03 Haziran 2019

S-400 kervanına binme sırası İran’ın mı?

Rusya’nın İran’a S-400 sağlama sürecini başlatıp başlatmayacağı tarafların bölgede önümüzdeki dönemde atacağı adımlara bağlı olarak şekillenebilir

ABD ile Türkiye arasında gerilime neden olan S-400’ler Orta Doğu’da gündemi belirlemeyi bir müddet daha sürdürecek gibi görünüyor. Hatta, bu sistemlerin ABD’ye karşı bölgede genişleyen direniş ekseninin neredeyse kod adı olmaya doğru yöneldiğini ileri sürecekler de olabilecektir. Zira, Türkiye’nin ardından İran’ın da Moskova’dan S-400 talep etme yoluna gittiği yönünde -halen teyide muhtaç- haberler geliyor.

İddianın sahibi, Bloomberg’e adlarının açıklanmaması koşuluyla konuşan üst düzey Rus yetkililer. 30 Mayıs 2019 tarihli ve Zeynep Fettah ile İlya Arkhipov imzalı Bloomberg haberinde açıklamalarına yer verilen bu Rus kaynaklara göre, Tahran Yönetimi, Rusya’dan gelişkin hava savunma sistemi S-400 satın almak istedi. Ancak, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin söz konusu füzelerin İran’a satışına Ortadoğu’daki gerilimi tırmandıracağı gerekçesiyle karşı çıktı.

Talebin İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif’in 7 Mayıs tarihli Moskova görüşmesinde dile getirilmiş olabileceği tahmin ediliyor.

Ne Rusya Dışişleri Bakanlığı ne de İran kaynakları konuya ilişkin herhangi bilgi teyidi ya da yalanlaması yoluna gitmiş değil. Bu konuda iki ülke yetkililerinin yaptığı (söylenen) görüşmelerin ayrıntılarına hâkim olmadığımız için, iddiaları ya da gelişmeleri nasıl okumamız gerektiğini henüz bilmiyoruz. Bu çerçevede akla iki ihtimal geliyor:

Bir: S-400 talebi de, reddi de gerçek

Eğer gerçekten böyle bir savunma sistemi talebi İran yetkililerince Ruslara telaffuz edilmiş ancak reddedilmişse, bunda bölgedeki hassas güç dengesinin gereklerini okuyan Moskova yönetiminin Tahran’ın bölgedeki rolünü kısıtlamaya dönük bir süredir sürdürdüğü yaklaşım rol oynamış olabilir.

Malum, bu köşede de sıkça dile getirdiğim üzere, Rusya Suriye’deki savaşı herhangi bir kazaya uğramadan Doğu Akdeniz’i, Fırat’ın doğusu ve batısıyla tüm stratejik hedeflerine ulaşarak tamamlama çabası içinde. Bu amaçla, kendisini bölgesel ve küresel diplomasiyi dengeli bir şekilde yürütmekle mükellef görüyor. Moskova’nın Tahran’a yönelik sahada “kısıtlayıcı” bir yaklaşımı varsa, bunun ardında, temelde İsrail ile ABD’nin gazabını bölgeden olabildiğince uzak tutabilme gayreti yatıyor. Zira, Putin yeri geldiğinde sadece İsrail ile değil, Suudi Arabistan ile de yakın çalışabilmeyi istiyor. Bunun için de Suriye’de Şam Yönetimi’nin safında çarpışan İran destekli milis güçlerin bölgedeki varlığını olabildiğince daha az görülür kılma gayreti güdüyor.

Dolayısıyla bölgede İran’ın zaten kuvvetlenen elini daha da güçlendirecek adımlara Moskova’nın sıcak bakmamasının ardında yeterince sebep var. Nitekim Rus savunma stratejisi uzmanlarından Ruslan Pukhov, bu sebepleri dikkate almış olmalı ki, Bloomberg’e “Eğer Rusya İran’ın böylesi bir talebini reddetmişse, bu Rusya’nın Suudi Arabistan ve İsrail ile ilişkilerini sürdürmek ve Trump ile müzakerelere şans vermeye devam etmek istediği anlamına gelir,” şeklinde konuşmuş. Moskova merkezli bir think-tank kuruluşu olan “Strateji ve Teknoloji Analizleri Merkezi”nin (CAST - Центр анализа стратегий и технологий) direktörü olan Pukhov’a göre, “Eğer Rusya İran’a S-400 tedarik etmeye karar verirse, bu Suudi Arabistan ile İsrail’in şiddetli itirazına neden olacağı için Rusya’nın kendi milli çıkarlarına da terstir.”

Öte yandan, yine Bloomberg’in aktardığı bir diğer gelişmeye bakılırsa, Tahran’da katıldığı bir etkinlikte gazetecilerin S-400’lerle ilgili sorularına maruz kalan Devrim Muhafızları Devrim Konseyi eski Sekreteri Muhsin Rezai, füze tartışmalarına girmek istemediğinin altını çizerek, “İran, Rusya bize yardım etse de etmese de kendisini pekâlâ savunabilir” şeklinde konuşmuş.

Bu çerçevede akla gelen bir diğer ihtimal de şu:

İki: S-400 talebi de reddi de hayal mahsulü

Tabii bir diğer ihtimal de, İran’ın Rusya’dan S-400 istediği şeklindeki haberin gerçeği yansıtmadığı, yani uydurma olabileceği. Malum, Ortadoğu’da gerilimin arttığı ve özellikle de Amerikan gemilerinin Körfez’e yığınak yapmaya başladığı şu dönemde, Rusların bu hareketliliğe ne şekilde mukabelede bulunacağını tartamayan ABD’de şöyle bir endişe var: “Ya, İsrail’in Suriye’ye yönelik son zamanlarda artan hava saldırılarından ve ABD’nin bu ülkede bir türlü sonlanmayan mevcudiyetinden iyice rahatsız olan Ruslar, bu gelişmelere asimetrik bir karşılamak vermek üzere İran’a, S-400, Su-35 ve T-90 gibi modern silah sistemleri sağlamaya kalkarlarsa?!”

Bu endişeden hareketle Amerikalılar, Rusya’nın gerçekten böyle bir şey yapıp yapmayacağını anlamak, bir tür zemin yoklamak ve 7 Mayıs tarihli Cevat Zarif görüşmesinde böyle bir konunun ele alınıp alınmadığını öğrenmek üzere, Bloomberg’in de “katkısıyla” bir haber “fabrike etmiş” ve ardından da konuya dair, Rus strateji uzmanlarına ve yetkililerine mikrofon uzatmış olabilirler.

Böyle olmuş mudur? Bilemeyiz. Ama böyle bir ihtimal de yok değil!

Dün S-300 veren yarın neden S-400 vermesin?

Hava savunmasını daha ziyade balistik füzeler ekseninde oturtmuş da olsa, İran’ın Rus yapımı gelişkin hava savunma sistemlerine ilgisi ne şaşırtıcı ne de “yeni” olacaktır. Aslına bakılırsa, Rusya ve İran, Tahran’a S-300 teslimatı için, bundan tam 12 yıl önce, yani 2007'de anlaşmaya varmıştı. Ancak BM'nin İran’a 2010'da getirdiği silah ambargosu nedeniyle Rusya, Tahran’a teslimatı durdurmuştu. Bunun üzerine de İran 2011'de Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde Rusya'ya karşı 4 milyar dolarlık bir tazminat davası açmış, dava füze savunma sistemlerinin ilk partisinin teslim edilmesinden sonra geri çekilmişti.

24 Kasım 2013'te Cenevre'de gerçekleşen ve İran’ın nükleer programını ilerletmesini engelleyen anlaşma İran ile BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ve Almanya (P5+1) ülkeleri arasında varılan mutabakatla 20 Ocak 2014'te yürürlüğe girmişti.  

İran'ın nükleer programıyla ilgili uluslararası güçlerle bu şekilde anlaşmaya varılmasının ardından da Tahran’a S-300 teslimatı süreci 2015’te yeniden başlatılmış ve 2016’ta tamamlanmıştı.

 P5+1 anlaşmasının en önemli kazanımlarından biri, İran'ın silah alımlarına getirilen kısıtlamaların 2020 yazından itibaren kaldırılacak olması idi. Ancak ABD, anlaşmadan bu yıl içinde tek taraflı olarak çekildiğini açıklayınca, ne olacağına dair belirsizlik te artmış oldu.

Rusya Şam yönetimine de Suriye hava sahasını koruması için S-300 hava savunma sistemleri tedarik edeceğini açıklamış ve nihayetinde bu füze sistemleri İsrail ve ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Suriye’ye teslim edilmişti. Füzeleri kullanacak Suriyeli askeri personelin eğitimi de bu yılın Mart ayında tamamlanmıştı. İsrail jetlerine karşı bugüne değin S-200 ve Pantsir sistemlerini kullanan Şam yönetimi henüz bu saldırılara -muhtemelen Rusya’nın henüz yeşil ışık yakmamış olması nedeniyle- S-300’ler ile karşılık vermiş değil.

Kısacası, bölgedeki S-300 ve S-400 hamlelerini, İsrail-ABD ve İran-Şam arasındaki denge siyasetinin bir yansıması olarak da kurgulayan Rusya’nın İran’a S-400 sağlama sürecini başlatıp başlatmayacağı tarafların bölgede önümüzdeki dönemde atacağı adımlara bağlı olarak şekillenebilir gibi görünüyor.


twitter: @akdoganozkan

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

HTŞ: Bir ümmet projesi mi, bir devrim projesi mi?

İlerleyen günler ittifakların kolayca değişebildiği ve "dost" iken "hain" ilan edilmenin an meselesi olduğu Orta Doğu coğrafyasında bizleri şaşırtacak yeni gelişmelerin de önünü açabilir

Washington’dan El-Nusra’ya ‘cankurtaran simidi’

Fırat’ın doğusunu YPG/YPJ üzerinden denetim altında tutan ABD, batıdaki “eksikliğini” son haftalarda el-Nusra uzantısı HTŞ örgütü ile kapatma çabası içinde olduğuna dair bir izlenim veriyor

Ankara'nın El-Nusra planına Washington darbesi

Washington'un "sürprizi" sert olmuşa benzer; bakalım Ruslardan da yeni "sürprizler" çıkacak mı?