Onu 1980'li yılların ikinci yarısında tanıdım. Şair Ahmet Özer, onunla buluşacağını söyleyince heyecanlanmıştık arkadaşım Ali Mustafa ile birlikte. İstiklâl Caddesi'nin girişinde buluştuk. Nerede oturalım diye düşünürken "Gelin" dedi, "Sizi Sait Faik'in çok sevdiği kahvehaneye, Eftalopulos'a götüreyim." Hemen karşıyı işaret ediyordu. Caddenin girişinde, Taksim Meydanı'na bakan teraslı bir yerdi. Sıcak bir haziran günüydü, dışarıda oturduk. "Burayı çok severdi" dedi, "Meydana bakan masalarda oturur, gelen geçeni seyreder, bir tanıdık görürse çağırırdı." Öykülerini neredeyse ezberlediğimiz büyük ustanın çok yakın bir arkadaşından onu dinlemek ilginçti. O Sait Faik ki dil ve edebiyat öğrenimi görmüş bizlere asıl Türkçeyi öğreten yazardı. Bir dil kurallarda değil sokakta, okumamış ama dil duyusunu kadim bir bilgi olarak taşıyan insanlarda ışıldardı; o dili Sait Faik kaleme alıyordu. O gün söyleşimize öykü yazarı Osman Şahin de katılmıştı. Sait Faik'in yanına onun güneyden beslenen öyküleri, Naim Tirali'nin yalın, neredeyse çırılçıplak Türkçeyle duru bir su gibi akan öyküleri de eklenmiş ve akşama kadar süren bir sohbete dönüşmüştü. Ondan ilk imzalı kitabını orada, belki de Abasıyanık'ın da oturduğu masada almıştım.
Birkaç yıl sonra yaşamım yeniden Karadeniz'le keşince Naim Tirali ile on yıl boyunca her yaz kesintisiz sürecek sohbetlerimiz başladı. Ben Ordu'da yaşıyordum; o, 20 km kadar doğumuzda, Piraziz ilçesindeki dede evinde, daha doğrusu konağında geçiriyordu yaz aylarını. Haftanın en az iki günü Ordu'ya geliyordu. Ordu Sanatevi'ni (ORSEV) kurmuştuk o yıllarda, hemen her gün bir etkinlik yapıyorduk. Naim Tirali de bu ortamı seviyordu, buluşma noktamız burası oluyordu. Zaman zaman hemen yakındaki evimizde de ağırlıyorduk onu, genellikle öğle yemeklerinde. Henüz üç dört yaşlarındaki oğlum Ozan'la çok iyi anlaşıyorlardı, ne zaman buluşsak Ozan hemen onun dizine atlıyordu. Bizim için yakın tarihimizin çok yönlü politikacısı, gazetecisi ve yazarı Naim Tirali'ydi ama onun "Naim Dede"siydi. Kitaplara meraklı bir çocuktu Ozan, Naim Bey ne zaman yeni kitabı çıksa bizden önce ona imzalıyordu.
Haftanın bir günü de Piraziz'deki "Tiralizade Hasan Bey Konağı"nın tarihi ortamında buluşuyor, yemek yiyor, uzun uzun söyleşiyor, akşama doğru kasaba çarışısına çıkıp dolaşıyor ve sonra ayrılıyorduk. Sonradan gördük ki buluşmalarımızı günlüklerinde yazıyormuş. "Aşk Dediğin" adını verdiği kitabında yayımladı bunların bir bölümünü: "Ahmet Özer ve İbrahim Dizman geldiler. Oturup saatlerce söyleştik. Ahmet Özer de İbrahim Dizman da, ozanlıkları, yazarlıkları yanı sıra, öğretmenlikleriyle de edebiyatın tam içindeler. Ali Mustafa da onlar gibi, Müslim Çelik de (...) İbrahim Dizman ile üç yıl önce tanışmıştık; Osman Şahin ve Ahmet Özer'le birlikte, Sait Faik'in öyküsünü yazdığı Eftalopulos Kahvesinde oturup söyleşmiştik. Gevezeliğimin tuttuğu bir gündü. Daha çok ben konuşmuştum. Onlara dinlemek düşmüştü. Ahmet'le de İbrahim'le de aramızda en az bir kuşak fark var. Ama birlikte olduğumuz saatlerde, ortak konumuz edebiyat, bitip tükenmek bilmiyor. İç ve dış politikanın gerçekten konuşulmaya değer konuları bile, bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor."
Pirazizde, Ahmet Özer'le birlikte
Naim Tirali, edebiyatımızda deneme ve öykücülüğüyle tanınıyor genel olarak ama onun adını edebiyat kadar politika ve basın alanına da yazmak gerekiyor. 1950'lerin ikinci yarısında DP iktidarının otoriterleşmeye başladığı dönemde CHP'ye katılmış, milletkvekili adayı olmuştu. Bu dönemde, basında antidemokratik uygulamaları eleştiren yazılarıyla öne çıkmıştı. 1959'da, Başbakan Menderes'i eleştiren bir yazıyı yayımladığı gerekçesiyle, yazı işleri müdürü olduğu için hapse mahkûm olmuş, üç aydan fazla cezaevinde yatmıştı. Tirali, 1961'de de milletvekili olarak TBMM'ye girmişti. O yıllarda Vatan gazetesini satın alarak etkili bir yayın organına dönüştürmüştü.
Ancak siyasal mücadeleleri, basın alanındaki çalışmaları onu edebiyattan koparmamıştı. 1960'lara gelirken yayımlanmış iki öykü kitabı vardı zaten. Sonraki yıllarda zaman zaman edebiyat ortamından uzaklaşmışsa da 1980'lerde ve izleyen yıllarda art arda yayımladığı kitaplarla edebiyat dünyasında yer almayı sürdürdü.
1995'te, 70. yaşını Ordu Sanatevi, Kıyı dergisi ve Giresun'da kurulu GİFSAD işbirliğiyle kutlamıştık. Aydın Üstüntaş, yazarın oyunlaştırdığı öykülerini eşi Gülçin Üstüntaş'la birlikte sahneye taşımıştı. Ayrıca yaşamını konu alan bir sahne gösterisi de hazırlayıp sunmuştuk. Trabzon'da, Giresun'da, Ordu'da gerçekleştirdiğimiz bu saygı geceleri, Karadeniz bölgesi insanını edebiyatımıza taşıyan Naim Bey'e, yöremizin bir gönül borcuydu.
Naim Tirali, kitaplarını imzalarken, Piraziz
Onun öyküleriyle ilgili şöyle yazmıştım, Kıyı dergisinde: "Öykü kitapları bir arada, toplu olarak okunduğunda hemen göze çarpan özellik, bütün öykülerinde değişmeyen bir özün, insanın olduğudur. İnsanın yaşamında pek de şaşırtıcı olmayan, her zaman rastlayabildiğimiz ama gündelik yaşamın duyarsızlığında görmeden geçtiğimiz kimi olayları karşımıza çıkarıveriyor; süssüz, yalın fakat anlamlı, derin bir duyarlılıkla işliyor, şaşırtıyor okuyanı."
Naim Bey, 1990'lı yılların sonunda daha çok otobiyografik öyküler, anısal denemeler yazmaya başlamıştı. Piraziz'de ya da Ordu'da zaman zaman kimi belgeleri, pek kimselere göstermediği fotoğrafları benimle paylaşıyor; uzak geçmişine, gençlik yıllarına uzanıyor, Sait Faik'i, Oktay Akbal'ı, Fransa'daki öğrencilik günlerini duygulanarak anlatıyordu. Onun yaşamından izler taşıyan bazı öyküleri sahneye uyarlanırken, Ordu Sanatevi'ndeki provaları izliyor, arada dönüp fısıldıyordu: "Bu olay şöyle şöyle olmuştu, orada böyle değil şöyle demiştim aslında ama tabii sahneye taşıyamayız!" Sonra yüzünden hiç eksilmeyen o tatlı gülümseyişiyle göz kırpıyordu. Benimle çok özel anılarını paylaşması, yaş farkımıza rağmen aramızda derin bir bağ oluşturmuştu.
1925 yılının aralık ayında Giresun'da doğan, 2009'da kaybettiğimiz Naim Tirali, basın tarihimizde ve edebiyatımızda iz bırakan bir yazardır. Yazdıkları günümüze de ışık tutuyor.


