Koltuk, sırtı ve kolları dayayacak yerleri olan, geniş ve rahat bir sandalyedir. Ama bazıları için fazla rahat olmalı ki, bir oturan bir daha kalkmak istemez.
Benim aklımın yettiği en komik koltuk hikâyesi, rahmetli Necmettin Erbakan Hoca’ya ilişkindir. Erbakan, siyasete atılıp parti kurmadan önce yürütmekte olduğu Odalar Birliği Başkanlığı görevinden Başbakan Süleyman Demirel tarafından alınır. Koltuğunu terk etmek istemeyen Erbakan, kendisini odaya kilitleyince, Demirel’in kafası atar, “Atın bu adamı oradan” diye talimat verir. Bir rivayete göre, Odalar Birliği Odası Binası’nın önüne bir vinç getirilir, odanının penceresinin camı kesilerek Erbakan vinçle koltuğundan indirilir. Bir başka anlatıma göre de çilingirle kapı kilidi açılıp polis zoruyla yaka paça odasından çıkarılır.
Alçak koltuk krizi
Diplomaside oturulan koltuk, protokol kurallarının ötesinde ayrı bir anlam taşır. Yakın geçmişte bir meslektaşımın başına gelen “alçak koltuk” krizini hatırlarsınız. Ocak 2010 tarihinde İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı, bakanlığa çağırdığı Tel Aviv Büyükelçimizle Knesset’teki odasında yaptığı görüşmede Büyükelçimizi alçak bir koltuğa oturtmuş, sonra da daha alçak bir davranışla görüşmenin fotoğraflarını basına servis ettirmişti. Tel Aviv Büyükelçimiz benden hemen önce Atina’da görev yaptığından, görüşmenin fotoğrafları ertesi gün yunan basınında da çarşaf çarşaf yayımlandı.
Tesadüfe bakın ki o akşam benim de Atina’da Başbakan Yardımcısı Pangalos ile görüşmem vardı. O da Tel Aviv’deki Bakan Yardımcısı gibi beni gecenin ileri bir saatinde Parlamento’daki çalışma odasında kabul etti. Toprağı bol olsun, Pangalos malum, terörist başı Öcalan’ın Suriye’yi terk etmesinden sonra yaşanan süreçte Türkiye aleyhindeki faaliyetleriyle öne çıkmıştı. Her şeye rağmen çok da zeki bir insan olduğunu duymuştum. Pangalos beni ayakta karşıladıktan sonra “Buyurun oturun” dedi. Odada çeşitli boyutlarda 5-6 koltuk ve sandalye vardı. Kafamda “Bu adam bana da aynı numarayı mı çekecek?” sorusu olduğundan biraz tereddüt ettikten sonra, “Önce siz buyurun” dedim. Kendisinin şişmanlıktan kolay kolay bir koltuğu sığacak hali kalmamıştı. Şahsına özel yapıldığını tahmin ettiğim masasının arkasındaki geniş koltuğuna geçti. Ben de gözüme kestirdiğim odadaki en yüksek koltuğa oturdum. Sıcak bir görüşme oldu. Pangalos uzun uzun Türk ve Yunan halklarının dostluğundan söz etti. Aramızdaki sorunları Amerika’nın çıkardığını ileri sürdü.
Ankara’daki “sofagate” krizi
Hatırladığım bir diğer koltuk krizi, Avrupa Komisyonu Başkanı Van der Leyen ile bir önceki AB Konsey Başkanı Charles Michelle’in Nisan 2021 tarihindeki Ankara ziyaretinde yaşandı. Diplomasi tarihine “sofagate” olarak geçen bu kriz, adı geçenlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi için Külliye’de alındıkları salonda sadece iki sandalye hazırlanmış olmasından kaynaklandı. Zavallı Van der Leyen, kendisine oturacak yer bulamayınca salondaki üçlü kanepenin bir köşesine ilişmek zorunda kaldı. Van der Leyen, görüşmeden sonra meslektaşı Charles Michelle gibi bir koltuğa oturamamış olmasını kadınlığını da kullanarak mesele yaptı. Allah’tan sorun daha ziyade AB içerisindeki rekabetle sınırlı kaldı, Türkiye’ye pek yansımadı.
En büyük koltuk krizi Oval Ofis’te
Her ne kadar kriz olarak nitelendirilmeyip geçiştirilmiş olsa da bence son zamanların en vahim koltuk krizine, Trump’ın 18 Ağustos’ta, Vaşington’da, Oval Ofis’te AB liderleriyle yaptığı görüşmede şahit olduk. Belki de buna “koltuk krizi” değil de “koltuk rezaleti” demek daha doğru olur. Başkan Trump çalışma masasının arkasındaki koltuğunda yayılarak NATO Genel Sekreteri’nden tutun Fransa’nın cingöz Başkanı Macron’a, Almanya’nın çiçeği burnunda Şansölye’si Merz’e, Protokol düşkünü İngiltere Başbakanı Starmer’a varıncaya kadar Avrupa’nın anlı şanlı liderlerini koltuk bile sayılamayacak kolluklu sandalyelere oturtup dünya aleme seyrettirdi.
AB liderleri Oval Ofis'te (18 Ağustos)
Protokolde oturduğun koltuk kadar, koltuğun konulduğu yer de önemlidir. AB liderleri Vaşington rezaletinden ders almamış olmalılar ki aradan bir ay geçmeden bu kere Trump’ın bir işaretiyle koşa koşa Sharm Al Sheikh’e giderek Mısır’ın diktatör Devlet Başkanı Sisi’nin, eline Kaşıkçı’nın kanı bulaşmış Saudi Prensi Muhammed Bin Salah’ın arkalarındaki koltuklarda konu mankeni gibi oturmayı içlerine sindirebildiler. Kimse emrivaki falan yapıldığını zannetmesin. Bu tür üst düzey ziyaretlerde protokol ve güvenlik görevlilerinden oluşan ön heyetler ziyaretin tüm ayrıntılarını yerinde uygulamalı olarak incelerler.
Trump’ı gözünüzde o kadar da büyütmeyin. Son Japonya ziyaretinde, İmparator Naruhito karşısında oturduğu koltuğa, odanın sadeliğine bir bakın. Demek ki istenildiği takdirde pekâlâ gayet mütevazi bir koltuğa da oturulabiliyormuş.
AB liderlerinin topu bir Japon lideri kadar olamamışlar.
ABD Başkanı Donald Trump ve Japonya İmparatoru Naruhito

