Kanadalı ve Fransız iki nikel üreticiyle oluşturduğu kartele 1934 yılında Almanya'nın en büyük nikel üreticisi AG Farben'i de dahil etmesi ve bu yolla Nazi Almanya'sının kaynaklara ulaşmasının yolunu açmasına işaret ediyor.

Ama kitapta anlatılanlara göre Dulles kardeşler, ticari sorunları ya da gelişmeleri sadece hukuk yoluyla çözmemişler. Biri CIA başkanı, diğeri Dışişleri Bakanı olarak adeta tüm dünya darbelerinin arkasında yer almışlar. Örneğin, 1954 yılında Guatemela darbesini müşterileri olan muz şirketi United Fruit Company adına gerçekleştirdiğini yazıyor (sayfa 70). Aşağıda "Şanlı Zafer (ironi)" isimli tabloda tüm paydaşlar ve tam ortada Dulles kardeşler görülüyor.

5 metre genişliğindeki kumaş üzerine yapılmış bu tabloyu Ressam Frida Kahlo'nun eşi olarak tanıdığımız ve kendisi de Meksika komünist partisinin üyesi olan Diego Rivera bir duvar resmi olarak gerçekleştirmiş. Bu tablodan ufak bir ayrıntıyı işaretleyelim Arkada Guatemela yerlileri muzları taşırken, önde ağır silahlı asker Amerikan şirketi United Fruit Company adına bu işlemi denetliyor. Onun önünde ise taşımayanın halini gösteren elleri bağlı Guatemelalılar var. Tabii resmin diğer bölümlerinde de ilginç ve o zamanın durumunu gösteren detaylar bulunuyor.

Yukarıdaki insanlar da ve bizler de dünyanın manipüle edilen bu gidişatından etkilenenler arasındayız. Hem maddi, hem manevi koşullar açısından.

Desen: Selçuk Demirel

Gençler, gençlerimiz, ümitsiz olmalı mı?

Peki çıkış yok mu ya da en yukarıdaki odunculuk yapan genç insanın bahsettiği felsefeciler nerede?

Tabii ki ülkemizin çok önemli felsefecileri var. Ahmet Arslan, Örsan Öymen aklıma ilk gelenler. Kendilerinin video söyleşilerini ya da yazılarını bulduğumda okumaya çalışıyorum. Ama ülkemizde felsefe çok gerilere itildi. Ben lisedeyken çok kıymetli bir felsefe hocam vardı. Şimdilerde Marmaris'ta yaşıyor; Fikriye Hanım. Onu da anma borcumu ödemiş olayım. İlk felsefe merakımızı ondan almıştık. Sonrasında da felsefeden hiç kopmadık.

Ama doğrusu felsefe konusunda son yıllarda en etkili bilgileri aldığım kişi "Dilozof" oldu. Yaşını bilmiyorum, ilgilenmiyorum da ama genç olması ve kadın olması bende ümit hisleri yaratıyor. Dilozof ifadesi adının D harfi ile başlamasından geliyor. Anlatımı çok sade ve anlaşılır. Zeki bir hanım ki, konuları birbirine bağlamayı, neyin önemli olduğunu, neyin nereden daha iyi anlatılacağını şahane biliyor. Bir örnek ve yeni videosunu şuraya koyuverelim (Geçenlerde Londra'ya taşındığını gördüm. bunu anlattığı videosunu da tavsiye ederim).

Onu söylemişken, çok tatlı anlatımı ile "Tarih Obası"nı hatırlayalım. Bazen felsefik, bazen çok merak gıdıklayıcı (Evliya Çelebi'de Dobruca Cadısı gibi), bazen tarihin ta içinden pek çok şey anlatıyor. Misafirleri de eksik değil. O da genç, cıvıl cıvıl ve kadın. Ümitlerimizi neden kaybetmemeliyiz, anlayabiliyor musunuz?

Tarih ve felsefe demişken, "Diamond Tema"yı tavsiye ederim. Her videosunda bu arkadaşın bilgisinin derinliğine şaşırıyorum. Bu nedenle olsa gerek kanalına misafir olan pek çok hoca da görüyorum. Örsan Öymen, Eren Karakoç gibi. Dünya tarihi, Türk tarihi, İslam tarihi ya da Ermeni sorunu gibi pek çok konuyu belgeli olarak izlemek mümkün. Diamond'un bir özelliği de cesur ve her yöne değinen anlatım tarzı. Bu da videolarını seyrettikten sonra, epeyce bir düşünme alanı yaratıyor insana. Devam et Diamond lütfen, sağ, sol yobazlara inat.

Son olarak, tüm programlarını çok severek izlediğim FluTV'cileri tavsiye ederim. Dalga geçer tarzı ile önce yadırgatır gibi olsa da, müthiş bilgi dolu bir kanal. O kanalı tek başına Nevzat Kaya, Alper Hasanoğlu, Sinan Büdeyri gibi pek çok konusu ile ayrıca incelemek lazım ama burada sadece "Yazar Burada Ne Demek İstemiş" başlıklı olanı alacağım. İlk karşılaştığınızda sıkıntılı gibi geliyor ama sizi zenginleştireceğini ve düşünmediğiniz farklı bakış açıları sağlayacağını garantilerim.

Bu kadar mı? Ümit nerede?

Bu kadar değil ben 3 tane örnekledim ama seyahat yapan ve düzenli notlarını aktaran arkadaşlar var. Onları da belki bir gün anlatırım. Yakutistan'dan, Hindistan'a, İran'a, Türkmenistan'a daha önce görmediğiniz ayrıntıları veren ve bizleri düşündüren genç arkadaşlar var.

Diğer yandan -bazen ağzı bozuk anlatım ile olsa da- Jahrein ve Erlik gayet iyi içerikler veriyor. Beni şaşırtacak düzeyde olgun hem de. Onları da takip etmekte yarar var. Anlattıkları olayların rahatsız ettiği çevrelerden, hem de gençliğin verdiği tepki yüksek perdeden olduğu için, eleştirdikleri çevrelerden tepki topluyorlar. Ama Erlik'in "Elazığ'daki Nurcuların tarikat yurdunda intihar eden Enes Kara" sonrası yaptığı video söyleşi çok başarılı, Jahrein'i ise Twitch'deki dolandırıcılığı, köpek maması dolandırıcılığını anlatması ile seyrettim. Jahrein, içinde bulunduğumuz ortamdan, eski nesillerin kabahatli olduğunu söylüyor. Ama eski nesillerin nerelerden geldiğini de araştırmasını ve gerçek nedenleri ortaya koyarak daha akıllı, asıl soruna yönelik mücadele etmesini bekliyorum.

Neden tekrar tekrar aynı durumu yaşıyoruz?

Örneğin Can Ertuna yazdı, halen TBMM'ye kadar gelen dezenformasyon yasası, Demokrat Parti'nin 1956'da koyduğu 6732 sayılı kanunla aynı. Zaten o nedenle yazısına "Dejavu" ismi vermiş[2].

Diğer yandan, AKP döneminin hatırlanacak uygulamalarından birisi olacak, zengini daha zengin yapan "Kur Korumalı" düzenlemesi ise daha önce Süleyman Demirel'in uyguladığı bir yöntem. Bunun sonucunda, örneğin ben üniversiteden mezun olduğumda "70 cente muhtaç" bir Türkiye ile yüksek işsizlik düzeyi ile karşılaşmıştım. Turgut Özal bunu "ülke en az 20 yıl kaybetti" sözleriyle eleştirdi ama kendisi de aynısını yaptı. Zaten, ondan sonraki yıllarda, Türkiye kuyruğunu düzeltemedi bir türlü. [3].

Türkiye benim yaşadığım süreçte her 5 yılda bir ekonomik kriz yaşandı. Son 20 yıla bakarsanız da, hormonlu sıcak para o 5 yıllık krizleri öteledi. Şimdilerde, 4 tane 5 yıllık ekonomik krizi tek kerede yaşıyor. Bir nevi, zamanında fark edemediği hataların bedelini 1 kerede ödüyor.

Gelelim, yol, köprü, havalimanına. Bunlar medeniyetin ölçüsü olsa da gerektiği kadar yapılmalı. Betona yatırım, "Bir Ekonomik Tetikçi'nin İtirafı" kitabında uzun uzun anlatılır. Gereğinden fazlası bir nevi tuzaktır. Aynen genelev'e düşürülen tecrübesiz, genç kızlara “alınan pırıltılı elbisenin borcu" modelinin diğer versiyonu gibi [4].

Özeti şu: Türkiye'deki siyaset ortamının değişmesi, kasaba esnafı, şeyh temsilcisi yerine eğitimi yüksek ve günümüzün değişen ortamını anlayabilen genç insanların siyasete girmesi lazım. Siyaseti bir zenginleşme aracı olarak görenlerin değil, içinde bulunduğu ortamın yükselmesi durumunda, kendisinin de yükseleceğini farkeden insanların siyasete girmesi lazım.

Aksi durum bu. Ülke dönüp, dolaşıp aynı yere geliyor. 

Ama yine de fark edelim; bu sefer bir farkımız var. Sağolsun AKP bize neyin yanlış kullanılabileceğini son 20 yılda öğretti. Ayrımcılık yaparsak ya da gözardı edersek, günün birinde o zümrelerin başımıza iş açacağını, ülkede çeşitliliği desteklememiz gerektiğini, kanunların nasıl yapıldığını ve vergilerimizin nasıl harcandığını farkedip, denetlememiz gerektiğini, devlet yönetiminde nelerin nasıl kullanılabileceğini hepimiz ve hatta sokaktaki adam fark etti.

Hâlâ yüzde 30 25 denilse de, büyük bir kısmının, tersini söylemenin baskısı ile tercihini belli etmediğini düşünüyorum. Çünkü AKP aslında bir saadet zinciri. Hep birlikte besleniyorlar. Ama bu beslenenlerin oranı yüzde 10 mudur? 15 midir? 20 midir? Hep birlikte göreceğiz.

Bir şeylerin yanlış gittiğini en azından son zamanlarda farkedenler de olsa, bizim tarafta, bundan sonra yapılacak olan, sivil toplumun güçlendirilmesi olmalı. Yoksa siyaset bizi hep bu aynı noktaya getirecek. Daha pahalı, daha az özgür bir ortama. 

Bu noktada da ben yukarıda bahsettiğim ve onların benzeri olan gençlere güveniyorum. Onlar internet sayesinde bizlerden çok daha erken olgunlaştılar. Bizimle aynı ekonomik ve siyasi sorunlarla karşılaşsalar da, çok daha hızlı anladıkları için, daha hızlı ve akıllı davranacaklarını düşünüyorum. 

Yurtdışına gidenler bir hayli fazla ama bizim mezun olduğumuz dönemde de giden çok oldu. Gidenler farklı ortamları tanıyarak, ülkeye geri besleme yapacaklar. Çünkü ortam eskisi gibi değil. Şimdi haberleşme ve dolayısıyla geri besleme oranı yüksek. Hem gittikleri yerdeki bilgi birikimleri ile hem de Uğur Şahin-Özlem Türeci gibi ülkemizin insan kaynaklarının gücünü göstererek. 

Eskimolara buzdolabı satmaya giden adam gibi konuşalım; ülkenin potansiyeli yüksek. Ülkemizdeki her şey bozulduysa da üzülmeyelim. Dünya da daha iyi durumda değil. Önümüze bakıp, nasıl ve neresini düzeltiriz diye düşünmeye başlayalım.



[1] Dules Kardeşler sayfa 70.

[2] 'Dezenformasyon yasası': Bir dejavu

[3] Demirel: 1 cente bile muhtacız

[4] Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları

[5] Alın size, bu yazıyı yazarken elime gelen taze bir örnek; RTÜK’ün yetkilerini pozitif özgürlük perspektifinden yeniden düşünmek

Yazarın Diğer Yazıları

YSK'nın Seçim Sistemi (SEÇSİS) neleri içerir, verileri nasıl toplar?

Elektronik seçime geçilmemesinin bir nedeni, dünyada da daha henüz emekleme döneminde olmasıdır ama AKP'nin muhafazakâr tabanının yaşı itibariyle bu sisteme adapte olamayabileceği de bir başka neden olmalıdır

CHP, 'big data' üzerinde neler yaptığını anlattı; seçmen kayıtlarındaki hatalar nasıl düzeltiliyor?

“Muhalafet partileri şöyle yapmıyor, böyle yapmıyor” diye şikayet etmek yerine, hayatımızı, eğitimimiz, sağlığımızı, çevremizi, müziğimizi, kültürümüzü yönetecek olan siyasetin seçimle yetki aldığını daha çok farkında olup, seçim süreçlerinin de neresine uygunsak, orasında görev almalıyız. Aktif olarak

Kılıçdaroğlu'nun YSK açıklaması AKP'yi telaşlandırdı; 'CHP'de olup YSK'da olmayan veriler' neler?

CHP, SEÇSİS’i kendi algoritmaları ile elden geçiriyor ve hazırlık yapıyor. Kılıçdaroğlu bu çalışmadan memnun ki, bunu “hiç kimsenin elinde olmayan veri” tadında bir ifade ile sunmuş ama AKP’lileri de epeyce telaşlandırmış anlaşılan