Güncellik heyulası
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Güncellik heyulası

“Savaş öyle canavar ki, insandan çok hayvanlara yaraşır; öyle çılgın ki, şairler bile onun öç tanrıçaları tarafından salıverildiğini düşünür; öyle ölümcül ki, bir veba gibi bütün evreni bir anda silip süpürür; öyle adaletsiz ki, en iyisi en aşağılık haydut sürüleri tarafından kazanılır"

Güncellik heyulası

Biz üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyiz ve buna rağmen yeterince denizci olmamayı başarmışız. Şimdi de üç tarafı savaşlarla çevrili bir ülke haline geldik ama problemlerimize barış açısından bakmayı hâlâ benimseyemiyoruz.

İktidarda ülke bekasıyla kendi politik bekaları arasında hangisine ağırlık verdikleri konusunda soru işaretleri yaratan partitokratlar var. Ülke onların yüzünden ucuz oyuncakçı dükkânlarına benzemiş durumda.

İyicil akıl, kötücül olana akıl erdiremiyor. İnsanlığın böyle bir zaafı var.

Rusya’nın son Ukrayna saldırısının ilk günlerini, 2022 Şubat günlerini hatırlıyorum. Hiç şakası yok, dosdoğru İkinci Dünya Savaşı’nı çağrıştıran görüntülerle dolmuştu ortalık. Bizim “düşük yoğunluklu savaş”ımıza benzemiyordu durum. Z’li tanklar, harabeye dönmüş çokkatlı binalarıyla dumanları hâlâ tüten şehirler... Yüreğimiz havalanmıştı. Haritalara baktık, tv’lerde savaş uzmanlarını dinledik, mülteci olup Polonya’ya yola çıkan, çoluk çocuk Ukraynalıları izledik. Coğrafi olarak yakın mıydık, uzak mı? Aslında aramızda yalnızca, ismiyle müsemma Karadeniz uzanıyordu.

İki ay sonra Taha Parla, savaş adlı o ölüm makinesi üstüne fikir üreten gelmiş geçmiş pek çok düşünürden ve tarihsel savaşlarla savaş konulu sanat yapıtlarından art arda, iç içe söz edip alıntılar yaptığı, yapıt adlarını andığı iki bölümlük çok yararlı bir yazı yayımlamıştı, okumalık ve kaydetmelik.

Sonra kısa sürede rutine döndü “aktüalite”. Hatta neredeyse tarih olmuştu ki, tam bir yıl sonra 6 Şubat 2023’te Hatay depremi girdi sahneye. Yıkıntılar savaşla gelenden farksız gibiydi. Kayıp sayıları, olasılıklar, ne yapılabilirler, elimizden gelenler, gelmeyenler, 1999’ların anıları...

Hatay depremi

Bir süre sonra her iki olay da arka planlara itildi, kendi rutinini oluşturdu. “Olay mahalli”nin uzağında olan bizler çoktan “normal”e dönmüştük ki o deprem yılının 7 Ekim’inde bu kez Hamas İsrail’i vurdu. Genç sivilleri toplu halde öldürdü, yüzlerce rehine aldı. Ama ne Hamas’ın saldırısı ilkti, ne de İsrail’in yayılmacı katliamları. Geçmiş cinayetlerin belki en anlamlısı İzak Rabin’in katledilmesiydi. Ve elbette Yaser Arafat’ın, belki Turgut Özal’ın, daha beride Gaffar Okkan’ın...

“İsrail’in beş hedefi vardı, üçünü darmadağın etti, dördüncüsü olan İran’a başladı, bir sonraki de biziz.” Böyle özetlenebilecek şu meşum tezi ekranlardaki jeopolitik akıl sahibi emekli generallerden uzun süredir dinleyip duruyorduk, şimdi tam tamına aynı cümleyi Öcalan’ın bir mektubuna yazmış olduğu iddiaları dolaşıyor. Önceki güne kadar bu sözün benim gözümde herhangi bir inanılırlığı yoktu. Ancak İsrail’den gelen “Tahran’ı boşaltın” tehdidiyle zihnimdeki çağrışım yolunda yakaladığım paradigmanın oluşması bile başlı başına sarsıcıydı. Belki istenen, hedeflenen de bu: Düşmanlığın zehirli tohumlarını saçmak. Bu açıdan, MAKI ile Tudeh’in ortak bildirisine katılmamak zor.

Ama ben bu bapta esas olarak Erasmusçuyum. Onun Deliliğe Övgü adlı kitabından bir alıntıyla bitireyim:

“Savaş öyle canavar ki, insandan çok hayvanlara yaraşır; öyle çılgın ki, şairler bile onun öç tanrıçaları tarafından salıverildiğini düşünür; öyle ölümcül ki, bir veba gibi bütün evreni bir anda silip süpürür; öyle adaletsiz ki, en iyisi en aşağılık haydut sürüleri tarafından kazanılır; öyle zındık ki, lsa'yla asla alakası yoktur; buna rağmen onlar bütün işlerini güçlerini bırakıp sadece savaşırlar. Hatta bir ayağı çukurda yaşlıların bile bir delikanlı gibi güç gösterilerinde bulunduğuna, bu konuda hiçbir masraftan kaçınmadığına, zorluklardan hiç yılmadığına tanık olursun; yasaymış, dinmiş, barışmış, insanlıkmış hiç aldırmadan her şeyi ters yüz ettiklerine. lçlerinde mürekkep yalamış dalkavuklarımız da hiç eksik olmaz, bu apaçık çılgınlığı azim, sadakat, cesaret olarak adlandırırlar...” (Deliliğe Övgü, çev. Çiğdem Dürüşken, Kabalcı Yay., 2011, s. 235)

İlgili İçerikler