Antik dönemdeki isimlendirmeyle Priapos, günümüzdeki adıyla Karabiga, Çanakkale Boğazı’nın Marmara'ya açılan çıkışında küçük bir liman kasabasıdır. Halkının çoğu balıkçılıkla geçinir. Kayalıkları ve denizi, Akdeniz foklarının, deniz kablumbağalarının yuvalarının bulunduğu ender yerlerdendir. Denize açılan kuzey ucunda hâlâ bütün görkemiyle duran antik dönem surları ve her birinin birer höyük olduğunu düşündüren çok sayıda tepecik vardır. Yüzyıllar bir rüzgâra dönüşüp toprakla örterek gizlemiştir Priapos antik kentini. Strabon, burası için şöyle der: “Deniz kıyısında bir liman kentidir. Kent, adını orada kutsanan Priapos’tan almıştır. Halk, Priapos’u tanrı olarak kabul etmiştir.”
Milattan önce 650'lere uzanan bir tarihe sahip olduğu düşünülen kente adını veren Priapos, Dionysos ile Aphrodite'in oğludur mitolojide. Adını ve suretini bilmeyenler için hatırlatalım: Priapos, erkeklik organı kendinden büyük olan bereket, bağ ve bahçe tanrısıdır. Bal arılarını ve balıkçıları da o korur. Çağlar içinde üretkenliği temsil ettiği gibi, birçok söylencede kadınlara sarkıntılık eden, cinselliğini dizginleyemeyen bir niteliği de vardır. Bu nedenle Lampsakos'tan (Lâpseki) kovulmuş, bugünkü Karabiga'ya gelip yeni bir kent kurmuştur. Priapos şanssızdır aslında; bakmayın Yunanistan’dan İtalya’ya değin, Akdeniz ve Ege havzasında görünümü sayesinde turistik bir objeye dönüşse de Anadolu topraklarında ayıp bilinip unutuluşa terk edilmiştir. Belki de kadınların hışmına uğramıştır buralarda kim bilir! Oysa tarih ve hayat, unutma diye bir kavramı içermez ve bazen olağanüstü tuhaf metaforlarla kendini duyurabilir. Tıpkı antik adıyla Priapos’ta, şimdiki adıyla Karabiga’da olduğu gibi.
Yıllar önce, bir gün birileri, antik kente giden yola "Termik Santral İnşaatı” diye bir tabela çaktılar. Bu da ne ola ki, dedi yöre sakinleri. Sorup soruşturdular, yoksa balık neslinin de tükenmekte olduğu denizin kıyıcığındaki bu balıkçı kasabasının başına talih kuşu mu konuyordu? Böyle düşünüldü. Şarap üretimine vurulan darbeler nedeniyle bağlarını bozmak zorunda kalan, para etmediği için yüzlerce yıllık zeytinliklerini tarlaya çeviren, geçim için denizde parıldayan sardalyelere bel bağlayan Karabigalılar kendilerine iş olanağı çıktığını düşündüler. Tıpkı biraz ilerideki Kemer'de, antik dönemdeki adıyla Parion'da kurulan demir-çelik ve tersane tesislerinde iş bulan yöre köylüleri gibi. Kaynaklarda büyük ve zengin bir kent olarak tanımlanan Parion'u da içine alan topraklarda inşa edilen tesisler yayıldıkça köylülerin tarlalarını da almış, yüzyıllardır çiftçilikle uğraşan kendi halindeki insanlar, rahat, bahçeli evlerini bırakıp cüzdanları para dolu olduğu halde şehirde kutu gibi apartmanlara geçmişlerdi. "Hormonlu bir zenginlik" diye tanımlayabileceğimiz bir hayat başlamıştı. Yüzlerce yıl domatesin en lezzetlisini, kavunun, karpuzun en tatlısını, ayçiçeğinin en dolgununu yetiştirenler, peynirin hasını yapanlar şimdi şehirde ya kahvehanelerde okey oynayarak zaman geçirmeye başlamışlardı ya da tarikatlere, cemaatlere katılıp sahip oldukları zenginliğin ellerinden nasıl çıktığını düşünmeden, öteki dünyada başka bir zenginliği elde etmenin peşine düşmüşlerdi.
Priapos bir metafor olarak yükseliyor
Arkelojik kazı yapıldıkça görkemi ortaya çıkan Parion'un tepesinde bir heyula gibi yükselen sanayi tesisi gibi Karabiga'da da antik kentin neredeyse içinde inşa edilmeye başlanmıştı termik santral. Tesisin bacası tuhaf bir benzetme gibi yükselmeye başlamıştı kısa sürede. Onlarca kilometre öteden görülebiliyordu. Erkeklik organı nedeniyle doğdu topraklardan, Lapseki’den kovulan ve yerleştiği Karabiga’da da kadınlara rahat yüzü göstermeyen Priapos’un ruhu tarlalarda, zeytinliklerde, meyve bahçelerinde dolaşmakla yetinmemiş, gelip antik kentin üzerinde boyuyla posuyla, söylencelere konu olan görünümüyle yeniden ortaya çıkmıştı sanki. Dünyaca ünlü domatesin, kavunun, karpuzun, üzümün , nohutun ve bilumum sebze, meyvenin yetiştiği Biga Ovası'na şimdi kül yağıyor o yönden. Fideler, ağaçlar kuruyor. Foklar ve deniz kaplumbağaları dağılan yuvalarından uzaktalar. Uzmanların yıllar önce dile getirdikleri endişeler ve çiftçilerin korktuğu ne yazık ki gerçek oldu. Priapos ise lanetlenmenin ve unutuluşa terk edilmenin intikamını antik kent üzerinde yükselen yeni görünümüyle ve çevreye verimsizlik taşıyarak alıyor yöre insanından.


