Nasıl bir çocuk edebiyatı istiyorum?

Çocuklar son kölelerimiz. Yetişkinler, çocukları yük hayvanı, toprak, maden işçisi olmaktan terfi ettirdiklerinden bu yana, çocuk edebiyatını da seferber ettikleri çağdaş yöntemlerle, sömürgeleştirmeye devam ediyor…

28 Mayıs 2015 15:00

“Ben kimim,” diye sorsaydım, bir cevabım, “okuduğum kitapların da bütünüyüm,” demek olurdu.

Ne var ki, kitapların çoğunu hatırlamıyorum.

Çocukluğumun kitaplarıysa ilkokuldan sınıf arkadaşlarım gibi.

Hemen hepsi aklımda. Ankara’da oturduğumuz apartman katından beni onlar dışarı çıkardı. Yetişkinlerin konuştuklarının ötesinde hayallerin yaşatıldığı dünyaların mümkün olabileceğini gösterdiler.

Buraya kadar tamam.

Yukardakileri hepimiz, bir şekilde hissetmiş, ifade etmişizdir.

Lakin!

Ne deriz, sevdiklerimize, yakınlarımıza?

Hem de hakaret edercesine,

Çocukken bile, başka çocuklara.

“Çocuk gibi davranma!”

 Hayaller bir yere kadar.

Yalan söylüyoruz çocuklara.

Asırlardır aldatıyoruz.

Masallarımız, onları yetişkin dünyamızda kurban etmeden önce, hoş vakit geçirmeleri için.

Bir kısmı, vitamin gibi, iyi gelir cinsinden. Yazarların çocuklaşma keyfinde coştuğu, psikolog tavsiyeli, albenili, edebiyat ürünleri.

Çoğu, şuuraltına sızdırılan ahlak talimatı.

Yetişkin dünyasının hırsını, kurnazlıklarını, yalanlarını ibret olsun diye sergileyen ahlak kitapları.

Yaklaşımları: At, eşek, köpek gibi, çocuklar da terbiye edilmeli.

Hindistan kökenli, eski Yunan üzerinden dünyaya yayılan, asırlar boyunca milyonlarca çocuğa sunulan Aesop’un Masalları bu türün başlıca örneği.

Üstelik, insan gibi konuşturulan hayvanlara, olumsuzluklarımızı yükleyerek! Tilki, tavşan, karga derken, hayvanları teker teker kötüleyerek.

Başka birçok kitap, çocukların belleklerine işlenen kâbus fırtınası.

Kırmızı Şapkalı Kız, Uyuyan Güzel, Peter Pan… hepsinde çocukları korkutan, uyutan, yiyen cadılar ve yaratıklar. Hepsi, kaç yüz yıldır yayınevlerinin çok satar “klasikleri” dokunulmazlığında. Bunların arasında beni hâlâ dehşete düşüren 19. yüzyıl Alman klasiği Struwwelpeter. Tırnaklarını kestirmekten hoşlanmayan bir çocuğun, makasla parmaklarının teker teker kesilmesinin bol kanlı resimlerle sunulan öyküsü.

Çocuk kitaplarının nezdimizde dokunulmazlığı var. Adı kitap ya, mutlaka onlara iyi gelecektir düşüncesinin tuzağındayız.

Bu yazıyı yazarken Pinokyo’yu da tekrar okudum. “Doğar doğmaz” güldü diye ustası Gepetto onu tersler. Okuldan mı hoşlanmıyor? Eğlenmek mi istiyor? Demek ki kötü çocuk. “Doğru” yoldan çıktığı için ağaçtan tepetaklak asılır, eşeğe dönüştürür, ölüsünü taşıyacak tabutuyla göz göze getirilir, köpek balığına yem olur, kaç defa ölümden döner.

Amaç, düzene uyumlu çocuk yetiştirilmesi.

Oysa bal gibi biliyoruz, çocuklara bir ellerinde Aesop’u tutan egemenlerin, diğer ellerinde Machiavelli’nin Prens’ini gizlediklerini.

Yetişkinler, çocukları yük hayvanı, toprak, maden işçisi, olmaktan terfi ettirdiklerinden bu yana, çocuk edebiyatını da seferber ettikleri çağdaş yöntemlerle, sömürgeleştirmeye devam ediyor.

İlk akla gelen, dinlerle taraflaştırılıp ayrıştırılmamızda çocuk edebiyatının rolü.

 Hindular’da hiç olmazsa, Krishna’nın hidayete ermeden çocukluğunun “yaramazlıkları” resimli masallarla anlatılır. Diğer dinlerdeyse, peygamberlerin, azizlerin örnek yaşamlarının ezberlettirilircesine talimi esastır. İstanbul’da bir yayıncı arkadaşım anlatmıştı. Çocuklar için, evrensel kültürümüzün ifadesi niteliğinde bütün dinleri anlatan bir kitap basmışlar. Ellerinde kalmış.

Devlet/ bayrak/ kahraman kitaplarının da sonu yok. Tarihten diriltip günümüz çocuklarına yüceltilen kahramanlar, küllenmiş düşmanlıklara husumet tetikleyicisi. 20. yüzyılda totaliter ideolojilerin, kapitalist ülkelerdeyse  yoksulluktan başarıya tırmanan rol modeli çocukların yaşam öyküleri, düzenin değer yargıları propagandasının ifadesi. Küçük yaşta kız çocuklarına benimsettirilmek istenen erkek egemen değerler ise hâlâ din/ kültür adına pazarlanabiliyor.

Çocuk edebiyatı adına yapılan düzene uyum kitapları, son yıllarda yayınevleri için payı giderek büyüyen, risksiz denilebilecek gelir kaynağı. “Bir Pinokyo, iki Külkedisi, az Keloğlan” yatırım modeline, modaya göre değişen yeni kitaplar da eklemlenebiliyor.

Son birkaç yüzyılın klasiklerinin, çocukların bilişşel algılama süreçlerini yansıtan “çağdaş” kitaplarla harmanlandığı bu yaklaşım, günümüz dünyasında uyurgezer aymazlığında.

Dünya gözümüzün önünde kabuk değiştiriyor.

Günlük yaşam ve ilişkilerimizi yeniden belirleyen teknolojiler, uluslararası göçler, küreselleşmeyle işlevini yitirmekte olan ulus devlet, eski ideolojilerin boşluğunda radikalleşen dinlerin itibarsızlaşmasıyla birbirlerine husumeti, zengin- yoksul uçurumunun açılması, çocuklarla gençleri egemen düzenin değerlerinin kofluğu önünde yabancılaştırmakta.

Durduğu yerde adım sayan günümüz çocuk edebiyatı kimler adına kimlere hitap ettiğini sanıyor?

En büyük pazarı, ekonomik krizle birlikte giderek daralmakta olan orta sınıf apartman çocuklarıyla, kapılarını kolluk kuvvetlerinin beklediği hayattan korumalı site çocukları.

Günümüzün değişen koşullarına hitap etmiyor.

Hitap ettiği  çocukların yaşadıkları dünyayı görmezden geliyor.

Oysa orta sınıflarda günümüzün normu:

  • Evlilik kurumu çökmekte, parçalanmakta. Çocukların kimi, yeni ebeveyn ve kardeşlerlyle yaşamakta
  • Eskisine göre çocuklar sık sık taşınmakta. Ufak yaşta birçok ev, okul, şehir, hatta ülke değiştirmekte
  • Annelerin de iş hayatına katılmasıyla evde daha çok yalnız saatler geçirmekte
  • Eski sıklıkta olmayan aile sofrası dağılmakta
  • Sokağa güven kalmadığından, çocukların ev dışı saatleri, dakikası dakikasına ailenin sıkı denetimi altında
  • Bilgisayarın sonsuz erişiminde aileler çocuklarına güvenmemekte, güvensizliklerini onlara hissettirmekte
  • Yuvadan başlayıp süren yarış ve sınavlarla çocukların rakip olarak yetiştirildiği bir ortam pekiştirilmekte
  • Düzenden şikâyetçi olmalarına rağmen, edilgenleşip uyum sağlayan ailelerin, aynı düzende başarılı olmaları için çocuklara telkinleri, çifte standartları esas kılmakta
  • Çocuklara, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu, günün, hızla değişen teknolojinin belirsizliğinde, kaygı yaratmakta
  • Çocuklar fanus ortamında yaşatılmak istense de, günbegün tanık oldukları adaletsizlik, ırkçılık, savaş ve küresel ısınma karşısında duyarlılıklarını paylaşıp ifade etmelerine olanak tanınmadığı gibi, çocuk edebiyatı da, fincancı katırlarını ürkütmeyelim kaygısında, onlara hayal değil, yalan bir dünya sunmakta
  • Bu koşullarda çocuklarda güvensizlik, kaygı, depresyon ve intihar eğilimleri artmakta

Kayıp Zamanın İzinde kitabında Proust’un annesi, oğlunu sakinleştirmek için George Sand’ın François le Champi’ yi okur. Ne var ki, roman öksüz bir çocuğu evlatlık edinen bir kadının, onunla cinsel ilişkiye girmesini anlattığından, anne kitabı sansürleyerek okur. Aynı yıllarda Freud’un, kız çocukların babalarına, erkeklerin annelerine yönelik bastırılmış cinsel hazları safsatası da düzende hızla kabul görerek benimsenmiştir.

Sorum, kimin kimi kimlerden koruduğu?

Sorum, yetişkinlerin ne haddine?

Asırlar boyunca çocuklarımızı korumak adına, ‘yarını size emanet ediyoruz’ safsatasında , onlara neler devrettiğimiz ortada.

Çocuklar son kölelerimiz.

Komplekslerimize, modalara göre seçtiğimiz isimlerle onları damgalıyor, dinlerimiz ve ideolojilerimizle kültür ve doğrularımız adına koşullandırıyor, anne babaların asker evlatlarıyla iftihar ettiği savaşların kaçınılmazlığına inandırtıyor, malımız, mülkümüz için kullandığımız kelimelerle, “Çocuk sahibiyim,” diyoruz.

Hiç olmazsa, dinlerini ya da dinsizliği, reşit olduklarında seçme hakları olsa.

Çocuk edebiyatının tanımı çok.

Yayınevi uzmanlarına sorsanız, pazarlama tecrübelerinden yola çıkarak, size otomobil lastiklerinin hava basıncı ayarı kararlılığında yaşlara göre kategoriler sunacak, Piaget’nin öncülüğünde gelişen bilişsel algılama süreçlerini içerikle karıştıracaklardır. Nâzım Hikmet’in hayatını anlatan bir kitap mı hazırlayacaksınız? Üzülerek yaşadığımdan biliyorum. Yayınevi hemen teyakkusa geçmişti, aman ‘hapis’ kelimesi geçmesin, çocukları korkutmayalım diye.

Eski Yunan’da, Roma’da, çocuklar başına bin bir bela gelen Oddyseus’un maceralarıyla yetiştirilirdi. Konfüçyus ahlakının egemen olduğu Çin hanedanlarında, çocuk yetişkin ayrımı yapılmaz, profesyonel masal anlatıcıları ailelere hitap ederdi.

Zenginleştirmek adına çocukların dünyasını kısırlaştırıyoruz.

Aklımda 19. yüzyıl İngiliz edebiyatının ünlü kızkardeşleri, Jane Eyre, Wuthering Heights gibi kitapların yazarları Charlotte ve Emily Brontë. İkisi de günlük yaşamlarında karakterlerini de yaşattıkları ayrı birer dünya yaratmış. Arkadaşlarının, komşularının başlarından geçeni anlatıyormuşcasına, her gün  hayal dünyalarını aileleriyle paylaşmış.

20. yüzyıl modernitesinin icadı psikologların seslerini duyar gibiyim!

Hazırolda bekliyorlar hayalleri tedavi etme seanslarında.

Çocuk edebiyatı ne midir?

Çocukların okuduğu her şey.

Robinson Crusoe gibi çocuklar için yazılmamış olmakla birlikte, onlarca benimsenen nice kitap var edebiyat tarihimizde.

Bir şiirinde, “herkes şair olunca şairler susacak,” diye yazmıştı arkadaşım Reşit Ergener.

“Çocuk gibi davranma,” diyenler çocuk gibi davranabilse.

Küçük Prens’in son cümlesi:

“Ve bunun ne kadar önemli olduğunu hiçbir yetişkin anlayamayacaktır.”

Kitap pazarını ellerinde tutanlar bu cümleyi anlamış olsalardı, ‘Nasıl bir çocuk edebiyati istiyorum,’ diye sormama gerek kalmazdı.

 

Kaynaklar
A Critical History of Children’s Literature, ed. Meigs, Cornelia; Eaton, Anne Tahaxter; Nesbitt, Elizabeth:Viguers, Ruth Hill. The MacMillan Company, New York, 1969
Lerer, Seth. Children’s Literature: A Reader’s History from Aesop to Harry Potter, University of Chicago Press, Chicago, 2008.
Crossing Boundaries with Children’s Books, Gebel, Doris (ed), Screcrow Press Inc.,Lanham, Maryland, 2002.
The World Through Children’s Books, Stan, susan (Ed.), Scarecrow Press, Lanham, Maryland, 2006.