Merakla beklenen NATO Zirvesi,11-12 Temmuz tarihlerinde, Rusya sınırlarına 300 km uzaklıktaki Vilnius’ta, Almanya’dan getirilen Patriot füze savunma bataryalarının gölgesinde yapıldı. Zirvede ele alınacak konuları, iki hafta önce, bu köşede yayınlanan “Vilnius’taki NATO Zirvesinde Türkiye’yi neler bekliyor?” başlıklı yazımda dile getirmiştim.
Zirvede müttefikler arasında yeni bir gerginliğe yol açma potansiyeli bulunan sorunlardan biri, toplantılar başlamadan çözüldü. Halihazırdaki Genel Sekreter Jens Stoltenberg’in görev süresi bir yıl daha uzatıldı. NATO 75.yılına, 10 yıldır bu görevi yürüten Stoltenberg’in liderliğinde girecek.
Neden Stoltenberg?
Bu yazıya neden genel sekreter seçimiyle başladım? Medyamız İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin haberlere odaklanmış olsa da bence Türkiye’nin Vilnius’taki en önemli kazançlarından biri, geçmişte yaşanan Rasmussen benzeri bir krize neden olmadan- ki böyle bir tehlike vardı, Avrupa’da yeni güvenlik mimarisinin şekillenmekte olduğu önümüzdeki yeni döneme NATO’nun başında güvenebileceği bir genel sekreterle girecek olması. Stoltenberg sadece son bir yılda değil, görev süresi boyunca hiçbir zaman Türkiye’ye yalnız kaldığını hissettirmedi, üstüne gitmedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son yemin törenine katılan Batılı tek lider Stoltenberg’di. İsveç krizini de hiçbir tarafı incitmeden büyük bir maharetle yönetti.10 Temmuzda Vilnius’ta gerçekleşen üçlü toplantıda, masanın başına oturmak veya yuvarlak masa kullanmak gibi seçenekler varken, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’u karşısına alarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında yer alması gözlerden kaçan bir diplomatik zarafet örneğiydi. Hele de bir Norveçli için, İsveçliyi karşısına alarak Türk’ün yanında masaya oturmak kolay bir tercih olmamalı.
İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Vilnius’ta yaşananlar adeta Madrid’in bire bir kopyası niteliğinde. Vilnius’ta Genel Sekreter'in başkanlık ettiği toplantıdan sonra yayınlanan basın açıklaması, Madrid’de imzalanan üçlü mutabakatın ötesine geçen yeni bir unsur içermiyor. Madrid’de kullanılan yapıcı belirsizlikler basın açıklamasında da yinelenmiş. İsveç’in desteklememe taahhüdünde bulunduğu YPG/PYD için terör örgütü terimi kullanılmamış. FETÖ’ya atıf yapılırken yine “Türkiye’de FETÖ diye tanımlanan örgüt” ifadesi tekrarlanmış.
İsveç’in Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemeyi vaat etmiş olmasının fazla bir kıymeti harbiyesi yok. İsveç bir Almanya değil, sadece AB’nin 27 üyesinden biri.
Basın açıklamasının 4.maddesinde Genel Sekreter tarafından atanacağı duyurulan terörizm ile mücadele koordinatöründen de büyük bir beklenti içerisine girmemek lazım. Esasen Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası kuruluşlarda özel temsilci, yüksek temsilci veya koordinatör adı altında, bu tür yapılar sıkça kullanılır. Ancak hiçbiri icracı makam değildir. Gözlemlerini topladıkları bilgiler çerçevesinde rapor etmekle yetinirler. Amaçları, kamuoyunda farkındalık yaratmaktır. NATO içerisinde ihdas edilecek bu yeni kadronun görev yönergesi hazırlanırken bazı ülkelerce sulandırılmak istenmesi ve çetin müzakerelere sahne olması beklenmelidir.
Madrid ve Vilnius arasındaki bir diğer benzerlik, her iki uzlaşının da zeminin önceden Brüksel’de pişirilmiş olması. Hatta uluslararası kamuoyunda ön bilgi olarak duyurulması da aynı televizyon kanalı CNN International aracılığıyla oldu. Madrid’deki uzlaşının sinyallerini o tarihte cumhurbaşkanlığı sözcülüğü görevini yürüten İbrahim Kalın, Zirveden 3-4 gün önce CNN’deki mülakatında vermişti. Bu kere aynı mesajı pazar akşamı yine CNN’den Fareed Zakaria’nın ABD Başkanı Biden ile yaptığı röportajda Biden’ın ağzından duyduk. Biden tereddüde mahal bırakmayacak bir şekilde gelmekte olan uzlaşının unsurlarını açıkladı. Gerek Madrid’de, Finlandiya ve İsveç’le yapılan üçlü, gerek Vilnius’taki ikili görüşmelerden önce Biden’dan, Erdoğan’a telefonlar geldi. Arkasından da Biden-Erdoğan ikili görüşmeleri gerçekleşti.
İsveç’e gerçekten yeşil ışık yandı mı?
Uluslararası ve ulusal basın ve yayın organları, söz birliği etmişçesine İsveç’in NATO’ya üyelik başvurusuna ilişkin gelişmeleri, ”Türkiye İsveç’e yeşil ışık yaktı” manşetleriyle verdi. Yeşil ışık yakmak diplomasi sözlüğüne trafik lambalarındaki yeşilin geç anlamına gelmesinden girmiş olmalı. Oysa yeşil bir ışıktan geçmek nihai varış yerine ulaşmak anlamına gelmiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Vilnius’a hareketinden önce havaalanında yaptığı basın toplantısındaki ,”Önce gelin, Türkiye’nin Avrupa Birliği'nde önünü açın, ondan sonra biz de Finlandiya ile nasıl önünü açtıysak, İsveç’in de önünü açalım” sözleri aslında İsveç ile müzakerelerin sonuna gelindiğinin açık bir itirafı. Türkiye, İsveç’ten daha fazla bir şeyler koparamayacağını gördü. Ama iş orada bitmedi. Sadece müzakerelerin zemini değişti.
Erdoğan’ın, Avrupa Birliği'ne yaptığı çağrı, Türkiye’nin Batı ittifakı içerisinde kalmak istediğini göstermesi açısından önemli. Ama gerçekçi görünmüyor. Kastettiğim müzakerelerin yapılacağı yeni zemin ise, AB’den ziyade ABD. Pazarlıkların konusu da F-16’lar, belki de F-35’ler. Gerçi 1 Mart tezkeresi haricinde, AK Parti döneminde hükümetin isteyip de TBMM’den geçiremediği bir kanun tasarısı hatırlamıyorum. Yine de F-16’ların Kongre'de beklenmedik bir kazaya uğraması halinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliğini onaylamayacağını söylemek mümkün .Bu nedenle her iki parlamento süreçleri de paralel yürüyecektir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın U dönüşleri
İster ilkesizlik ister pragmatizm deyin, Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekli gördüğü hallerde U dönüşleri çok kolay yapabiliyor. Ekonomide de, iç politikada da, dış politikada da hep böyle. "İçerde kamuoyu ne der?" gibi bir endişesi yok. Vilnius’ta bu tür U dönüşlerin örneklerini sadece İsveç’in NATO yolculuğunda değil, Ukrayna-Rusya savaşında, Türkiye-AB ilişkilerinde, Yunanistan Başbakanı Mitsotakis ile yapılan görüşmede de gördük.
Türk dış politikası, Rus basınında iddia edildiği gibi, Vilnius’ta eksen değiştirmedi, olması gereken ana eksenine oturdu. Sürdürülebildiği takdirde, asıl sevindirici olan da bu.
|
Hasan Göğüş kimdir? Hasan Göğüş'ün ayrıca 42 yıllık meslek anılarını derlediği, Doğan Kitap'tan yayımlanmış "Zor Başkentlerde Diplomasi" ve köşe yazılarını topladığı İdeal Kitap'tan yayımlanmış "Diplomasi Yazıları" isimli iki kitabı bulunmaktadır. |


