11 Kasım 2021

Sylvere Lotringer için

Onu saygı ve sevgiyle anmak isteyerek sizlere ve onu hiç duymamış olanlara tanıtmak da biraz vazifemdi diye düşünmekteyim

Sylvere Lotringer ismini Türkiye'de çok kimse bilmeyebilir; kitaplarının çevirisi yapılmamıştır. Aslında, o kitap yazmaktan çok (2003 yılında A. Artaud üzerine olan kitabının etkisi kuvvetlidir) daha fazla bir düşünceyi, bir dilden başka bir dile geçirme işlemini daha kuvvetli bulmuştu. O bir "düşünce aracısı" görevini kendisine yüklemiş bir yazardır. Fransız felsefesinin Amerika'daki yaygınlığının gerçekleşmesi ona borçludur. 1973'ten beri, Michel Foucault, Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Paul Virilio, Pierre Clastres, Jean Baudrillard'ın kitaplarının yayınlanması için bir yayınevi kurmuştu: Semiotext(e). Derginin ve yayınevinin kurucuları olan üç kişilik kurucu grubundan biri ve esas olarak belki de kurucusu Sylvere idi. Göstergeler İmparatorluğundan (R. Barthes ile tez çalışması yapmıştı), fark fikrine ve oradan simülasyon dünyasına doğru giden bir düşüncenin peşinden giderek yazdı ve bunların düşüncelerini çevirtti. Bu kitapların bazılarının önsözlerini çok ilginç bir şekilde o yazdı. Sanat ve edebiyatı düşünceyle birleştiren bir çizgiyi omuzlarında taşıdı ve sırtlandı. Goşist, libidinal ekonomi teorisyeni, akılcılık sonrası düşüncesi, anlam dışı bir dilin kullanımı, yansızlık öznelliği, yazının parçalanması, öznenin şizofrenik devrimciliği, Komünistlerin yeni anlamı, Leninist devrim teorisinin anlamının modernizasyonu ve yeniliği ve genişletilmesi Sylvere'in de katkısıyla girdi entelektüel Anglosakson düşüncesine. Kıta felsefesini ada felsefesine yeğledi belki de. Aslında bu ikisinin ayrımının saçmalığını göstermek istemekteydi. Ampirizm ve yorumun göstergelerinin arasındaki geçişlerin aracılığını da öne çıkarmak istemekteydi.

Onu, Paris'ten duyduğumu hatırlıyorum. Fransız felsefesinin bir "French Theory" olarak adlandırılmasında onun rolünü bilmeyen olmaz. Columbia Üniversite'sinin Fransızca Edebiyat Bölümünde onu tanımayan da yoktur diyebilirim herhalde. Fransız düşüncesinin Amerika'da yayılması için yayın hayatını kurdu. O kadar sanatlara aitti ki, felsefenin sanatlardaki kullanımının Amerika merkezli olması için de çalıştığında, aslında Fransız düşünürlerini dünyaya yaymış oldu. Türkiye'de bu düşünürlerin kitaplarının ve makalelerinin Fransızcadan yapılmak yerine çevirilerinin büyük bir kısmı İngilizceden çevrilmiş olduğunu biliyoruz. Mesela Negri ve Guattari'nin "Bizim gibi Komünistler" kitabının adını Sylvere öyle koyduğu için Türkçeye de Fransızca orijinalinin başlığıyla değil, ama çevirisinin başlığıyla tercüme edildi. Bunlar dikkat edilen noktalar değil belki de? Ama detaylardan geçen düşüncenin bir parçasının da böyle oluşmakta olduğunu ret edebilir miyiz?

Amerikan üniversite hayatına Sylvere soktu bu düşünürleri. Onları çağırdı; onların çağırılmasına ön ayak oldu. Bu aracılık görevini o kadar benimsemişti ki, benim bile Columbia Üniversitesine çağırılmam için - benim Deleuze ve Guattari ile olan yakınlığımdan dolayı- yapabileceklerini yaptı. Dost oldu benimle ve dostluğunu her New York'a gittiğimde kendi arkadaşlarıyla da tanıştırarak bir katman daha arttırdı. Neden mi? sorusu pek anlamlı değil, bana kalırsa. Söyledim ya; o bir aracılık kanıtıydı. Deleuze ve Guattari'nin "aracılar" olarak adlandırdıkları kavramsallaşmada onun imgesini kararan pencerenin camdaki yansımasını görebiliriz diye düşünüyorum. Her şey aradan geçmekteydi; aradan geçen bir düşüncedir ve bir düşüncenin başka bir düşünceyle karşılaşmasının arkasında onun adı var denilebilir.

Sylvere ile New York'ta Moma'da (Modern sanatlar Müzesinin) girişinde karşılaştık. Birbirimizi o sırada tanımıyorduk, ama aramızda bir kitap belirmişti: Deleuze'ün öldükten sonra David Lapoujade tarafından edisyonu yapılan Issız Ada kitabıydı bu. David iyi arkadaşımdı. Kitabın yayınlanması için ne kadar çaba harcadığının şahitlerindendim. Orada İngilizcesinin yayınlanmasından ve benim de o kitabı orada New York'ta çevirisinin varlığını keşfetmekten duyduğum heyecan vardı. Ve Sylvere adını duydum yanındaki kızdan. Sordu: "Sylvere sen mi çevirdin". "Hayır" dedi. O zaman onun Sylvere Lotringer olduğunu anlayarak onların konuşmasının arasına girerek, konuşmaya başladım. İngilizceden Fransızcaya geçtim sonra. Ve aramızda Fransızca konuşmaya başladık. İstanbul'dan geldiğimi duyunca Türkiye hakkında sorular sordu. Ve bana Türkiye'de iki sene ders verdiğini söyledi. Nerede? soruma da daha şaşırdığım bir cevap verdi. Erzurum Üniversite'sinde iki sene ders yaptığını tekrarladı. O anda aklımdan geçen gayri rasyonel bir düşünceydi: Bu kadar yıl sonra Erzurum'da Foucault ve Deleuze ve Guattari'ye olan merak havada kalan atmosferin tanelerinden mi geçmekteydi? Hiçbir ilişki olamazdı; ama "ilişkisizliğin ilişkisi" belki de böyle bir şeydi?

Sylvere arkadaşımız oldu. Daha sonra da İstanbul'a da geldi. Beraber dolaştık bu şehrin sokaklarında; o çok eskiden beri tanımaktaydı bu şehri. Ne de olsa bir yerlerden Orta Avrupa ve Orta Doğu'ya ait bir bağı vardı. New Yorklu ve aslında Polonyalı bir Yahudi'ydi çünkü. Bir ara ailesiyle İsrail'e taşınmıştı. Sonra da Paris'e gelmişti. Orada sol Siyonist siyasetin içinde bulunmuştu. Bu, onu antisemit bir düşünceye karşı vermiş olduğu mücadele içinde önemli bir yere koydu. Küçük yaşlarda Nazilerin şiddetini ve kötülüklerini yaşamıştı. Georges Perec ile arkadaşlık etmişti. 1960'larda Cezayir savaşında Fransız sömürgeciliğine karşı çıkmıştı. Karşı Kültür onun kültürüydü. Los Angeles'te ve Meksiko'da yaşamayı tercih etti son zamanlarda. 83 yaşında (1938 doğumluydu) uzun bir hastalık döneminden sonra gözlerini kapadı.

Onu saygı ve sevgiyle anmak isteyerek sizlere ve onu hiç duymamış olanlara tanıtmak da biraz vazifemdi diye düşünmekteyim. Düşünce aracısını kaybetti!

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sosyolojik olarak adanmışlık mı?

Devleti için "fedakâr" olan, bürokrasi aslında devlete bağlı olarak çalıştığında ve bu anlamda da bir "adanmışlık" duygusunu taşımasına nazaran, post-modern çağda, bürokrasinin özel çıkarlarının artık devletin çıkarlarıyla iç içe girdiğini, hükümetlerin politik çıkarlarının genelliğe ve özel alana doğru açılması üzerinden hareket etmeye başladığını görmekte miyiz?

Düşmanlık mı yoksa nefret mi?

Bugün ekonomik olmaktan uzaklaşan bir göç var; savaştan veya iklim krizinden kaçılmakta

Kötülük çiçekleri

Akıl dışı bir şey yapıldığında, Kant'ın anlayışında, "kötü niyetli bir zihniyet" anlamını anlamaktayız: radikal bir kötülük bu. Arendt'e dönüp baktığımızda ise, Kant'ın düşüncesini bir yana doğru çekerek, daha başka bir yöne dönmekteyiz. Bu anlayış; radikal olan sadece bir kötü niyet veya kötülük yapma istenci değil, aynı zamanda kötülük yaptığının bile farkında olmayan bir zihniyeti ortaya çıkarmaktadır. Burada niyet ve istenç ötesi bir başka durum söz konusu olmaktadır