11 Şubat 2019

ABD’nin “IŞİD Zaferi” sonrasında Suriye’yi ne bekliyor?

SDG, Fırat’ın güney havzasındaki kimi güçlerini, Türkiye sınırına kaydırarak IŞİD’e karşı cephenin zayıflamasını bilerek sağladı

Bölgedeki gelişmeler ve gelen sinyallere bakılırsa, ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta ya da önümüzdeki hafta Suriye’deki (“IŞİD karşıtı”) savaşını başarıyla tamamladığını açıklayarak zaferini ilan edecek. Edince ne olacak? Lafı fazla uzatmadan hemen olabileceklere bir bakalım:

BİR- ABD karşıtı koalisyona karşı Fırat’ın doğusunda direndiği son belde olan, Deyrizor kentinin doğu kırsalındaki Bagoz’da da tutunamayacak olan IŞİD (DAEŞ) militanlarının büyük bir kısmı Fırat’ın doğusundan, başkalarının başına bela edilmek üzere muhtemelen Fırat’ın batısına tahliye edilecek.

İKİ- Kürtlerin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile bu konuda anlaşan DAEŞ militanlarının tam olarak nereye tahliye edileceği bilinmemekle birlikte, ABD’nin 55 km derinliğinde bir tampon bölgeye sahip olduğu Tenef bölgesinin yakınlarına bir yere ya da Irak’ın batısında yer alan (Tenef’in de güneyindeki) Anbar Çölü’nde bir yerlere olacağını tahmin ediyoruz. Nitekim 9 Şubat’ta tarafların bu konuda bir ön anlaşmaya vardıklarını öğrendik.

ÜÇ- Böylelikle IŞİD’i Fırat’ın doğusundan en nihayetinde tamamen temizlemiş olacak ABD öncülüğündeki koalisyonun liderleri, “biz üzerimize düşeni yaptık, IŞİD ile mücadeleye hevesli başka güçler varsa, onlar artık bu mücadeleyi Fırat’ın batısında yapsınlar” diyerek, o “hevesli” aktörlere Şam Yönetimi ile Rusya’nın nüfuz alanında olması beklenen toprakları hedef gösterebilir!

DÖRT- Amerikan Wall Street Journal gazetesinin, halen görevde bulunan ve bulunmayan Beyaz Saray yetkililerine dayanarak geçen hafta içinde verdiği haberine uygun olarak, Trump aksi bir gelişme olmazsa Mart ayının ortalarına kadar bölgedeki askerlerinin muhtemelen büyük kısmını çekmiş olacak. Nisan sonuna kadar da tüm Amerikan askerlerinin Suriye’den çıkarılması hedeflenecek.

BEŞ- ABD, Nisan ayı sonunda, sadece Suriye’den değil, bu bölgeye odaklandığımız için gelişmelerini belki daha tali planda takip ettiğimiz Afganistan’dan da askerlerini çekiyor. Taliban yetkililerinin açıklamasına bakılırsa, ABD örgüte askerlerinin yarısını Nisan ayı sonuna kadar çekme sözü verdi. Böylece ABD “insani yardım” ile başlayıp “şer güçlerden” kurtararak “demokrasi” getirmekle sonlandırdığı iki “crusade” seferini “zaferle” sonlandırdıktan ve “çocukları eve getirdikten sonra,” içerde de aldığı moral güçle gözünü benzer “insani yardım” ve “demokrasiye” ihtiyaç duyan (!) başka coğrafyalara, mesela Venezuela’ya çevirebilir.

ALTI- ABD askerlerinin Fırat’ın doğusundan çekilmesi, bölgenin doğrudan huzur ve barışa kavuşması anlamına gelmeyecek elbette. Bölgede bu süre zarfında ekilmiş düşmanlık tohumlarının kökünün kazınması için daha çok Nisan beklemek zorunda kalacağımız bir gerçek. Zira çatışmalar bitse bile, Araplarla Kürtler, Kürtler ile Hristiyanlar, Şiiler ve Aleviler ile Sünni aşiretler arasında, hatta aynı etnisiteden ama farklı kabile ya da aşiretlerden insanlar arasında dahi savaşın seyri içinde tohumları derinlere ekilmiş düşmanlıklar, varlıklarını (ciddi bir ihtimal olarak orada duran) olası etnik temizlik girişimleri üzerinden devam ettirme imkanı bulamasa dahi, belki onlarca yıl “kan davalarına” taşıyacak, maalesef orada yaşamaya devam edecek.

YEDİ- Peki ABD askerlerinin çekilmesiyle Suriye’nin kuzeydoğusunda hakimiyet askeri ve idari açıdan kime geçecek? Biliyorsunuz Kürtler, Amerikalılara epey bir zamandan beri, “sen çekilirsen biz kaderimizi Ankara ile TSK’nın iradesine teslim etmemek için bu toprakların denetimini Şam Yönetimine vermek mecburiyetinde kalırız, ki sen de bunu istemezsin” diyordu. Aslında bu durum ABD için çekilme aşamasında hayal edebileceği en kötü senaryo. Bunu arzulamadığı için de, bölgeyi Şam Yönetimi’ne uzun yıllar teslim etmeyecek güç hangisi olur diye adaylara baktığında, kafasında Ankara beliriyor. Ancak Rusların Adana mutabakatını işaret ederek, Ankara’ya “Şam ile diyalog seni ve sınırlarını çok daha güvenli kılacaktır” şeklindeki yaklaşımı nedeniyle Amerikalılar Ankara’nın tasarruflarından da tam emin olamıyorlar. Bu düğüm nasıl aşılacak bilmiyoruz ama, ABD’nin sicilinde, ihtilaflı bölgelerden bir noktadan sonra, “aaa ne haliniz varsa görün be” diyerek arkasında bir enkaz bırakma pahasına kapıyı çarpıp çıkmaların hiç de az olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla, savaş dediğimiz şeyin aslında bir etnik temizlikler toplamı olduğunu hatırda tutarak, o “kapıyı çarpıp çıkma” ihtimalinin de bulunduğunu unutmamamız lazım…

Fırat’ın doğusunda olacaklara, son iki yıldır olanlardan hareketle biraz daha ayrıntılı bakınca, şunları görüyoruz: 

Aslında ABD desteğindeki SDG unsurları Fırat’ın doğusunu Irak sınırına kadar 2017 yılı sonuna kadar büyük ölçüde IŞİD’den temizlemişti. Zira özellikle 2017 yılı Ekim ayından itibaren Fırat’ın doğusunu denetim altında tutan ABD desteğindeki SDG güçleri ile Fırat’ın batısında bulunan Rusya desteğindeki Suriye hükümet kuvvetleri arasında, güneyde Irak sınırında yer alan El Kaim geçiş kapısının denetimini almaya dönük büyük bir yarış başlamıştı. El Bukamal’ı 19 Kasım 2017’de kurtaran Suriye Arap Ordusu, Irak topraklarından gelen Şii milislerin de yardımıyla El Kaim hedefine SDG’den önce varmış ve sınır kapısının denetimini sağlamıştı. ABD yanlısı güçler, İran yanlısı güçlerin Irak topraklarından Suriye’ye geçişine engel olma potansiyeline sahip bu sınır kapısının denetimini sağlayamayınca, Fırat’ın doğusunda IŞİD’e karşı verdikleri mücadeleyi yavaşlatmıştı.

Yavaşlatmıştı, zira IŞİD’in bölgeden yüzde 100 temizlenmesi durumunda Beyaz Saray Suriye’deki misyonunu tamamlamış sayarak çekilmeyi gündeme getirebilecek ve bu durum sahadaki vekil gücü SDG tarafından hoş karşılanmayacaktı. Yoksa sahadaki iş zor değildi. IŞİD o bölgede artık stratejik sayılmayacak önem ve büyüklükte toprağa sahipti. İstense, yoğun hava operasyonlarıyla desteklenen1-2 aylık büyük bir taarruzla örgütün o bölgelerde elinde tutuğu bütün ceplerden tamamen atılması sağlanabilirdi.

Bu arada IŞİD ile mücadelenin temposunu sahada belirleme imkanına sahip olan SDG, ne denli kritik bir görev ifa ettiğini koalisyonun lideri olan ABD’ye zaman zaman ciddi bir biçimde hatırlatma ihtiyacı duydu. Ve -daha ziyade Ankara’nın sınır ötesi operasyon ihtimalinin yoğun biçimde dillendirildiği zamanlarda- Fırat’ın güney havzasındaki kimi güçlerini, daha kuzeye, Türkiye sınırına kaydırarak, güneyde IŞİD’e karşı cephenin zayıflamasını bilerek sağladı. Hatta bazı beldelerin yeniden IŞİD’in eline geçmesi de mümkün kılındı ki, mücadele takvimi biraz daha uzayabilsin, Kürtlerin Suriye’nin kuzeyinde ilan ettikleri otonom bölgenin statü ve güvenliği ABD askerlerinin bölgeden çekilmesiyle tehlikeye atılmasın.

2018 yılı işte bu dengelerle ve IŞİD’e karşı mücadelenin büyük ölçüde göstermelik bir düzeye indirgendiği şartlar altında geçti. Gelgelelim, başkanlık görevini 20 Ocak 2017’de devralan ve bölgeden asker çekeceğini daha icraatının ilk zamanlarda ilan eden Trump’ın da sabrının bir sınırı vardı. Bölgedeki bazı istihbari ve askeri unsurlarının da katkısıyla IŞİD’e karşı mücadelede fazlaca oyalandığını düşünen Trump, diğer bazı faktörlerin de etkisiyle, geçtiğimiz 19 Aralık’ta Suriye’deki birçok aktöre sürpriz görünecek şekilde, ABD askerlerinin artık Suriye’den çekileceğini açıkladığında, biraz da 2018’i büyük ölçüde “boş geçiren” unsurlara ellerini çabuk tutmaları yolunda sesleniyor ve tarihi hızlandırmak istiyordu. Burada aslında asıl mesaj, Suriye’nin kuzeydoğusundaki pek çok kenti ABD’nin de desteğiyle uzun bir süredir YPG üzerinden denetim altında tutan Kürtlere veriliyordu. Alın size 2-3 ay süre, kimle nasıl anlaşacaksanız anlaşın, sonrasında ben yokum, kimse size böyle süre de vermez, ona göre” diyordu.

O güne kadar Şam Yönetimi ile ciddi, ilerletilen bir müzakere içine girmekten ziyade, hükümet temsilcileriyle ABD’nin de itiraz etmediği bir tür oyalama sürecine yönelmiş SDG karşısında Şam Yönetimi’nin artık acele etmeye ihtiyacı kalmamıştı.

Velhasıl öyle böyle bu günlere gelindi. Şimdi önümüzdeki olası seçeneklere bakalım:

İhtimallerden biri, ABD askerlerinin Fırat’ın doğusundan çekildiği yerlerde denetimin bazı Amerikan özel güvenlik şirketi elemanlarının da desteğiyle birlikte bölgedeki İngiliz ve Fransız askerlerince sağlanması. ABD uçaklarının hava koruması altında bölgenin çatışmalardan uzak bir konumda tutulması. TSK ve TSK desteğindeki unsurların da koalisyon unsurları refakatinde meskûn mahallere çok yaklaşmadan kırsal bölgelerde devriye gezmesinin ve bu şekilde sınırlarını olası bir düşmanlıktan uzak tutmasının temin edilmesi. Ankara’nın şiddetle reddettiği bu ihtimal son dönemde biraz zayıflamış gibi görünüyor.

Son zamanlarda güçlü bir olasılık olarak beliren ve Ankara’nın taleplerinin daha fazla dikkate alındığı diğer bir senaryoya göre ise, ABD askerlerinin Suriye’den çekilmesiyle birlikte, bölgedeki 7 bin civarında YPG askerinin Türkiye sınırına yakın bölgelerin dışına çıkartılması söz konusu olabilir. Kürt unsurların da ağırlıkla güneye indirilmeleri. Onlardan boşalan yeri ise bazı Sünni Arap askeri unsurları ile YPG’ye muhalifliğiyle bilinen Rojava Peşmergeleri’nin alması kararlaştırılabilir. Geçen hafta Şarkü’l Avsat gazetesinin verdiği bir habere dayanarak, bölgede konuşlanabilecek Arap gücü anlamında, Ahmet Carba’nın bir ara başkanlığını yaptığı Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun (SMDK) desteklediği Arap askeri unsurlarına işaret edildiğini yazmıştım. Kürt unsurlar olarak da, Ankara’nın itiraz etmeyeceği Suriye Kürt Milli Konseyi’ne (Encûmena Niştimanî ya Kurdî li Sûriyê -ENKS) bağlı Rojava Peşmergeleri’nin gündeme getirildiğine değinmiştim. Ancak böyle bir ihtimalin güçlendiğini sezen YPG’nin Fırat Nehri'nin doğusunda Daeş'in elindeki son belde olan Bagoz'a yönelik saldırısını, ABD’den aldıkları yoğun hava desteğine rağmen ağırlaştırma ihtimali de olmaz mı bu şartlar altında? Neden olmasın?

Bütün bunların dışında çekilmeyle ilgili bir üçüncü senaryo ihtimali yok mu? Var, elbette:

Çok güçlü bir seçenek olmamakla birlikte, bölgedeki dengeleri yönetmeyi artık manasız görebilecek olan bir ABD Başkanı’nın kimseye bir güvence vermeden, arkasına bile dönüp bakmadan, ama SDG’ye biraz daha silah ve teçhizat da vererek askerlerini koşar adım Fırat’ın doğusundan uzaklaştırması.

Bakalım bu hafta gelişmeler hangi seçeneği kuvvetlendiren doğrultuda olacak!

ABD’nin “IŞİD Zaferi” sonrasında Suriye’yi nelerin beklediği, aslında bir yazıya sığabilecek gibi değil. Bu hafta Fırat’ın doğusunda olabilecekleri bile tam değerlendiremedik. Önümüzdeki haftalarda bu konuya devam edelim.


twitter: @akdoganozkan

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

HTŞ: Bir ümmet projesi mi, bir devrim projesi mi?

İlerleyen günler ittifakların kolayca değişebildiği ve "dost" iken "hain" ilan edilmenin an meselesi olduğu Orta Doğu coğrafyasında bizleri şaşırtacak yeni gelişmelerin de önünü açabilir

Washington’dan El-Nusra’ya ‘cankurtaran simidi’

Fırat’ın doğusunu YPG/YPJ üzerinden denetim altında tutan ABD, batıdaki “eksikliğini” son haftalarda el-Nusra uzantısı HTŞ örgütü ile kapatma çabası içinde olduğuna dair bir izlenim veriyor

Ankara'nın El-Nusra planına Washington darbesi

Washington'un "sürprizi" sert olmuşa benzer; bakalım Ruslardan da yeni "sürprizler" çıkacak mı?