08 Haziran 2022

Mantık diye bir şey aranabilir mi?

İnsanların neler konuştuklarına bakmak yerine onların mantıklı olarak ikna edilme pratikleri teorik olarak düşünülüp, pratiğe sokulmaya çalışılmakta değil mi?

Türkiye'de diğer toplumların vaziyeti gibi toplumun (homojen gibi kullanılmakta öyle olmasa bile) bir mantığı var mı sorusu sorulabilir; çünkü o kadar tuhaf şeyler duymaktayız ki sanki "cinnet" geçirmekte olan bir toplumsal durumdan bir mantık bekleyerek siyasi veya ekonomik sorunlara çare aranmakta. İşin işten çıktığını, çivisinin çıktığını görüyor herkes. Ama buna rağmen yine de bazı kesimlerin mantıkla yaşadığını da görerek onları tüm toplum gibi sayan bir zihniyet var gibi geliyor bana. 

Açarsam biraz ne demek istediğimi, bazıları akla gelmeyecek argümanlarla yaşıyor; ekonomik krizi dünya yapısal krizi olarak görmekten geçiyorum, ama her yerde zorlukların yaşandığı bir dönemde, "aslında bizde her şey iyi gitmekte" deniyor; ama bir de ekleyerek "dış güçlerin tahribatıyla bu hâle geldi ekonomi" diyebiliyorlar. Yahut aya gidileceğini ve çok büyük bilimsel sıçramayla Türkiye'nin dünyanın en önde gelen devletlerinden biri olacağına olan inanç var ki, hiç tarihi kale almıyor belli ki! Ekonominin genel kurallarının dışında deney yapılarak bir ekonomi politika yürütülmekte. Kim ne kazanmakta bilmiyoruz veya kazanan var mı? Kimler? Bunları da tam manasıyla bilmiyoruz, bazı spekülatif önermeler ortaya atılmış olsa bile. Laflar var gezinen ortalıkta. Birinci tür bilgiyle yaşanıyor; yani kulaktan duyma haber toplumsal alanda ilk kaynak olarak geçiyor. O kadar ki normal medya bile kulaktan duyma haberi gerçek haber olarak yaymaya başlayabiliyor. Veya bazı ciddi gibi duran gazeteler öyle sansasyonel haberler vermekteler ki, insan büyük bir patırtı kopacak diye haberi açtığında sosyal medyada bakıyoruz ki bilmem hangi şehrin bilmem hangi kasabasında şu veya bu partili kişiler başka partiye transfer olmuş veya bir başkası istifa etmiş. İnsan sanır ki hükümet düşmekte nerdeyse haberin başlığına baktığında. 

Siyaset araştırmalarının veya kamuoyu yoklamalarının peşinden takip edilen vaziyete bakıldığında ise Marx'ın Hegel eleştirisi çıkıyor nerdeyse karşımıza. Hegel'in "Hukuk Felsefesinin Eleştirisi" kitabında Marx şöyle yazmaktaydı, hatırlarsanız: "Hegel, şeylerin mantığı için mantığın şeylerini" ileri sürmekteydi. Yani teorik olarak duran pratiğin de teorisinde yer almaktaydı. Teorinin bir teorisiyle pratiğin bir teorisi arasında işlemekte olan mantık yaşanmış olana değil de "ideal" olarak yaşanması gerekeni ortaya koymakta sanki. Yerel alanda yaşanmakta olanı değil de normal toplum tasavvurunda olan üzerinden düşünülmekte. 

İnsanların neler konuştuklarına bakmak yerine onların mantıklı olarak ikna edilme pratikleri teorik olarak düşünülüp, pratiğe sokulmaya çalışılmakta değil mi? O zaman sansasyonel haber veya siyaset çıkmakta karşımıza. Bir eylem yapılır gibi durmakta, ama eylemin sembolik değeri olsa bile değer kendi içinde erimekte. İkna kabiliyetinin işlemediğini veya yaygınlaşamadığını fark etmemek elde değil galiba? Sanıyorum ki, bazı gazetelerde yazan gazeteciler konuştukları vakit, ister muhalefet isterse de iktidar yanlısı olsun, gerçeği söyler gibi laflar etmekteler, ama yüzeyde duran bu lafların hangi pratiklere, hangi yaşanmışlığa dokunmakta olduğunu görmek mümkün gözükmüyor.

İnsanların kafasından geçeni bilmek pek mümkün değil tabii. Bilhassa çokça insan düşündüğünü değil de düşünmediğini ileri sürüyorsa eğer, o zaman işin içinden çıkmak nasıl mümkün olsun ki? Siyaset, sanırım, toplumun içinde yaşayanların neler düşündüklerinden çok neler düşünmesi gerekir üzerinden fikir üretmekte. İktidar veya muhalefet de akıl yürüterek siyaset pratiğini bu postulata göre yapmakta sanki. 

Bir anlamda, vatandaşlar bilinçlendirilmek istenmekteyken toplumsalın bilinçdışı kendi kendine hareket etmekte ve bilinç ve bilinçdışı üst üste bir türlü tam olarak oturamamakta. "Toplumsal yapı" denilen, bir bakıma toplumsalın "aşkın" yeri olarak durmakta. Ya da tam anlamıyla bilinçdışına bakıldığı sanılırken, aslında bilinç üzerinden düşünülüp eylemleşmekte düşünceler. İnsanların eylemleri ve yaşamları içinde düşündüklerini tahmin eden bilinçli siyasetçilerin aklı, bu insanlarla temas haline girdiğinde (yapılan eylemlerin sayesinde) arada bir yarık veya mesafe ortaya çıkmakta sanki. 

O zaman asıl soruya doğru dönmek belki de mümkün olabilir. Aslında bu soru da belki de spekülatif bir sorudur, ama yine de sormakta yarar olabilir. Söz konusu ettiğim üst üste gelememe hâli, siyasetçi aklıyla insanların gündelik hayatta yaşadıklarından kaynaklanan kendilerine has "birinci tür bilgiye" bağlı oluşan "pratik akılları "arasında, galiba, yapısal mesafe oluşmaktadır. 

İnşa edilen siyasetçi aklının model olarak kullandığıyla (inşaayı mümkün kılan teorik postulat) faillerin yaptıkları ve eğilimleri arasındaki mesafe yüzünden bütün bir çaba yok olup gitmekte olmasın sakın? Toplumun mantığı ile mantığın toplumu birbirleriyle karıştırılmıyor mu? Tekli, klasik olarak mutlak, topyekûn ve merkezi bir mantık arayışı üzerinden gelen bir siyasi pratik yerine bireysel, makro-sosyal ve mikro-sosyal ekolojik mantık silsilesi üzerinden yürümenin pratik aklı ve teorinin pratiğini birbirine bağlayacağı ve mesafeyi en aza indireceği düşünülemez mi acaba?

Yazarın Diğer Yazıları

Sanat turları (2): 15. Documenta

Sanatın felsefeye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu bir devreye mi girdik?

Sanat turları: Venedik Bienali

Bu sene, 59. Venedik Bienali’nin ana kavramı olarak İtalyan küratör Cecilia Alemani’nin seçtiği Leonora Carrington’un meşhur çocuk kitabı “Rüyaların Sütü” başlığı öne sürüldü. Göndermesini bir yüzyıl evvelki bir sanat akımının psikanaliz ile olan yakınlığına bağlayan bu rüya kavramı, elbette Freud’un 1900 yılında öne sürdüğü “bilinçdışının rüyalarda saklı” olduğu tezine bağlı olarak geliştirilmişti

Akıl gerçeği ve kanaat gerçeği

Sosyal medya dünyası (Facebook, Twiter vb.) arzularımız ve isteklerimiz sayesinde verilerimizi ele geçirmekte ve bunları satarak kullanabilmekte