03 Ağustos 2019

Suç mahalli: Kuzey Ege...

Doğayı tahrip etmek suçtur. Ağır suçtur. Çok ağır suçtur. En ağır suçtur. Bugün (yani şimdilik) bütün bir kuzey Ege bu ağır suçun işlendi yer

Doğa ağacıyla, çayırıyla, böceğiyle, tilkisiyle, kirpisiyle,çakalıyla, ayısıyla, tırtılıyla, kelebeğiyle, serçesiyle, kekliğiyle, deniziyle, gölüyle, deresiyle, çayıyla, tepesiyle, düzlüğüyle, bayırıyla insanlığa bir armağandır. İnançlıysanız "Tanrının armağanı" deyin. Değilseniz sadece armağan demekle yetinin. Ama hiç akıldan çıkarmayın: Doğayı tahrip etmek suçtur. Ağır suçtur. Çok ağır suçtur. En ağır suçtur.

Bugün (yani şimdilik) bütün bir kuzey Ege bu ağır suçun işlendi yer.

Başlıktaki gibi: Suç mahalli Kuzey Ege...

İzmir'in burnunun dibindeki Aliağa'dan başlayın, kuzeye doğru ister ak köpüklü Ege kıyılarını, maki kaplı yamaçları izleyin; ister içeriden ya da daha içeriden yola koyulun, çam, karaçam, meşe, pırnal, gürgen ormanlarının, çağlayan derelerin arasından kuzeye doğru ilerleyin...

Ege'desiniz...

Kıyıya dik inen dağlar, sıradağlar göreceksiniz. Madra Dağları, Kaz Dağları... Antik çağlardan gelen masalların, Tahtacı Yörük söylencelerinin beşiğindesiniz.

O masal dağlarında periler yaşar, pınarlarda şiiire, müziğe, dansa esin sunarlar.

Ama o dağlarda cadılar da yaşar. Doğayı koruyan ve doğa katillerini er geç cezalandıran cadılar.

İda cadılarından biri yakınım, çok yakınımdır. Buluşursak kulağıma fısıldar; uzaklardaysam e-mektuplar yollar (çağdaş Cadı!).

İda Cadısı'ndan bugünlerde öfke fışkırıyor. Dün bana yine bir e-mektup yolladı. Biraz kısaltarak, biraz da düzelterek, eh, biraz da ekleyerek aktaracağım. Görün, Kuzey Ege denen suç mahallindeki cinayeti ve katilleri tanıyın.

Buyrun cadı mektubuna:

"... Özgün adını koruyan tek tük dağlar Madra dağları, İda dağı, Kaz dağları altın yani  kimya madenleri ile mahvediliyor.

Madra dağlarında ne Kozak Yaylası kaldı, ne eski sunakların olduğu Dutluca köyü.

Havran'ın İnönü mağaralarındaki yarasaları DSİ gürültü ve ışık tutarak kaçırdı. Oysa o mağaralar ve o mağaraları yuva bellemiş yarasalar uluslararası koruma altında idiler.

Baraj yüzünden Havran yöresinde iklim değişti, rutubet çoğaldı. Zeytin sinekleri de çoğaldı. yarasalar kayboldular. O baraj sadece Havran altın madenine su veriyor. Havran Tepeova( Thebe) barajı deprem veya yağmurlardan çökerse, ki tektonik olarak o bölge cidden riskli,çamurlar tüm köyleri yokedip, denize kadar inecek.

İvrindi'den, Bergama'ya kadar Madra dağlarında onlarca maden ruhsat verildi. Hele Burhaniye tepesine dev bir siyanür göleti gelecek. ÇED raporlarına bakarsan, oralarda  hiç bir kültürel eser yok. Oysa maden antik Thebe kentinin üstünde ve Havran'ın Antik çağda adı Auralina, yani "altın yeri". Zaten bunların zahmet edip  maden sahası aramalarına filan gerek yok; antik adlara bakıp eski damarların bulunduğu yerleri kolayca saptıyorlar. Sonra acımasızca, doymak bilmeyen bir altın  hırslarıyla yok ediyorlar..."

*   *   *

Cadı'dan bu kadar.

Şimdi bir de biraz daha eski bir doğa cinayetine, benim Bergama Ovacık altın madeni tanıklığıma kulak verin, gözatın....

Ama yarına...

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bitirilmeyen bir Tırmık ve bir kişisel not

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam

Reis boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz

Reis'in derdi büyük. Eğer "Seçim zamanında yapılacak" sözünü ve iddiasını yalayıp yutmayacaksa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Anayasayı değiştirmeye ise Meclis'teki AKP ve MHP milletvekillerinin sayısı yetmiyor. O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Erken seçim

Bir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden

MHP Başbuğu partisinin Kızılcahamam kampının kapanışında konuştu. Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek. Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim