08 Ağustos 2020

Sorun açığı kapalısı değil, üniversite sistemimizin kendisi

Açığı, örgünü veyahut uzaktan online yapılması var olan sorunları ortadan kaldırmıyor, her bir farklılık var olan durumu biraz daha içinden çıkılmaz bir hale doğru sürüklemeye yol açıyor

Son on beş gün içerisinde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından Psikoloji bölümlerinin de Açık öğretim sistemi içerisine alınması tartışmasını yaşadık. Sosyal medya üzerinden örgütlenen ve tepkilerini kamuoyuna ulaştırmayı başarabilen Psikologlar Derneği aracılığıyla YÖK'ün arzusu Cumhurbaşkanının konu hakkında rapor hazırlatması ve ardından Psikolojinin örgün şekilde yapılması daha uygun olacaktır yaklaşımı ile son bulmuş oldu. Bu kez daha önce kendi bilim dallarının açık öğretim sistemi içerisinde açılmasının yanlışlığını dile getiren başta sosyoloji olmak üzere, tarih, sosyal hizmetler, spor yöneticiliği bölümlerinden tepkiler yükselmeye başladı. Burada asıl sorunumuzun alana sahip çıkıp çıkmamanın ötesinde var olan üniversite sistemimizin yaratmış olduğu yapının bizatihi kendisi olduğu gerçeğini öne çıkartmamız gerektiği kanaatindeyim. Son kırk yıl içerisinde kurumsallaşan ve ülke çapında gerek öğrenci sayısı ile gerekse ders materyalleri ve sistemi ile özgül bir yapıya bürünen Açık öğretim sistemi bulunuyor. Bu sistemin önce Eskişehir'de ardından Erzurum ve İstanbul üniversitelerinde de hayata geçirilmesi sonrasında büyük bir alan yaratılmıştır. Öte yandan her yıl üniversite sınavlarına giren ve burada istediği sonuca ulaşamayan milyonlar açısından açık öğretim önemli bir umudun da adıdır.

Önlisans programları ile başlayan ve ardından son on beş-yirmi yıl içerisinde giderek lisans alanlarında da artarak yola devam eden açık öğretim modeli YÖK açısından da önemli bir tamamlayıcı görünümündedir. Çünkü aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi örgün eğitimdeki öğrencilerin yaklaşık olarak yüzde 20'sine karşılık gelmektedir. YÖK son iki yıldır açık öğretim uygulamasında yeni düzenlemeye gittiği için 2018 yılında 193.250 kişi olan bu rakam 2019 yılında 172.125 kişiye düşmüş ve bu yıl da düşüş devam etmiştir. Öte yandan 2018-2019 öğretim yılı itibariyle açık öğretime kayıtlı öğrenci sayısı 3 milyon 880 bin 931 rakamına ulaşmıştır.

YÖK'ün geçtiğimiz Mayıs ayında yayınladığı bu rakamlara baktığımızda sistemdeki öğrencilerin yarısından fazlasının açık öğretime devam ettikleri görülmektedir. O halde asıl meseleye özellikle geçtiğimiz salgın sürecinde yaşanan uzaktan eğitim uygulaması sonrasında odaklanmanın tam sırasıdır. Tekrar vurgulamakta yarar var, ülkemizdeki üniversite sisteminin açık veyahut örgün olarak yürütülmesi değildir asıl problemimiz. Gerçekte odaklanmamız gereken bu ülkenin bütün eğitim sistemini üniversite mezuniyeti üzerine kurgulamış olması ve bunu da her geçen yıl biraz daha kalitesiz, niteliksiz bir hale dönüştürmesidir. Açık öğretim sisteminin özellikle son yıllarda ikinci bir üniversite okuma imkanı tanıması ve bu doğrultuda bireylerin iş yaşamları içerisinde yeniden bilgiyle karşılaşmaları son derece önemli bir adımdır. Bu ülkenin eğitim sistemi kendi tercihleri doğrultusunda hareket etmek suretiyle okul tercihlerinde bulunan ve gerçekten istediği alanda eğitim görmek suretiyle istediği alanda çalışabilme şansına sahip olabilecek olan bireyler yetiştiremiyor!

Üniversite eğitimi nitelikli öğretim üyelerinin ve bölümlerin ihtiyaç duyduğu gereksinimlerin sağlanması ile hayata geçirilebilir. Bu açıdan uzaktan, online, veyahut açık öğretim modelinin gerçek anlamda üniversite eğitiminin yerine geçebilmesi ve mezunlarını ister uygulamaya dönük olsun isterse olmasın alana ilişkin tartışmaların içerisine sokabilecek donanımla hayata hazırlayabilme ihtimali çok ama çok düşüktür. Burada asıl önemli noktanın hoca-öğrenci etkileşimi kadar öğrenci-öğrenci etkileşimi olduğu gerçeğini ve ayrıca üniversitenin aynı zamanda bir yaşam biçimini de öğrencilere kazandırmakta olduğu gerçeğini aklımızdan çıkartmamalıyız. Psikoloji mezunlarının ve derneğinin alanlarına sahip çıkmaları güzel bir dayanışma örneğini teşkil ediyor. Buna karşın başta sosyoloji, tarih ve sosyal hizmet bölümleri olmak üzere açık öğretim programlarında yer alan disiplinlere ilişkin sorgulamamız gereken bu ülkenin bu kadar çok sosyolog, tarihçi, sosyal hizmet mezununa ihtiyacı olup olmadığı gerçeğidir.

Üniversite sayısının arttırılması ve her ile hatta ilçeye üniversite götürülmesinin niteliği değil niceliğe dönük adımlar olduğu gelmiş olduğumuz noktada daha net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Üstelik içinden geçmekte olduğumuz dönemde vasatlaşmanın doruk yaptığı bir zamanı toplumsal hayatın her alanında olduğu gibi üniversitelerimizde de yaşıyoruz. Vasatlaşma rutini takip eden ve fark etmezci insan tipinin oluşmasına katkıda bulunur. Ayrıca vasatlığın daha fazla prim yapması beraberinde biat etme mekanizmasının da yükselişe geçmesi demektir. Tüm eğitim sistemini üniversite mezun sayısına indirgediğiniz de yıllara göre başarılı olduğunuzu ortaya koyma şansınız yükselir. Buna karşın söz konusu mezunlarınızın niteliği üzerinden değerlendirme yapmaya başlandığı anda ise durum tam aksi yöne doğru ilerlemeye başlayacaktır. Her yıl binlerce mezun veriyoruz ve bu mezunlarımızın iş olanakları için girdikleri Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) sonuçları bütün bölümler açısından tıpkı üniversite sonuçlarında olduğu gibi içler acısı bir durumu ortaya koyuyor. Fen bilimleri ve Matematik öğretemediğimiz öğrencilerimiz okullardan bu alanlara ilişkin eğitim almaları sonrasında da durum pek değişmiyor. Örneğin üniversite sınavında temel matematik ülke ortalaması 40 soruda 6 doğru cevap iken KPSS alan bilgisi sınavında lise matematik öğretmeni adaylarının ortalaması 75 soruda 22 doğru cevap.

Üniversite sistemimizi ve onun üzerinden eğitim sistemimizi yeniden masaya yatırmak durumundayız. Açığı, örgünü veyahut uzaktan online yapılması var olan sorunları ortadan kaldırmıyor, her bir farklılık var olan durumu biraz daha içinden çıkılmaz bir hale doğru sürüklemeye yol açıyor. Bu konuda verilecek en iyi örnek Haziran ayının başında YÖK tarafından üniversitelere gönderilen uzaktan eğitime ilişkin tavsiye kararının neredeyse bütün üniversiteler tarafından zorunluluk olarak kabullenilmek suretiyle derslerin yüzde 40'lık kısmının uzaktan olarak yapılmasına onay verilmesidir. Şayet YÖK bu tavsiyeyi yüzde 75-80'ler olarak belirlemiş olsaydı rakam bu şekilde kabul edilecekti. Açık öğretim öğrenci sayılarının azaltılması hatta pek çok alanda özellikle lisans konusunda hayata geçirilen düzenlemelerin ilk etapta sonlandırılması yerinde olacaktır. Fakat bu bile gerçek anlamda var olan üniversite sorunumuzu ortadan kaldırmaya kafi gelmeyecektir.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir fotoğraf üzerinden Türk futbolunu anlatabilir miyiz?

Görsel bize bir kez daha ülke futbolunun dört büyüklerden ibaret olduğu gerçeğini zihinlerimize kazıyor, ülkedeki futbolseverlerin büyük bir kısmını oluşturan taraftar grupları zaten bu dört takımın taraftarları, öyleyse diğerleri için uğraşmaya, içerik hazırlamaya bile gerek yok!

Kurucu felsefenin evrimi

Prof. Dr. Zafer Toprak hocanın Atatürk Kurucu Felsefenin Evrimi kitabıyla Atatürk'ü bambaşka bir gözle okumaya başlıyorsunuz

Türkiye Futbol Federasyonu ibra edilmiş

Türkiye'de kulüplerin yoldan çıktığını söyleyenlerin futbol federasyonunda yaşananlar hakkında da bir şeyler söylemeleri için daha acaba neler lazım gelmektedir?