23 Kasım 2021

NFT mi dediniz?

Sanat olarak adlandırılan bir çerçeve içinde kanımca NFT’nin adı bile anılmamalıdır.

Geçenlerde bir sanat galerisinde, galeri çalışanı ve bir koleksiyoncu konuşmaktaydılar. NFT teknolojisi hakkında ne düşündüğümü merak ettiler. Ben de onlara, daha televizyonun var olmadığı bir zamanda doğan birisi olarak bugünkü dijital NFT teknolojisine olan uzaklığımın sanatlardaki videolarla sınırlı olduğunu hissettirdim (birçok video sergisi yapmış biri olarak); şunu da ekledim: Video kullanımının sanatçı için teknolojik bir amaç veya yenilik değil, sadece bir malzeme olduğunu tekrarladım: Sanatçı için boya veya fotoğraf gibi video da malzemeler arasında sadece bir malzemedir. Teknolojinin veya yeni teknolojik araçların sanatçı için birer malzeme olduğunu iyi olarak adlandırabileceğim tüm sanatçılar vurgulayabilirler.

Geçen gün okuduğum bir makalede; bugün en büyük ressamlar arasında sayılan ve Kaliforniya’yı terk edip, Fransa’da Normandiya’da yaşamayı tercih eden, buraya geliş nedenini “çiçeklerin mevcudiyetine” bağlayan ve de Iphone teknolojisini daha önce kullanmış olan David Hockney gibi bir sanatçı, NFT için çok iyi hissedebildiğim bir cümle kurmuş. “NFT; sadece ahlaki ve parasal olarak batanların, çevreye hoyratça davranan para avcılarının, dolandırıcıların ve düzenbazların” sanat olarak niteledikleri, ama sanat olmayan şeylere değer verenlerin dünyasına ait olduğunu söylemiş. Sanatın bir bakıma piyasa değil, hatta pazar yerindeki bir ticari araç olduğunu düşünen spekülatörlerin işi olduğunu daha ilk başından beri anlamadık mıydı?

NFT’nin sanatçı ve alıcı arasındaki aracıyı ortadan kaldırdığını yazanlar da var. Önce galericilerin kendilerini ortadan kaldıran dijital bir sisteme neden ilgi duyduklarını anlamak için başka sorular sormak lazım herhalde? Ayrıca; zaten kimi zaman, sanatçılar arasından bazılarının galericiyi aracı olmaktan çoktan çıkardıklarını da takip edebiliyoruz. Müzayede şirketleri bununla ilgilenmekteler. Başka bir örnekte, anonim bir Banksy’i tuhaf bir şekilde bu mecrada görebiliyoruz! Ama eserin adı da manidar değil mi: “Salaklar” adlı esere 95 milyon dolar ödenmiş! Veya Edinburgh’ta yaşayan resmi teknolojiye karıştıran ve de hiç bilinemeyen Trevor Jones adlı bir sanatçının, evinin borcunu ödemek için başlattığı NFT ilişkisiyle “başarılı bir NFT sanatçısı olması” tuhaflıklar arasında sayılabilecek örneklerden.

İkinci olarak, 2014 yılında Kevin MacCoy adlı kişinin ortaya çıkarttığı ve 2020’deki Covid-19 salgını sırasında evde kapanmanın ortaya çıkardığı bir ortamda hızlanan NFT ile ilgilenenlerin ve “sanat eseri” olarak değerlendirilen şeyler satanların asıl profillerine bakıldığında, bu kişilerin sanatçı veya değil, ama aslında “popüler” olarak adlandırılan kişiler olduklarına dikkat çekmeye çalışmaktan öteye gidemem (Meşhurlar mürettebatı: Türkiye örneği olarak verilen Cem Yılmaz ve uluslararası yüksek sosyeteden -isterse Trump karşıtı olsunlar-Paris Hilton, Kate Moss veya Twitter’in kurucularından girişimci olarak adlandırılan Jack Dorsay).

'Nedir peki NFT?' sorusunu sorunca ve 'Neden bu kadar sanata yaklaştırıldığını?' da bu soruya ekleyince NFT’nin tarifi ortaya çıkmakta belki, ama tam da sanatın çok ama çok uzağında durmakta olduğumuzu görmek için sanat tarihçisi olmaya ihtiyaç olmadığının da hemen altını çizmek isterim. Bir kere, sanata yaklaştırılan kısmı nadir olmasıymış! Tek veya çok az olduğu için sanat olarak kabul edilebilirmiş! Ve de sanatın ender veya tek olduğunu ileri sürmekte olanlar tarafından, modern sanatlardan beri arkaik olarak kalan söz konusu ender olma hali, bugün neden tekrar gündeme getirilmekte? sorusu daha önemli gibi durmakta değil mi?

Önce şunu hatırlayalım: Daha 20. yüzyılın başından itibaren başlayan birden çok yeniden üretme tekniğinin (baskılar, fotoğraf ve ready made vb.) sanatın o günkü modern yeni hali olduğunun vurgulanmasını anımsayalım. Walter Benjamin’in meşhur makalesi: “Yeniden üretilebilirlik çağı” söz konusuydu. Duchamp ise bunu çoktan gerçekleştirmişti. “Ready made” sanat yapma biçimi modern sanatların çizgisiydi. Duchamp’ın BHV (Belediye Pazarı) adlı bir mağazadan aldığı kar küreği veya bir pisuar eser olarak sergilenmeye başlamıştı. Enderlik değil, birden çok kullanılabilirlik ön plana çıkarılmıştı. Bu tip bir sanatsal yaklaşım seri üretimle işleyen “sanayi toplumuyla” koşut gitmekteydi.

Bu dönemde, sanat tarifini modern zamanlarda zaten değiştirmişti ve bugün “enderlik” kavramı sanat ile tekrar yan yana konulmaya çalışılmakta. Hem de NFT olarak adlandırılan bir yeni teknolojiyle. Neden mi? Uluslararası basında olsun, akademilerde olsun bas bas bağırılıyor dünyanın her yerinde: Yüzde biri ancak, bu kapitalizmin neredeyse emekli olduğu dönemde, çok büyük paralar kazanmaktalar ve bu insanlar ne isterler? Elbette ender olan şeyleri. Paranın gücüyle de sanat denilen NFT'ye bir anlam yükleyerek zaten zavallı hale gelmiş sanat dünyasına bir zehir daha katmak istemekteler: Ender olan sanattır şiarını bu yeni teknolojiyle özdeşleştirmekteler. “Ancak bir tek bende olan sanattır” anlayışının bugün bilhassa “kriminel” bir anlayış olmaktan öteye gitmediğini sanat çevresi fark etmekte zaten; ama popüler basın dünyası yüksek milyon dolarları haber ederek, sanat olarak haber değeri olmayan yazıları sanat değeri olarak kaleme almaktan başka bir şey yapmakta değiller. 

Sanat olarak adlandırılan bir çerçeve içinde kanımca NFT’nin adı bile anılmamalıdır. Techne lafın kökeninde sanat demek, aynı zamanda teknoloji de demek; bugün dijital dünyada, sanat kısmı unutulmuş, ender bir teknolojiye bağlı kalan anlayış ileri sürülüyor: Sanatın enderlikle ilgili olmaktan uzak, sanatsal bir refleksiyon” olduğunun gerçeğini bir kez daha zehirlemek üzere!

Yazarın Diğer Yazıları

Montaigne’den dersler almak

Montaigne’in cümlelerine bakarsak “adalet ile ilişikli olarak yasalara olan güvenin” vurdum duymazlıktan başka bir yere gidemediğini okuyabiliriz. Halbuki bizi koruyacak olan “ortak bir adalet duygusu” değil midir?

Sosyolojik olarak adanmışlık mı?

Devleti için "fedakâr" olan, bürokrasi aslında devlete bağlı olarak çalıştığında ve bu anlamda da bir "adanmışlık" duygusunu taşımasına nazaran, post-modern çağda, bürokrasinin özel çıkarlarının artık devletin çıkarlarıyla iç içe girdiğini, hükümetlerin politik çıkarlarının genelliğe ve özel alana doğru açılması üzerinden hareket etmeye başladığını görmekte miyiz?

Düşmanlık mı yoksa nefret mi?

Bugün ekonomik olmaktan uzaklaşan bir göç var; savaştan veya iklim krizinden kaçılmakta