Hemen hepimizin diyemeyeceğim, bazılarımızın gayet iyi bildiği bir konu var; giderek artan hava kirliliği... neden "herkesin diyemeyeceğim" ifadesini kullandığıma gelince. Pek çok ama pek çok kişi gerek Bursa'da, gerekse sanayi yoğun diğer şehirlerde olup bitenin ayırdında değiller. Yavaş, yavaş ısıtılan sıcak su kabı içindeki kurbağa misali havanın zehrini soluyorlar ancak farkında değiller. Bunu nereden mi biliyorum? Bursa kent yaşamındaki kirliliği algılıyor, burnumu, ruhumu rahatsız eden partikülleri hissediyorum. Bu hissedişimi zaman, zaman bilgisayarımdan baktığım hava durumu programları da destekliyor.
Haşlanan kurbağa misali!
Bir, kaç gün önce Bursa'nın havası yine berbat, yine o havayı solumaktan rahatsızım. "Bugün hava nasıl?" diye sorduğum bir kişi; "Güzel, ılık bir bahar havası var." diyor. Başka kişilerden de benzer cevaplar aldığım oluyor. Pek çok kişi yaşamlarını kuşatan, ciğerlerine her gün toksik partiküller dolduran kirli havadan bihaberler. Ve merak ediyorum, niye böyle? niye zehir soluduklarının farkında değiller? Akla ilk gelen yanıt; Kötüye, kötü havaya giderek alışmış olmalılar. Tıpkı ısısı giderek artan su kabı içindeki haşlanan kurbağa metaforunda olduğu gibi, ölüm yolculuğuna çıkmış kurbağanın olanı biteni kavrayamadığı gibi...
Mazide cennet olan bir şehir!
Bursa'nın hava kirliliğinden rahatsızlık duyuyor oluşumun, farkındalığımın fiziki hissediş dışında bir de psikolojik yönü var. Ben bu şehrin çocuğuyum. Bebeklik yıllarımdan itibaren yıllar Bursa'da geçti. Atmış yıl öncesinin Bursa’sı her manada bir cennetti. Hiç abartmıyorum, biz deniziyle, dağıyla, havasıyla, suyuyla ve sosyal yaşamıyla bir cenneti kaybettik. Evet kaybettik, uğurlar olsun güzel Bursam...
Bursa Ovası'ndaki şeftaliler otomobile nasıl dönüştü?
Tabii bu kaybedişe siyaset bilimi üzerinden "Locked mutual interests" konseptiyle bakıldığında kapitalist üretim ilişkilerini, bu ilişkilerin egemenleri sanayici ve politikacıları da görmek ve Bursa Ovası’ndaki şeftalileri otomobile dönüştüren bu odakların boyunlarındaki vebali de teslim etmek gerekiyor. "Bursa Ovası'ndaki Şeftaliler Otomobile Nasıl Dönüştü?" başlığı Bursa Mimarlar odası tarafından yayınlanan bir broşürün kapağında yer alıyordu. Doksanlı yıllar, Bursa 2000 Gazetesi’ne (Daha sonraki adı Bursa Hakimiyet) söyleşiler hazırlıyorum. Oda yönetimiyle yaptığım söyleşi sonrası ayrılırken bana verilen o broşür ve bilhassa kapaktaki "Bursa Ovası'ndaki Şeftaliler Otomobile Nasıl Dönüştü!" cümlesi tüm canlılığı ile halen belleğimde. Broşürde sözü edilen konuların başında İtalyan mimar ve şehir plancısı Luigi Piccinato'nun 1958-60 yılları arasında yaptığı o, ünlü Bursa Şehir Plan çalışması yer alıyordu. Piccinato yaptığı planlamada ova topraklarının tarımsal alanlar olarak korunmasını ve şehrin Uludağ etekleri aksında geliştirilmesini önermekteydi. Fakat sonra ne oldu? Bursa'nın tarihini ve doğasını önceleyen o değerli planlama unutulup sanayi ve politika egemenleri marifetiyle organize sanayi bölgeleri ova topraklarında, tarımsal alanlarda kuruldu. Ve sonrasında domino taşları gibi peş peşe gelen diğer olumsuzluklar, yoğun nüfus göçü, hızlı ve kontrolsüz yapılaşma, ardından betona boğulan bir Cennet şehir.
Bu arada Luigi Piccinato'nun Bursa şehir planlamasından bana ilk söz eden değerli büyüğüm Niyazi Menteş'i saygıyla yad ediyorum. O dönem Bursa basının duayen isimlerinden olan Niyazi Abi Bursa 2000 binasındaki her karşılaşmada güler yüz gösterir, sohbet için bana zaman ayırırdı. Bursa 2000'e sesli bilgisayarımda hazırladığım röportajlar ve Medya S yöneticisi Sn. Saruhan Ayber tarafından körlüğüme değil kapasiteme bakılarak işe alınışım farklı bir yazıya konu olabilecek apayrı bir öykü. Daha sonra o süreci de yazmak isterim.
Eski Bursa'yı uğurlarken
"Eski Bursa’yı uğurlarken günümüz Bursa'sı için yapılacak hiçbir şey yok mu?" sorusuna olup biteni idrak edip düşünen herkesin verebileceği ortak yanıtlar; şehir trafiğine çıkan araçların sınırlanıp, egzoz gazlarının kontrol altına alınması, Bursa il sınırları içinde yeni sanayi birimlerine izin verilmemesi ve şehrin içinde kalmış sanayi adalarının da ivedi bir şekilde kent dışına taşınmaları vs... Çözüm anlamında daha farklı rasyonel önerilerde yapılabilir. Fakat rasyonalite dışında bir de metafizik var. Artık Hint Mitolojisi'ne inanasım geliyor: "Kali Yuga"
Her şeye karşın, herkese havası temiz, ferah günler dileğiyle sevgiler...


