06 Mayıs 2022

Uzaydaki ülkelerden ülke beğenin

Gerçek olay ise bir üstün-adam, ya da filmde dendiği gibi bir Mistik Sanatlar Ustası olan Dr. Strange’in sıradışı macerasıdır

DOKTOR STRANGE: ÇOKLU EVREN ÇILGINLIĞINDA    

X X X

Yönetmen: Sam Raimi
Senaryo: Michael Waldron
Görüntü: John Mathieson
Müzik: Danny Elfman
Oyuncular: Benedict Cumberbatch, Elizabeth Olsen, Chiwetel Ejiofor, Benedict Wong, Rachel McAdams, Xochiti Gomez, Michael Stuhlbarg, Bruce Campbell, Patrick Stewart

Marvel filmi, 2022

Stan Lee-Steve Ditko ikilisinin büyük emeğiyle oluşan fantastik çizgi-romanların en sıcak yuvası kuşkusuz MCU- Marvel Comics Universe’dir. Ve birkaç güçlü rakibe karşın bu alanda hala bayrak onlardadır. Bu yeni film, kimi kaynaklara göre ‘Marvel’in uzun zamandır ilk büyük korku süper-kahramanıdır’. Bunda orijinal materyel kadar Michal Waldron’un senaryosu, bu tür filmlerin (belki daha çok saf korku filmlerinin) yaratıcı ismi Sam Raimi’nin ve filmin gerçekten üstün düzeyde olan teknolojik düzeyini yaratan birkaç yüz kişilik ekibin de önemi vardır. Son jeneriklerde sabrınız varsa hem birkaç ek sahneyi, hem de perdede sayısız adların nehir gibi akışını görebilirsiniz.

İlk Doctor Strange filmi 1978’de çekilmiş. Yakın tarihte, 2016’da Scott Derickson’un yönettiği, başta Benedict Cumberbatch bu yeni filmin bir avuç oyuncusunun da katıldığı versiyonu beğenilmiş bir yapımdı. Bu filme ise son dakikada Derickson yerine Sam Rami alınmış. 1959 doğumlu Raimi, 1970’lerde kısa filmlerle başlamış, 80’lerden itibaren The Evil Dead- Şeytanın Ölüsü ikilemesi, Dark Man- Karanlık Adam, The Quick and the Dead- Hızlı ve Ölümcül, A Simple Plan- Basit Bir Plan, The Gift- Üçüncü Göz, üç filmlik ünlü Spider Man- Örümcek Adam serisi, Drag Me to the Hell- Kara Büyü gibi filmleri imzalamıştı. Bu film belki en azından bütçesi açısından en iddialısı sayılabilir. Kendi adıma geçmişteki birçoğunu tercih etsem de...

Film uzayda geçen, insanların ürkünç canavarlarla savaştığı, kıyametin koptuğu bir dehşet sekansıyla açılıyor. Ne oluyor yahu derken, birden tam adıyla Dr. Stephen Strange yatağında ter içinde uyanıyor. Ama bunun bir kabus değil, gerçek olduğu çabucak ortaya çıkacaktır.

Bu yeni fantastik dünyada temel dekor New York olsa ve zaman zaman Londra veya Hong Kong gibi gerçek kentlerden söz edilse de, aslında gerçek dekor uzaydır. Gerçek olay ise bir üstün-adam, ya da filmde dendiği gibi bir Mistik Sanatlar Ustası olan Dr. Strange’in sıradışı macerasıdır.
Öyle bir çağdır ki bu, her şey altüst olmuştur. Özetle uzay artık bir ‘çoklu evren’e dönüşmüştür ve bunların herbirinde ayrı maceralar yaşanmaktadır. Ayni kişilerin bu farklı evrenler arasında gidip gelmesi ise mümkün değildir. Ama ayrıcalıklar vardır: bizzat Dr. Strange; ayrıca ilk kez o rüyada gördüğü iyilik timsali genç kız America Chavez. Ki o bir yerde “72 ayrı evrene gittiğini” söyler!..Ve de elbette kötülük kumkuması ruhlar. Yine filme göre “Doktora karşı savaşan hayaletler!”

En ilginci, farklı dünyalarda yaşayan insanların gerektiğinde karşıkarşıya gelmesi, hatta birbirlerine düşman olabilmesidir. Hele Stephen Strange’in iki ayrı kişiliğinin amansız düellosu, bu temayı zirveye taşır. Kadınlardan en ölümcülü Wanda Maximoff’tur: anneliği hayal eden (filmin bir diğer ana motifi), ama o çocukları gerçek bir anneden çalmayı deneyen bir kötü ruh...Öte yandan, Stephen’in bir benzeriyle evlenen güzel Dr. Christine’e tutulması da, yine çok özgün ve iddialı bir motif olarak perdeye gelir.

Ve film böylece akar gider. Bol özel efekt, sık sık dur-durak bilmeyen bir aksiyon...Yer yer ise gerçek dehşet anları, hatta duygusallık zirveleri. Hele o kimileri dev bir ahtapota veya masallardaki canavarlara benzeyen mahluklara karşı o mücadele....Ve saldırılardan sonra Ukrayna’ya benzer manzaralar arzeden o büyük kentler. Kimilerinin bayılacağı, kimilerininse tam bir çorba olarak göreceği sanki devasa bir bilgisayar oyunu...

Ama filmde birçok ilginç sahne de yok değildir. Örneğin hayat kurtaran bir kol saati....Gökyüzüne doğru uzanan dev bir merdiven...Ya da Stephen’in kankası Wong’un tombişliği dışında tıpkı Ukrayna başkanı Zelinski’yi andırması!....

Oyunculuksa genelde çok iyi. Benedict Cumberbatch, bu çetrefil rolün altından iyi kalkıyor. Wanda’da Elizabeth Olsen, Christine’de Rachel McAdams, America’da Xochiti Gomez, kadınları çok iyi halletmişler. Bu arada bir dönemde efsanevi Star Trek dizisiyle tanınan, bugün 82 yaşındaki Patrick Stewart dokunaklı bir karakter çiziyor. Emektar Danny Elfman’ın müziğine de övgüyle değinelim.


İşte öyle bir şey...Belki bizden çok daha genç kuşaklara seslenen bir film. Basın gösterimindeki sayısız genç insanın -herhalde geleceğin eleştirmenleri- gösterdiği gibi... Ama temelde benim gibi onulmaz fantastik-severlerin de görebileceği bir film...

Yazarın Diğer Yazıları

Çifte kültürlü kentte şiddet, cinayet...Ve alzheimer

Filmi kendi adıma hayli beğendim. Bir düzineye yakın karakter çok incelikli olmasa da belli ölçüde ilgi çeken kişilere dönüştürülmüştü. Aksiyon sahneleri kadar iç burkucu dramatik gelişmeler de eksik değildi

Anneler ve kızları üzerine çarpıcı bir film

Bir yandan sakin bir Yunan adasındaki doğal ortamın Batı'dan gelme bir cemaat tarafından iyice hareketlendirilmesi; bir diğer deyişle uluslarası turizmin bir ülkeye kazandırdıkları ve kaybettirdikleri... Öte yandan, çocukları konusunda birçok ortak şeyi paylaşan iki anne ve birinin de kızkardeşi

Kartal söyleşimden bir avuç izlenim

Kartal... Bir günde hem kendi hareketli varlığıyla, hem de orada tanıyabildiğimiz birkaç düzine insanıyla gönlümüzü fetheden güzel ilçe. Sana daha nice fuarlar ve bize de yeni buluşmalar