İran’da molla rejiminin iş başına geldiği 1979 yılından bu yana ABD ile İran arasındaki en yüksek düzeyli yüz yüze temas niteliği taşıyan İslamabad’daki görüşmelerden bir netice çıkmadı. Esasen tarafların bu kadar geniş görüş ayrılıklarıyla oturdukları masadan bir toplantıda anlaşmayla ayrılmaları büyük bir sürpriz olurdu. ABD’nin 15, İran’ın 10 maddelik barış planlarında örtüşen tek bir madde yok.
Trump anlaşma olmasa da savaştan “Biz galip çıktık” diyor. Televizyonlarımızın çok bilmiş yorumcularına ve sosyal medyaya göre 7 Nisan’daki ateşkese kadar 40 gün süren savaşın galibi İran. Tarafların kayıplarına bakılacak olursa, 3 bine yakın İnsanını şehit vermiş, 30 bin civarında vatandaşının yaralandığı, donanmasının ve hava savunma yeteneklerinin önemli bir bölümünü yitirmiş, alt yapısı ve sanayii tesisleri büyük ölçüde tahrip edilmiş bir İran’ın savaşın galibi olup olmadığı çok tartışılır. Ama iletişim ve halkla ilişkiler alanındaki rekabette, İran’ın bir adım önde olduğunu söylemek mümkün. Her savaşın yürekleri parçalayan simge bir fotoğrafı vardır. Suriye savaşı sona erdi. Ancak 2015 yılında Suriye’deki savaştan kaçarken Bodrum’da batan bottan sağ çıkamayıp cesedi sahile vuran üç yaşındaki Aylan bebeğin fotoğrafı hâlâ gözlerimizin önünden gitmiyor. “Destansı Öfke” harekatının ilk günlerinde ABD’nin hava saldırılarında hayatlarını kaybeden çocukların okul çantaları da bu savaşın simgesi haline geldi. İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Galibafın, İslamabad’a İran heyetini taşıyan uçakta boş koltuklara yerleştirilen okul çantaları önündeki fotoğrafının dünya kamuoyunu etkilemekte, İran’ı taş devrine göndermekten bahseden Trump’ın kendi sosyal medyasındaki paylaşımlardan çok daha etkili olduğu kesin.
En kârlısı Pakistan
İslamabad’da 21 saati bulan ilk tur görüşmelerinden kazançlı çıkan ise ne ABD ne İran, fakat Pakistan. Düne kadar uluslararası camiada kaybeden ülke (failed state) olarak değerlendirilen Pakistan, savaşı sona erdirme çabalarında oynadığı öncü rolle bir anda dünyanın gözdesi haline geldi. 7 Nisan’daki ateş kesin sağlanmasında Pakistanlı diplomatların payı büyük. Her ne kadar Pakistan’ın sık sık yaşadığı askeri darbeler nedeniyle, demokrasi ve insan hakları alanlarında pek parlak bir sicili bulunmasa da özellikle çok taraflı diplomaside iyi yetişmiş deneyimli diplomatlara sahip. İngilizler, bağımsızlıklarını kazandıklarında gerek Pakistan’a, gerek Hindistan’a köklü bir diplomasi geleneği mirası bırakmış. Her hâl ve kârda Pakistan, arabuluculuk için bu işe soyunan Umman’dan da Katar’dan da daha iyi bir seçenek. Arabulucuların görevlerini ifa ederken iki tarafı da tatmin edecek “yapıcı muğlaklık” içeren yazım önerileriyle ortaya çıkmaları önem taşır. ABD heyeti 300, İran heyeti 70 kişilik heyetlerle İslamabad’a gelmişler. Eminim içlerinde diplomaside uzlaşı sağlayabilecek kağıtları kaleme alabilecek diplomat yok denecek kadar azdır. Bu açıdan geçen hafta sonu Pakistanlı diplomatlara büyük görev düşmüştür.
Trump’ın tehditleri kabak tadı vermeye başladı
Uluslararası hukukta sadece güç kullanmak değil, güç kullanma tehdidinde bulunmak bile yasaktır. BM Antlaşması’nın ikinci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, üye devletler uluslararası ilişkilerinde herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç tehdidinde bulunmaktan kaçınmak yükümlülüğünü üstlenmiştir. Helsinki Nihai Senedi’ndeki 10 ilkeden biri de güç kullanmak ve güç kullanmak tehdidinden kaçınılmasına ilişkindir. Oysa Trump 02’de güç kullanma tehdidi, Amerikan dış politikasında vakayı adiye haline geldi. Trump İslamabad’daki görüşmelerin kesintiye uğramasından sonra bu kere torbasından “abluka” tavşanını çıkardı. Trump’ın birbiri ardına dile getirdiği tehditler sadece inandırıcılığını yitirmesiyle kalmıyor, kabak tadı veriyor.
Bundan sonra ne olur?
Bu vakitten sonra ateşkese tam olarak uyulmasa da ne ABD ne de İran masayı deviren taraf olmak isteyecektir. Müzakereler şu veya bu şekilde devam eder. Ama tarafları zor bir süreç bekliyor. Müzakerelerin sonuçları ne olursa olsun, gerek Tahran’da gerek Vaşington’da tartışmalara yol açacaktır. İran Heyeti Başkanı Galibaf’ın işi Amerikan karşıtı J.D Vance’e göre daha zor. Pragmatik bir sertlik yanlısı olarak tanınan Galibaf asker kökenli. İslam Devrimi’nin ilk yıllarında Devrim Muhafızları ordusuna katılmış. 2005-2017 yılları arasında başarılı bir Tahran belediye başkanlığı var. Galibaf’ın ABD’nin katledilecek İranlı yöneticiler listesinde yer almadığı anlaşılıyor. ABD’nin tercih ettiği muhatap görüntüsü taşımak İran’da makbul bir etiket değil. İran halkının Galibaf’tan beklentisi İran’ın sahada gösterdiği direnci uzun dönemli stratejik kazanımlara çevirebilmesi. Başarısız olduğu takdirde kısa sürede siyasi hayatı sona erer.
Bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.


