Bir kasabayı baştan başa maviye boyayan adam…
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Bir kasabayı baştan başa maviye boyayan adam…

Bir kasabayı baştan başa maviye boyayan adam…

Onunla tanışmamış, onu hiç bilmeyen, duymamış, okumamış insanlar olmasını gittikçe ‘ne büyük bir eksiklik’ olarak görmeye başladım.

Unutulmamak için nice ucuz kahramanlıklar ya da delilikler peşinde yaşam süren geçmiş zaman insanlarını düşündüğümde, arkasından vefat etti diye konuşmayı bıraktım.

Unutulmamayı istemek ölümsüzlüğü istemekti birçok şahsiyet için…

Ama o, aldığından daha fazlasını vermek istiyordu hayata.

Öyle de yaptı…

Daha büyük arzuları olması doğal sayılabilirdi böyle biri için ama yoktu. Bence bu konuda marifetli biri de değildi zaten.

Dilinden düşürmediği yaratılış, onu, çok kimseye esirgediği büyük yeteneklerle var etmişken; hırslı biri gibi olması da beklenebilirdi.

Oysa o, ektiği diktiği tüm bitki ve ağaçlar konusunda: ‘Bodrum’u güzelleştirmeyi yaratılışa bir borç olarak görüyordum’ diye yazacaktı Mavi Sürgün kitabında.

Ne bir hırs ne bir kibir; gerçek bir entelektüelin karşılıklı gönül bağışları ile Bodrum’un her güzelliğinde saklı o.

Sanki yokuş başında bir yerde duruyordu, elinde bir fırça; dokunuyordu önünden geçip duran tuvale.

Ve sonra; çizdiği en güzel resim kalmıştı alabildiğine bir mavinin içinde.

Çok güzel anlattığından olsa gerek bir de yazmasını istemişlerdi ve yazarken yaptığı ilk iş, tüm mahçupluğunu sansürsüz kaleme alırken; kendini bir sabırlık ve bir tarla kuşunda yaşatacaktı.

İnsan gibi anlatsa olmazdı. Tanışmamış varsa daha Mavi Sürgün’ü alsın, önsözünü okusun isterim ki; ne yazıyorum güzelce anlasın.

Merhaba’yı o icat etmedi ama en çok ve en güzel o söyledi.

Benden sana zarar gelmez’ anlamına gelir diye açıklamasını yapıyor. Fakat ben daha çok ‘bana zarar verme’ diye söylüyorum Merhaba’yı.

Dünyanın ‘vay şu haline’ bakıp da kim haksızsın diyebilir?

Daha yokuşun tepesine vardığında düşmez dilinden Mavi.

Adeta sonsuzluğu izliyordum diye yazar ilk Arşipele bakışını: birkaç adım daha atar ve o adımlar onu apaydınlık bir dünyaya çıkarır.

Üsküdar’dan ayrılalı altı ay olmuştur fakat o, kendini binlerce yıl önce ayrılmış gibi hissediyordur artık…

Halikarnas Balıkçısı 136 yaşında ya da sabırlık ve tarla kuşu hala yaşıyor mu demeliyim…

Eyvallah

İlgili İçerikler