Meğer bu ülkede bir sürü insanın zihninin derinliklerinde onu bir kurtçuk gibi kemiren ne karanlık düşünceler ne korkunç niyetler ne olmadık hayaller varmış…
İktidar ülkeyi temelinden hızlıca bir sarstı, o kurtçuklar aynı anda bünyeden dökülmeye başladı.
Aklın beyinle bağı koptu. Evrensel değerler, mantık, adalet, vicdan, sağduyu… hepsinin pabucu dama atıldı. İnsanın bin yıllardır “insan” olmak için sınav verdiği tüm dersler müfredattan kayboldu ve onların yerini sadece hınç ve öfkeden ibaret bir boşluk kapladı.
Şu anda besini sadece kin olan tekinsiz bir enerji, o boşlukta etrafa gelişi güzel kılıç sallıyor.
O kılıç azıcık “düşmana” ama en çok da herkesin en yakınına hatta kendi bedenine saplanıyor.
Ortalık kan deryası.
İyinin ve kötünün, doğrunun ve yanlışın, haklının ve haksızın kanı bu cehenneme dönen ortamda mütemadiyen birbirine karışıyor.
Her şey birden çığrından çıkar mı? Çıkarmış meğer…
Herkes içinde bu zamana kadar kurtlanmış ne kadar duygu, fikir, eylem varsa aynı anda hepsini ortaya döküyor.
Politik arenada aynı safta bulunan insanların birbirlerine karşı biriktirdiği düşmanlıklar en olmayacak zamanda ortaya çıkıp en uç noktalara varıyor.
Düne kadar muteber sayılan kişiler bir anda şeytana dönüştürülüp taşlanıyor
Başı siyasi kimliği nedeniyle iktidarla devamlı derde giren bir müzik grubu, başı bambaşka bir nedenle yine iktidarla derde giren başka bir müzik grubuna yönelik akıl almaz ifadeler kullanıyor.
Kalabalıklar adalet kaygısını bir kenara bırakıp öfkeden beslenen kitlesel linçleri rasyonelleştirme çabasına girişiyor.
Aynı kazanın içindeki ıstakozlar son enerjilerini kazanı devirmek yerine kıskaçlarıyla birbirlerini boğmak için harcıyor.
* * *
Bu şu demektir:
“Vahşi Batı” hukukunu alenen meşrulaştıran iktidar nihayet bu çabasının meyvelerini topluyor.
İnsanların içinden yerlere dökülüp ortalığa saçılan kötü kokulu sayısız kurtçuk gün yüzüne çıkmış ayaklar altında kımıl kımıl dolaşıyor ve insanlar hâlâ birbirine “Koltuk bu kadar önemli mi?” diye bir soru soruyor.
Oysa herkes biliyor. Koltuk bu kadar önemli. Koltuk çok önemli. Koltuk en önemlisi.
Sorun da zaten burada.
“Koltuk neden bu kadar önemli?”
Bu soruyu soran yok.
Çünkü eğer bu soru sorulursa beyinler kurtlanmak yerine çalışmak zorunda kalacak.
Akıl kemirilmek yerine toparlanacak.
Vicdan eksilmeyecek tamamlanacak.
İnsan birbiriyle dövüşeceğine birlikte düşünmek için çabalayacak.
İktidar kavramının içimizdeki o kurtçukları besleyen zehirli ve bir o kadar da lezzetli bir mama olduğu anlaşılacak.
O koltuk…
Hiçbir koşulda vazgeçilemeyen, kimselere kaptırılmak istenmeyen, üzerine binbir türlü oyunlar oynanan o koltuk sadece devletin ya da bir siyasi partinin tepesinde değil evde, okulda, işyerinde, ikili insan ilişkilerinin olduğu her alanda, tam ortada tek hedef olarak duruyor.
İnsanlık var olma savaşını birlikte değil birbirine rağmen hatta çoğu zaman birbirine karşı o koltuk için veriyor.
Ağır varoluş yükünü sırtlanıp kutsallarına tutunarak zar zor zirveye tırmanan insan neden tam oradan habire aşağıya yuvarlandığını bir türlü sorgulamadığı için beynindeki kurtçukları beslemeye ve o kurtçuklar yerlere dökülmeye başladığında da üzerlerine basıp basıp düşmeye devam ediyor.
Özünde vicdan ve temkin olmayan her şey o yüzden hep kötü kokar.


