Geldikleri gibi giderler
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Geldikleri gibi giderler

Atatürk'ün sözü onun hayatının ve "ulusal gurur haznemiz"in akılda kalması gereken bir parçası. Ama böyle bir şeyi yâd etmenin "zaman ve zemini" olmalı. Ne bileyim, Litvanya maçını kazandık diye Malazgirt zaferini ya da Preveze zaferini ya da Mohaç Meydan Muharebesi'ni hatırlamamız gerekmiyor

Geçen gün sık yapmadığım bir işi yapacak oldum ve Galatasaray'ın Zalgiris'le maçını "seyredeyim" dedim. Dedim ve seyrettim de. Seyredilebilir bir maçtı. Sıkılmadım hiç.

Aslında maçın kendisiyle doğrudan bir ilişkisi olduğunu düşünmediğim bir ayrıntı dikkatimi çekti. Bu yazının başlığı olan sözdü bu "ayrıntı" dediğim şey.

Her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı o sözü Mustafa Kemal Atatürk'ün söylemiş olduğunu bilir. Sözün kendisi kadar söylendiği yer, tarih ve durum da önemlidir. Birinci Dünya Savaşı'nı kazanan ülkeler "mütareke" sonrasında donanmalarının bir kısmını İstanbul'a göndermiş, Boğaz'ın başında demirlemişlerdir. Karaya "işgal gücü" olmak üzere asker çıkaracakları bellidir. Tam bu sırada Mustafa Kemal de doğudaki görevinden İstanbul'a dönmüştür. Manzarayı görür ve o cümleyle tepkisini dile getirir. Bu önemlidir, ama daha önemlisi, bir süre sonra dediğini yapacak olmasıdır. Giderler.

Böyle bir tarihi fiilen yaşamış olan bir toplumda unutulmayacak bir anı ve sözler.

Peki, tamam, ama bu sözün bu maçın haftaym aralığında ekrana çıkmasının anlamı nedir? Neden bu hatırlama?

"Gelenler" ve "gidecek" olanlar. Bu kelimelerle anlatılanlar Galatasaray'ın oyuncuları olmayacağına göre herhalde Zalgiris oyuncuları kastediliyor. İyi ama 1918'de gelenler Osmanlı devletinden toprak almak üzere gelmişler. Söz konusu futbolcular ise kupanın bu turunun ilk maçını oynamış, ikinci maçını oynamak üzere İstanbul'a gelmiş bir futbol takımının oyuncuları. "Geldikleri gibi giderler" cümlesinin içerdiği "anti-emperyalist" ruh halini akla getirecek nasıl bir şey olabilir ki burada karşımıza bu yazı çıkıyor? Litvanya'nın Boğaziçi'nde gözü mü var, nedir?

Ama Litvanya'nın "gözü olsa" da, böyle bir maçın sonucunda iki ülke arasında bir toprak alıp verme sonucu beklenmiyor.

Sonra öğreniyoruz ki bu maçla ve onun oyuncularıyla ilgisi olmayan bazı olaylar (galiba bir "Atatürk" filminin gösteriminin karışık hikâyesi) bizleri kızdırmış ve böyle bir hatırlama/hatırlatma yapma gereği duyulmuş. Örneğin maçı anlatan spiker de coşuyor "Geldikleri gibi giderler" sözüne, ajitatif söylemlere girişiyor. "Yerli ve milli" duygularımızı

Hep bir ağızdan haykırıyoruz.

Yukarıda söylediğim gibi, Atatürk'ün sözü onun hayatının ve "ulusal gurur haznemiz"in akılda kalması gereken bir parçası. Ama böyle bir şeyi yâd etmenin "zaman ve zemini" olmalı. Ne bileyim, Litvanya maçını kazandık diye Malazgirt zaferini ya da Preveze zaferini ya da Mohaç Meydan Muharebesi'ni hatırlamamız gerekmiyor. Bu, yersiz olduğu gibi "zararlı" da. Bu maçı 1-0 kazandık diye "geldikleri gibi gittiler" edebiyatı yapacaksak, öfkemizin nesnesini şaşırıyoruz demektir ki bunun sonucu olsa olsa "yabancı düşmanlığı" olur. Hedefler arasında ayrım gözetmeden bir düşmanlık dili kullanmak pek anlamlı bir davranış değil.

Ulusallık ve ulusalcılık ideolojilerinde, görece belirtik ya da görece örtük olarak bir "üstünlük" teması her zaman bulunur. Her topluluk ve elbette etnik topluluklar geçmişlerinde ya da "bugün"lerinde onlara kıvanç duygusu yaşatan olaylar olmasından zevk duyarlar. Ama bu zevk hiçbir zaman başka topluluklar üzerinde üstünlük hakkı iddia etmeye uzanmamalı ve aynı zamanda övünmek için olay uydurmaya gelmemelidir -Abdülhamid'in İngiliz elçisini tokatladığı televizyon dizisi bu ikincinin bence henüz aşılmamış örneği. Söylemeye gerek var mı? Olmuş olayları bizim olmalarını istediğimiz şekle sokmak üzere çarpıtılmalarını da bu kategori içinde anmak herhalde yanlış olmaz.

AKP'nin iktidarda bulunduğu ve AKP ideolojik zihniyetinin toplum hayatında gitgide genişleyen bir varlık kazandığı bu yıllarda geçmişin, geleceğin, her şeyi olduğu gibi değil, bu ideolojinin istediği gibi olduğu -Abdülhamid'in elçi tokatladığı, Karayılan'ın Kılıçdaroğlu'na davulla rekabet ettiği bir dünyada yaşıyoruz, yaşamaktayız. Gerçeklik değil, gerçekliğin mıncıklanma şekli önemli. Satış yapan bu, yapmasını sağlayacak mekanizmalar da kurulmuş ve her yerde karşımıza çıkıyor. Gerçekliğin kendisinin ise müşterisi yok. Çünkü gerçeklik kimseyi mutlu etme misyonuyla var olmuyor.

Murat Belge kimdir?

16 Mart 1943'te Ankara'da doğdu. İngiliz Erkek Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde asistanlık ve doktora yaptı. 1969'da İngiltere'deki Sussex Üniversitesi'nde araştırmacı olarak bulundu. Christopher Caudwell ve Marksist estetik konulu teziyle 1980'de doçent oldu.

Genç yaşlarda yaptığı William Faulkner ve James Joyce çevirilerinin yanı sıra 1964'ten itibaren Yeni Dergi, Papirüs gibi dergilerde çıkan eleştirileri, yorum yazılarıyla tanındı. Namık Kemal, Behçet Necatigil gibi yazarlar üstüne incelemeler yaptı. 1970'te Halkın Dostları Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan darbe döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974'te üniversiteye döndü. 1975'te Birikim dergisini kurdu. 1981'de YÖK'ün kuruluşunun ardından üniversiteden istifa etti. 1983'te İletişim Yayınları'nı kurdu, 1984'te Yeni Gündem dergisini çıkartmaya başladı. Denemelerini Tarihten Güncelliğe (1983), 12 Yıl Sonra 12 Eylül (1992), Edebiyat Üstüne Yazılar (1994) kitaplarında topladı. 1980'lerde Sadık Özben mahlasıyla düzenli olarak mizah yazıları yazdı. 1991'de Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türkiye şubesini kurdu. 1997'de profesör oldu; 1995'ten bu yana Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde akademik çalışmalarını sürdürüyor.

Marksist estetikten militarizme, edebiyattan yemek kültürüne, Osmanlı ve İstanbul tarihine dek birçok farklı alanda 26 tane kitabı ve çok sayıda makalesi yayımlandı. Halkın Dostları, Birikim, Yeni Dergi, Yeni Gündem, Milliyet Sanat, Papirüs dergilerinde ve Cumhuriyet, Demokrat, Milliyet, Radikal, Taraf gazetelerinde yazdı. Hale Soygazi ile evli.

Kitapları

- Tarihten Güncelliğe (Alan, 1983; İletişim, 1997)

- Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek (Birikim, 1989)

- Marksist Estetik (BFS, 1989; Birikim, 1997)

- The Blue Cruise (Boyut, 1991)

- Türkiye Dünyanın Neresinde (Birikim, 1992)

- 12 Yıl Sonra 12 Eylül (Birikim, 1992)

- İstanbul Gezi Rehberi (Tarih Vakfı, 1993; İletişim, 2007)

- Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye? (Birikim, 1995)

- Boğaziçi'nde Yalılar ve İnsanlar (İletişim, 1997)

- Edebiyat Üstüne Yazılar (YKY, 1994; İletişim, 1998)

- Tarih Boyunca Yemek Kültürü (İletişim, 2001),

- Başka Kentler, Başka Denizler 1 (İletişim, 2002)

- Yaklaştıkça Uzaklaşıyor mu: Türkiye ve Avrupa Birliği (Birikim, 2003)

- Osmanlı: Kurumlar ve Kültür (Bilgi Üniversitesi, 2006)

- Başka Kentler Başka Denizler 2 (İletişim, 2007)

- Genesis: "Büyük Ulusal Anlatı" ve Türklerin Kökeni (İletişim, 2008)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları (İletişim, 2009)

- Balkan Literatures in the Era of Nationalism (Jale Parla ile birlikte, 2009)

- Sadık Özben'in Toplu Eserleri (Helikopter, 2010)

- Başka Kentler, Başka Denizler 3 (İletişim, 2011)

- Edebiyatta Ermeniler (İletişim, 2013)

- Başka Kentler, Başka Denizler 4 (İletişim, 2014)

- Militarist Modernleşme-Almanya, Japonya ve Türkiye (İletişim, 2014)

- Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik (Agora, 2006; Berat Günçıkan ile söyleşi)

- Step ve Bozkır - Rusça ve Türkçe Edebiyatta Doğu-Batı Sorunu ve Kültür (2016)

- Şairaneden Şiirsele / Türkiye'de Modern Şiir (İletişim, 2018)

- "Siz isterseniz…" – Popülizm Üzerine Yazılar (İletişim, 2018)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları II (İletişim, 2019)

Çevirileri

- Hegel Üstüne: W.T. Stace

- Martin Chuzlewitt: Charles Dickens

- Döşeğimde Ölürken, Ağustos Işığı, Ayı: William Faulkner

- Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi: James Joyce

- Arabadakiler, Patrick White

- 1844 Elyazmaları: Karl Marx

- Bir Zamanlar Europa'da, Leylak ve Bayrak: John Berger

- Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla: Leo Huberman

- Yazıcı Bartleby: Herman Melville

- Kayıp Kız: David Herbert Lawrence

- Yurtsuzların Ülkesi: Dugmore Boetie

- Lenin ve Felsefe: Louis Althusser (Bülent Aksoy ve Erol Tulpar ile birlikte)

- Yanya Sultanı – Tepedelenli Ali Paşa: William Plomer

 

İlgili İçerikler