Nobel ve biz
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Nobel ve biz

Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü'nün en az 25-30 yıllık bir çalışmanın sonucu olduğunu görüyoruz. Ülkedeki önde gelen üniversitelerin nasıl harap edildiğini görünce böyle bir ödülün Türkiye’deki bir araştırıcı grubu tarafından alınması hayal bile edilemiyor

Nobel ve biz

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Nobel ödülleri verildi ve her yıl olduğu gibi bu yıl da medyada ilgi kısa birkaç cümlenin ötesine geçemedi. Türkiye’den Nobel alan üç isim var ama, muhtemelen iktidara pek yakın olmadıklarından ve/veya ilgisizlikten, onlar da medyanın gündemine giremiyor.

2025 Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü Mary E. Brunkow, Fred Ramsdell and Shimon Sakaguchi arasında paylaştırıldı. Bir Nobel ödülünü almak için yıllarca çalışmak şart. Bu araştırıcılar da tam öyle yapmışlar.

Shimon Sakaguchi çalışmalarına 1995 yılında Japonya’da başlamış. Mary E. Brunkow, Fred Ramsdell ise araştırmalarını 2001 yılından beri ABD’de sürdürmekteler.

Yapılan araştırmalar hala tam olarak anlaşılamayan vücudun bağışıklık sistemi ile ilgili. Vücudumuzda bir bakteri, virüs veya kanser hücresi belirdiğinde T hücrelerimiz hemen gereğini yapmak üzere harekete geçiyor. Araştırmacıların merak ettiği konu ise bu T hücrelerinin kişinin kendi dokusunu nasıl tanıdığı ve zararlı olabilecek düşmanları yok ederken nasıl olup da organizmaya zarar vermediği.

T hücreleri (“T lenfositler” olarak da anılıyor) timus bezi tarafından üretiliyor. Timus (uykuluk) boyunda göğüs boşluğuna doğru uzanan bir konuma sahip.

Şimdiki bilgilerimiz üç tip T hücresi varlığına işaret ediyor: “Yardımcı T hücreleri” organizmada yabancı/zararlı bir  protein algılandığında tanıyor ve öldürücü (sitotoksik) T hücrelerini aktive ederek göreve çağırıyor ve yok edilmelerini sağlıyor.

Bir de baskılayıcı (regülatör) T hücreleri var ki bunlar vücudun aşırı bir bağışıklık cevabını engellemek yanında organizmanın kendi dokularına zarar vermesini önlemekle görevli.

Sakaguci’nin çalışmaları ışığında, Mary Brunkow ve Fred Ramsdell otoimmün hastalıklara eğilimi olan farelerde Foxp3 adını verdikleri bir gende mutasyon saptadılar ve insanlarda da buna benzer bir gen mutasyonunun aynı soruna yol açtığını gördüler. Foxp3 geni baskılayıcı (regülatör) T hücrelerini denetliyor.

Bu bilgi insanlarda otoimmün hastalıkların ve kanserin tedavisi yanında organ nakillerinde de önemli gelişmelere yol açacak gibi gözüküyor.

Otoimmün hastalıklar bu baskılayıcı T hücresinin bir hata nedeni ile aktif olmamasına bağlı olarak ortaya çıkar. Aynı zamanda T hücrelerinin aşırı aktif olmasına bağlı olarak da bu hastalık türlerinin ortaya çıkma ihtimali söz konusudur. Böyle bir durumda T hücreleri organizmanın kendi dokularına saldırmaya başlıyor.

Örneğin, MS (multiple skleroz) böyle bir hastalık. Sinir sisteminde yer alan miyeline saldırarak kişinin sinir sisteminde hasar bırakır. Sık rastlanan otoimmün hastalıkların arasında romatoid artrit de var.

Toplumda sık rastlanan bir diğer hastalık da Hashimoto hastalığı. Tiroid bezine saldıran T hücreleri hormon salınımını durdurabiliyor.

Gelişmeler birçok hastalığın daha iyi anlaşılmasına ve tedavisine yol açacak.

Dönüp tekrar kendimize baktığımızda ise Nobel ödülü almış üç Türk karşımıza çıkıyor. 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan yazar Orhan Pamuk bu ödülü kazanan ilk Türk oldu.

Onu 2015 yılında Nobel Kimya Ödülünü alan Aziz Sancar takip etti. Sancar çalışmalarında  DNA onarım mekanizmalarını aydınlatmaya çalıştı. Bu çok önemli, zira  kanser tedavisinde kanser hücreleri yanında normal hücreler de zarar görüyor. Tam olarak aydınlatıldığında normal hücreleri korumak/yenilemek mümkün olabilecek, yan etkiler en aza indirilebilecek.

Son olarak da 2024 yılında Daron Acemoğlu Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazandı.  

Orhan Pamuk’u bir kenara bırakırsak diğer iki ödül sahibinin çalışmalarını Türkiye dışında yapmış olduklarını görürüz. Orhan Pamuk bunu kişisel becerisi ve bilgi birikimi ile başarabilir ama özellikle bilim ve teknoloji alanında ekip çalışması, uzun süreli planlama ve en önemlisi de finansal kaynak gerekiyor.

Bu yıl alınan Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü'nün en az 25-30 yıllık bir çalışmanın sonucu olduğunu görüyoruz. Ülkedeki önde gelen üniversitelerin nasıl harap edildiğini görünce böyle bir ödülün Türkiye’deki bir araştırıcı grubu tarafından alınması hayal bile edilemiyor.

İlgili İçerikler