Mutlak butlan kararı verilen 5 Kasım kurultayında Kılıçdaroğlu’nun kazanacağını düşünenlerden biri de bendim.
Salonda taraflar arasında alkışlar dengeliydi, sözler de öyle ve değişim iddiası ise; aslına bakarsanız çok da anlaşılır gelmiyordu.
Değişimin tarafında değişmez isimler de çok olunca, böyle düşünüyordum.
İlk turda sadece 18 oy yani 9 kurultay delegesinin oyu, tüm dengeyi Sayın Özel lehine değiştirmişti. İkinci tura katılmayacağını önce ifade etmiş olsa da sonra destekleyenlerinin baskısı ile yarışa devam eden Kılıçdaroğlu, gözle görülür bir farkla genel başkanlığı kaybetmişti.
Ertesi gün, Ankara dönüşü bu sütunlarda ’Kurultay salonundan kimse mutsuz ayrılmadı’ başlığıyla yayımlanan yazımı yazarken, Sayın Özgür Özel’in dinamizmi; partili, partisiz CHP seçmen tabanında ‘mutlak karşılık’ bulmuştu, bunu görebiliyordum.
Evet, bence Kılıçdaroğlu bile mutsuz ayrılmamıştı, şimdi ‘mutlak butlan’la geri dönmüş gibi görünse de ‘mutlak bir mağlubiyet’le o salondan ayrılmış bir Kılıçdaroğlu vardı.
Üç yıl 5 Kasım kurultayı için sesi çıkmamıştı.
Adalet yürüyüşü, toplumsal muhalefetin örgütlenmesi gibi girişimlere bakıldığında, büyük bir saygıyla anılacak, girdiği salonlarda alkışla karşılanacak Kılıçdaroğlu, tüm siyasi hayatını tartışmaya bu denli açan, böyle bir karara nasıl ikna edilebildi?
Bence Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı doğal adayıydı. O nedenle 2023 genel seçimlerinde adaylığı konusunda yanlış karar diyemem.
Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda bence yanlış ondan sonra başladı. Eğer Sayın Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı olmak istiyorsa yapması gereken önce partisinin başına geçmek olmalıydı.
Ki ben, CHP içinde parti genel başkanı olmadan ülkeyi yönetmeye aday olma stratejisini hiçbir zaman anlamlandırabilmiş değildim, hâlâ da anlamıyorum.
Mutlak Butlan değişime bir fırsat daha verebilir mi?
‘Mutlak Butlan’ meselesi, CHP içinde tartışmaya, eleştirmeye ve hatta özeleştiri yapılmasına açılabilecek tüm kapıları uzun bir süre kapattı.
Tüm eksik ya da yanlışları dile getirmek isteyen, aidiyet sorunu bulunmayan parti içi muhalefetin duygusu; dayanışmaya, birlik ve beraberliğe dönüştü.
Öyle ki, sadece partililer değil parti seçmeni ve hatta ülkedeki tüm Cumhuriyetçi, aydın, demokrat taban; CHP’yi çıkmaz bir sokağa itmek isteyen ve kesin bir hukuka aykırılıkla alınan ‘hak ihlali’ kararına karşı bir duruş gösteriyor.
Peki, bu aşamada Kılıçdaroğlu ne yapıyor?
Eğer bilerek yapmıyorsa - ki bu saatten sonra böylesi daha da vahim olur - basın danışmanı olarak atadığı ve özrü kabahatinden büyük Atakan Sönmez ile adeta bir ‘iletişim katli’ne ferman çıkarıyor...
Sayın Özgür Özel ve ekibini yolsuzluk ve çıkar ilişkileri içinde sembolize etmek isterken, CHP genel merkezinin önüne park ettikleri birisi kendi döneminde de kullanılan VİP araçların üstüne ‘haram mal satılık’ yazılmasına onay verdiğinde; CHP’nin kirliliğin içinde sembolize edilmesine onay vermiş oluyor.
İletişim dünyası herhalde böyle kötü niyetli bir karar verici meslektaş ender görmüştür. Tabii bu maksatlı algı yönetiminin bir parçası olarak yapılmadıysa!
Kılıçdaroğlu, büyük bir oyunun içinde; ilerde hayırla hatırlanmayacağı bir sürecin baş aktörü oldu.
Bu ‘kirli oyun’da en ölümcül hatası, (ne olursa olsun) diyalog yerine CHP genel merkezinin önüne giderek içeri girmeye çalışan garip kitleye karşı koymaması ve ardından (partililerin) baba ocağına yapılan müdahaleye onay vererek göze aldığı meşruiyet çabası...
Özetle, merak edenler için kıssadan hisse:
Tam anlamıyla ‘Özgür CHP’ye giden yolu, böyle açtı Kılıçdaroğlu...
Eyvallah.


