En son ne zaman ellerinizle yemek yediniz?
Bazılarımız belki en son çocukken, bazılarımızsa benim gibi fırsatını her bulduğunda elleriyle yediği yemeğin tadını daha çok çıkarmanın peşinde.
Yediğimiz yemeğin tabakta kalan son lokmasının tadını koparılan bir parça ekmek yardımıyla sıyırmaktan aldığımız lezzet ve keyif bazen o yemeğe dair hatırımızda kalan en etkileyici andır. Öyle değil mi?
Sulu bir yemeğin içine çatal bıçağı bir kenara bırakıp ekmek düşürmekten zevk alan çok kişiyiz eminim.
Yediğimiz gıdaya ellerimizle temas ettiğimiz her an daha büyük bir doyum yaşıyoruz aslında.
Geçtiğimiz hafta, TURYİD liderliğinde T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı ve bu alanda hizmet veren, üretim yapan pek çok markanın da desteğiyle 5'incisi gerçekleşen Global Gastro Ekonomi Zirvesi’nin öğle yemeği arasında katıldığım bir yemek daveti bu konu üzerine düşünmeme sebep oldu.
Zirve’nin gerçekleştiği Atatürk Kültür Merkezi’nin etkileyici bir tasarıma sahip çatısı altında; Kale Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay’ın ev sahipliğinde, konsept ve deneyim tasarımcısı Tilbe Çakır tarafından tasarlanmış olan şık bir sofra etrafında Şef Melih Demirel’in elle yenmek üzere hazırladığı bir menü eşliğinde keyifli bir öğle yemeği deneyimi yaşadık.
Bu özel yemek; AKM’nin ortasında bulunan ve ana salonu içine alan, bordo seramik dev kürenin yanından yükselen merdivenlerle ulaştığımız bir alanda gerçekleşti.
El'le Sofrası
Merdivenlerden yukarı çıkarken ve bulunduğumuz yükseklikte yakınında bulunduğum seramik küre tüm çarpıcılığıyla beni bir kez daha büyüledi.
Zeynep Hanım’ın yemeğin başında misafirlerini karşıladığı zarif ‘hoş geldiniz’ konuşması vesilesiyle bu dev bordo küreyi oluşturan her bir parça seramiğin Kalebodur fabrikasından çıktığını öğrenmiş oldum. Bodur konuşmasında; AKM’nin ilk binasının detaylarında da bulunan Kalebodur seramiklerinin renovasyon sonrası bu küreyle AKM’nin kalbine yerleşerek kültür ve sanatı kucaklamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Yemek, çiçeklerle renklendirilmiş, antibakteriyel bir zemine sahip olan porselen bir masa üzerinde, alışılagelen tabak, çatal, bıçak ve kaşıktan oluşan masa düzeni yerine kağıt bir servis, yağlanan ellerimizi içine daldırarak yıkamamız için hazırlanmış bir kase karbonatlı su, limon ve kağıt peçeteden oluşan bir masa düzeninde gerçekleşti.
El'le sofra düzeni ve seramik küre
Elle yeme deneyimi için bu güne özel olarak tasarlanmış menüde tattığımız lezzetler arasında; ekşi maya ekmek ve önümüzdeki kağıt servis üzerine bırakılan turunçlu çırpılmış tereyağı, bir tutam şeklinde servis edilen pazar otları salatası, elimizin üst yüzeyine yerleştirerek yediğimiz tuna tartar, kağıt servis üzerinde ellerimizle zahterli bir sosla karıştırmak suretiyle yediğimiz spagetti, kase haline getirdiğimiz avucumuz içine konulan güngörmez kaynaklı sosa batırarak yediğimiz et ve yine avucumuzun içine yerleştirilen yenilebilir toprak, vanilya dondurma, beze ve limon şekerlemesi bulunuyordu.
Yediği yemeklere, belki de içgüdüsel olarak, her fırsatta elle temas etmeyi tercih eden bir insan olarak yaşadığım deneyimden çok keyif aldım ve müthiş bir doyum hissettim.
Kendim dahil masa etrafında bulunan herkesin gözlerinde çocuksu bir mutluluk gözlemledim. Bu deneyim, çocukların anne sütünden ayrılıp, elleriyle ve tüm duyularıyla yemekleri keşfetmeye başladıkları o doğal dönemi yeniden hatırlattı bize.
Elle yeme deneyimi
Elle yemekten çatal bıçağa geçiş
Elle yemekten çatal bıçağa geçiş insan gelişiminde bir yanıyla çok da sembolik bir eylem. Bu geçiş insanın “doğal olan”dan “medenileştirilmiş olana” yönelişinin hikâyesi. Aynı zamanda bedenle bağın zayıfladığı, “dokunmadan yaşama” çağının da başlangıcıdır.
Elle yemek yemek, sadece “yemek yeme biçimi” değil; beden, zihin ve duygular arasında kurulan bir köprüdür. Yemeği bir “eylem” olmaktan çıkarıp, duyusal bir “deneyim”e dönüştürür.
Elle yemek yemenin hem sağlığımız hem de duyu ve duygularımızı harekete geçirmesi açısından pek çok faydası vardır.
Sindirim sistemini destekler: Parmak uçlarında çok sayıda sinir ucu vardır. Yemeğe dokunmak beynimize “yemek geliyor” sinyali gönderir ve tükürük, mide asidi gibi sindirim salgılarının erken devreye girmesini sağlar. Bu da sindirimi kolaylaştırır.
Yeme hızını dengeler: Çatal-kaşıkla yemeye göre daha yavaş ve bilinçli yenir. Bu yavaşlama, doygunluk sinyallerinin fark edilmesini kolaylaştırır, aşırı yemeyi önler.
Bağırsak florasını destekleyebilir: Özellikle Hindistan’da yapılan bazı araştırmalarda, temiz ellerle yemek yemenin bedendeki “iyi bakterilerle” hafif bir temas yaratarak bağışıklık sistemini güçlendirdiği öne sürülür.
Motor becerileri ve el-göz koordinasyonunu güçlendirir: Özellikle çocuklar için elle yemek yemek, motor gelişimi ve duyusal bütünlüğü destekler.
Dokunma duyusu (somatik farkındalık): Yemeğe dokunmak, sıcaklığı, dokusu, kıvamı hakkında bilgi verir. Bu temas, bedeni şimdiki ana getirir — farkındalıkla yemeyi (mindful eating) destekler.
Koku ve tat duyusunu derinleştirir: Parmaklarla yemeğe dokunmak, kokuyu ve tadı daha “yakın” hissetmemizi sağlar. Beyin, bu temasla birlikte yemeği daha bütüncül algılar.
Duygusal bağ ve huzur hissi: Ellerle yemek, özellikle geleneksel sofralarda aidiyet ve yakınlık duygusunu güçlendirir. Çocukluk, aile, doğallık gibi duygusal anı alanlarını harekete geçirir.
Şükran ve bağlantı duygusu: Yemekle doğrudan temas, yediğimiz şeyin doğadan geldiğini hissettirir. Sofraya ve yiyeceğe karşı bir saygı ve minnettarlık hissi doğurur.
Modern dünyada elle yemek yemek
Elle yemek yemek yalnızca bir “alışkanlık” değil, aynı zamanda kültürlerin doğayla, bedenle ve topluluk bilinciyle kurduğu kadim bağın bir ifadesidir.
Modern dünyada çatal-bıçak egemen hale gelmiş olsa da, bugün hâlâ milyarlarca insan günlük yaşamında elle yemek yemeye devam ediyor. Örnek verecek olursak;
Güney Asya (Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Nepal) Bu bölgede elle yemek, sadece gelenek değil aynı zamanda manevi bir ritüel sayılır. Hindu kültüründe yemek, “Tanrı’nın hediyesi” olarak görülür ve parmaklarla dokunarak yenmesi şükran ve farkındalık göstergesidir.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika (Türkiye’nin güneydoğusu, Lübnan, Suriye, Ürdün, Mısır, Fas, Tunus vb.) Bu bölgelerde tarihsel olarak ortak tabaktan paylaşarak elle yemek çok yaygındır. Misafirperverlik ve topluluk duygusunun bir parçasıdır.
Afrika Kıtası (Etiyopya, Eritre, Nijerya, Gana, Senegal vb.) Bu bölgede elle yemek, “toprakla ve atalarla bağlantıda olma” hissini taşır.
Güneydoğu Asya (Endonezya, Malezya, Filipinler, Tayland’ın bazı bölgeleri) Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu bu ülkelerde, hem dinî hem de kültürel anlamı vardır.
Elle yemek yemek, modernliğe rağmen “geride kalmış” bir davranış değil, bedenle, doğayla ve toplulukla bağ kurmanın sürdürülen en eski yollarından biri.
5. Global Gastro Ekonomi Zirvesi
TURYİD öncülüğünde Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen “5. Global Gastro Ekonomi Zirvesi” bu yıl “Kesişme Noktası” temasıyla gastronominin ekonomi, sürdürülebilirlik ve toplumsal dönüşümle kesiştiği alanları gündeme taşıdı.
Zirve bu yıl da gastronomi dünyasının önde gelen isimlerini, yatırımcılarını ve akademisyenlerini bir araya getiren, ilham dolu ve bilgilendirici oturumlara ev sahipliği yaptı.
5. Global Gastro Ekonomi Zirvesi
Atatürk Kültür Merkezi
Katılma fırsatımın olduğu oturumlar arasında “Sınırların Ötesinde: İnsanlık İçin, Gazze İçin Birlikteyiz” başlıklı panel dolayısıyla World Central Kitchen (WCK) iş birliği kapsamında yürütülen dayanışma projeleri ve insani yardıma katkı sağlayan girişimlerden haberdar oldum. Oturumda; Gazze halkına destek amacıyla gerçekleştirilen ortak çalışmalardan örnekler de paylaşılırken, gastronominin evrensel bir dayanışma dili olduğuna vurgu yapıldı.
WCK’inin bugüne kadar 500 milyondan fazla yemek hizmeti olmuş. Gazze’de ise şu anda günde 500 bin adet yemek dağıtıyorlarmış ve hedefleri bu sayıyı 1 milyona çıkarmakmış.
WCK’nin dikkat çeken sunumu hepimizi bir kez daha tüm insanlığın birliğini hatırlamaya davet etti. Dünya üzerinde açlık yaşayan ve açlığa mahkum edilmiş insanlar varken huzurla yemek yememiz çok da mümkün değil. Yediğimiz her bir tabak yemeğe karşı duymamız gereken sorumluluğu hatırlamamız gerekiyor.
“Tabağın Ötesi” başlıklı oturumda sunumunu dinlediğim Akan Abdula ise değer, mükemmellik ve mirasa vurgu yaptığı konuşmasında üreticilerin büyük emeklerle ürettiği değere ve coğrafi işaretli ürünlerin üreticileri birleştirme gücüne dikkat çekti.
Abdula; coğrafi ürünlerin kendine has halinin, ürünleri doğuştan mükemmel ve güvenilir kıldığını belirtti.
Bir diğer etkilendiğim cümle ise coğrafi işaretli ürünlerin yalnızca bir ürün olmaktan öte kültürel bir miras olması. Yani coğrafi ürün tüketen herkes bir üründen öte kültürel bir miras tüketiyor. Bu gerçeğin farkındalığında olmamız çok değerli.
Pek çok sebepten günden güne çoraklaşmaya ve verimsizliğe maruz bırakılan bereketli topraklarımızdan çıkan her ürünün çok değerli olduğuna inanıyorum.
Daha geç olmadan toprağın, havanın, güneşin, suyun, pek çok canlının binbir emeğiyle uzun ve meşakkatli bir yolculuğun sonunda tabağımıza ulaşan her bir lokmanın değerinin farkında olmamız ve her lokmamızı şükranla onurlandırmamız doğal döngünün devamlılığı için çok önemli.
Herkese, modern dünyanın hızına ve sunduğu binbir uyarana rağmen ulaştığı besinlere olabildiğince çocuk merakı ve farkındalığıyla yaklaşacağı, bedeniyle, duyularıyla bağlantıda kalacağı bir hafta dilerim.


