04 Temmuz 2022

Merhametsiz inkârcılar ve ölüm cezası

Ölüm cezasını AKP hükümeti kaldırdı, şimdi geri getirmek istiyorlar.  Böyle bir ceza hiçbir toplumda adalet duygusu yaratmayan öldürmedir. Ölümle öç alma ve adaleti ölümle yerine getirmek ceza olamaz, olmamalıdır

Cezasızlık bu ülkenin kaderi değildir. Yargı yoluyla adalet arayanların isyanlarını duyulmalıdır. Bu yargı düzenini gözden geçirmelidir… Ceza veriyorsunuz, sonra indiriyorsunuz… Neye göre ve niçin böyle yapıyorsunuz?

Bu düzeni kuran Türk Ceza Kanunu yazıcıları ve yapıcıları bir şeyler söylemeli, içinde adalet olan yasa değişikliklerini bu defa onlara bırakmamak gereklidir… Yasa yapıcıları çare kolay; asalım…

Çocuklarını yitirenlerin, eşlerini toprağa verenlerin, kadınların başvuracakları en son kapıları eğer mahkemeler ise yargının bir vicdanı, bir merhameti olmalıdır. Ama yoktur.

Bu nedenle yüreği yananlar, bu nedenle adalet arayanlar, yargıdan medet umanlar ve bir nebze olsun kayıplarının arkasından “hak yerini buldu” demek isteyenler, nihayet verilen ceza cezadır diyebilmek istiyorlar ve göz yaşları içinde hiç olmazsa can alan faillerin aldığı cezanın ceza olduğuna inanabilenlerin isyanına kulak verin… Bu düzeni kuranlara sormalı kim veriyor bu cezaları, kimler indiriyor, kimler nasıl takdir ediyor, kimlerin takdirindedir mağduriyetlerin giderilebilmesi?

Kimler böyle bir yargı düzeni kurdu? Kimler memnun bu ceza indirimlerinden, böyle bir düzenden?

Siyasiler neden ölüm cezası istiyor?

Kapıları aralayın geçmişe bir bakın.

Yargının kapıları aralarsanız, yasa önündeki muhafızları kapının önünden çekerseniz önce 12 Eylül 1980 üzerinden kırk iki yıl geçtiğini 50 kişinin asıldığını görürsünüz… Mantık şuydu; bir solculardan, bir sağcılardan…

Ölüm cezası yeniden ve yeniden konuşuluyor… Ne zaman toplumda karşılık bulacağını umdukları “ölümle cezalandırmak” ceza hukukunun olmayan felsefesinin politikası yapılıyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor… Ölümle cezalandırmak deyince karşılık buluyor. İnanılmaz bir siyasetle toplumda bir suçtan başlayıp bütün suçlar için genişletebildikleri kadar genişletme politikalarından geçilmiyor.

Ölüm cezası istemek, siyaset değildir, tehlikelidir. Ölüm cezası ve idam cezasından yana olmak utançtır.

Anayasada ve kanunlarda ölüm cezası ölmüştür. Ölü dirilmez, uğraşmayın.

Toplum cezaların azlığından, kravat takan sanıkların iyi hallerinden, ceza indirimlerinin insafsızlığından çok çok şikâyetçi… Çareyi ölüm cezasının geri getirilmesinde görürseniz çok taraftar bulursunuz. Haklı olamazlar. Ölümle cezalandırma istenemez. Siyasetçilerin ölüm cezasından yana olan söylemlerine kulaklarınızı tıkayın…

Böyle bir hukuk düzeni yaratanlar kimler acaba?

Bakın bakalım bu kararları veren yargıçların kimler olduğuna…

Bir de “ölüm bekleyişine” girecek olan insanların yazgılarına…

Rajiv Narayan bir söyleşi yapmış ve Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Bülteninde (Kasım 2020 Sayı 7) yayımlanmış… Amerika’da yaşayan Joaquin Jose Martinez işlemediği bir suç yüzünden ölüme mahkûm edilmiş bir Avrupa yurttaşı. Üzerinden 17 yıl geçmiş ama dün gibi hatırlıyor ve Martinez anlatıyor: “Tutuklandığım anda, özellikle de ölüme mahkûm edildiğim anda, yıllarca desteklediğim sistemin kendisi tarafından ihanete uğradığımı hissettim. Size belirtmek isterim ki ölüm cezasından yanaydım. “Ölüm kuyruğu”na girdiğim zaman desteklediğim bu aynı sistemin bana ihanet ettiğini hissettim. Yine de itiraf etmeliyim ki, ölüm kuyruğuna girdiğim zaman, başlarda başka ailelere hayatlarının bir bölümünü kapatmaya bir şekilde yardımcı olabileceğime hâlâ inanıyorum”

Martinez’in en çok etkilendiği vaka ise cezaevindeki Frank Smith…19 yıl ölüm kuyruğunda bekleyen Afrikalı-Amerikalı kendisinin sürekli masum olduğunu iddia etmektedir. Bütün hayatını idam koğuşunda geçirmiştir ve bu yüzden delirir. İyi bir adamdır ve kanserden ölür. Ölümünden sonra avukatı masum olduğunu kanıtlayan DNA kaydını alabilmiştir ama o çoktan ölmüştür.

Hukuk ne işe yarar, adalet ne zaman lazım olur?

Yargı insanlara ne yapar?

Türkiye ölüm cezasının her durumda kaldırılmasına karar verdi. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Ölüm Cezasının Her Durumda Kaldırılmasına Dair 13 Sayılı Protokol’ü imzaladı. Protokol Avrupa Konseyine üye on devlet tarafından onaylandı ve 01.07.2003 tarihinde yürürlüğe girdi. 

13 sayılı Protokole göre; ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez. İstisnası yoktur. AİHS’nin 15. maddesine dayanılarak, yani olağanüstü hallerde devletlere temel hakları askıya alma hakkı tanıyan ve yükümlülüklerine aykırı tedbirler alma hakkı veren düzenleme dâhil, bu Protokolün hükümlerine istisna getirilmeyecektir. Bu Protokolün hükümleriyle ilgili hiçbir çekince konulamaz, yasaktır. 

Bakanlar Kurulunca 18.11.2004 tarihinde kararlaştırılan “İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesine Ek Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair 13 No.lu Protokolün” Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı, 20.12.2004 tarihli Recep Tayyip Erdoğan (Başbakan) imzalı yazıyla TBMM Başkanlığına gönderildi (T.B.M.M. Dönem: 22, Yasama Yılı: 3, S. Sayısı: 793).

 Gerekçesine göre; “İnsanın sadece insan olduğu için doğumundan itibaren yaşam hakkının da aralarında bulunduğu bazı vazgeçilmez haklara sahip olduğunu kabul eden çağımızın insan hakları anlayışına uygun olarak” ölüm cezası kaldırılmıştır. Kanun tasarısının altında dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaları vardır. 

Kanun Tasarısının gerekçesine göre; “İnfazı ne kadar az acı verecek şekilde düzenlenirse düzenlensin, kişinin bedeni üzerinde şiddet uygulamak suretiyle yerine getirilen, böylece fiziksel acının yanı sıra, infaz anına kadar dayanılması zor bir manevî acı da verdiği için insan onuruyla bağdaşmayan, sadece tatbik edilecek kişiye değil, yakınlarına da vereceği ızdırap için cezaların şahsiliği ilkesi ile de bağdaşmayan ölüm cezası, Ölüm Cezasının Her Durumda Kaldırılmasına Dair 13 Sayılı Ek Protokol ile savaş ve çok yakın savaş hallerinde dahi kaldırılarak çağdaş ceza hukukunun gerekleri uluslararası alana da taşınmış bulunmaktadır. Protokolün onaylanması ile ülkemiz, yaşam hakkının korunması hususunda uluslararası hukukun bulunduğu son merhaleye ulaşmış olacaktır.” 

Türkiye son olarak 5170 sayılı kanunla Anayasada bulunan ölüm cezası maddelerini Anayasadan temizledi. 14.7.2004 kabul tarihli ve 5218 sayılı Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun kabul edildi ve bütün kanunlarımızdan ölüm cezaları temizlendi. İdam cezasını gerektiren fiillerin karşılığında verilecek cezalar ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi.

Ölüm cezasını AKP hükümeti kaldırdı, şimdi geri getirmek istiyorlar. 

Böyle bir ceza hiçbir toplumda adalet duygusu yaratmayan öldürmedir. Ölümle öç alma ve adaleti ölümle yerine getirmek ceza olamaz, olmamalıdır.

Ölüm cezası insan hakları, hukukun ve adaletin ölümüne davetiye çıkarılmamalıdır.  

Şimdi önümüzdeki suçlarda ve verilen kararlarda, toplumda infial yaratan cezalarda mağduriyetlerin giderilmemesi ve vicdanların kanayan yaralarla kanatılmaması için en ağır cezayı istemek mağdurların talepleri olabilir ve haklı bile görülebilirler. En ağır ceza, indirimsiz…

Zaten bu yüzdendir ki siyasetçiler başka diyecek bir şey bulamadıkları için “ölüm cezası” diyorlar. Buna evet denirse bütün suçlarda eskiye, ölüm cezasına dönülür… Bütün düşmanlıklarında ve ceza tehditlerinin sürmesinde, baskılama ve korkutmalarında bu cezaya yol verirler.

Türkiye yaşam hakkını korumaktan vazgeçmiş olacaktır. İnsanları ölümle cezalandırmanın ve korkutmanın kapısını aralamak istemektedirler.

Kapı aralanmaya görsün, sonuna kadar açılır, açarlar

Politikacılar kendi imzalarını ve gerekçelerini bile inkâr ediyor ve görüşlerinden vazgeçiyorlarsa “ölüm cezasını” yaşamın sansürüne dönüştürebilirler.


Fikret İlkiz'in bu yazısı, ilk olarak Bianet'te yayımlanmıştır.

Yazarın Diğer Yazıları

Mavi Karga

Kimdir Mavi Karga kitabının yazarı? Türkan Elçi’den başkası değil… Belki şöyle demeli, yazdığı şiirdeki gibi...

Tarafsızlık, gerçeklik, doğruluk ve RTÜK

gazeteciler tarafsızlıklarından vazgeçmişlerdir gibi bir düşünce ile ceza veren RTÜK tarafsızlığından vazgeçmiştir. Yayının hukuka uygun olduğu gerçeği karşısında televizyonlardan tarafsızlık, objektiflik, doğruluk ilkelerinin haberlerde ve programlarda yaşama geçirilmesini beklemek için bağımsız idari otorite olarak bu ilkelere uygun davranmak öncelikle RTÜK’ünün görevidir

Haklı olmanın öfkesi

"İnsanı araç değil amaç kabul eden adalet ve yargı sistemini benimsemekten geçer insan haklarına inanılmalıdır"