İran'da renkli devrim olur mu?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İran'da renkli devrim olur mu?

Acaba protesto gösterileri İran’da rejim değişikliğine yol açar mı? Henüz böyle bir ihtimal gözükmüyor. İranlı yöneticiler yine kolayına kaçarak protestoların arkasında gördükleri dış güçleri, tahmin edeceğiniz üzere, ”büyük şeytan” Amerika ile “küçük şeytan” İsrail’i suçluyorlar...

Türkiye’nin kara sınırına sahip olduğu yedi ülkeden biri de İran.1639 yılında Kasr-i Şirin Anlaşmasıyla çizilen Türk-İran sınırı, yaklaşık dört asırdır değişikliğe uğramamış. Zaman zaman terör örgütlerinden kaynaklanan ufak çaplı çatışmalar haricinde kayda değer bir savaşa sahne olmamış.

İran coğrafi açıdan Orta Doğu’da yer almasa da, Orta Doğu’nun en ağırlıklı ülkelerinden. Irak’tan tutun Suriye’ye, Lübnan’dan Yemen’e hemen hemen Orta Doğu’da hangi soruna el atsanız, altından İran’ın parmağı çıkıyor. İran’ın, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden en önemli farkı, köklü bir devlet geleneğine sahip olması. Her ne kadar 79 devrimi devlet aparatını tamamıyla alt üst etmiş olsa da, kısa sürede yeni kadrolar yetiştirmeyi başardı.

Başörtüsü kurbanı Mahza Amini

13 Eylül’de Mahza Amini isimli 22 yaşındaki bir genç kızın İslami usullere göre giyinmediği için ahlak polisince önce gözaltına alınması ve daha sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmesi üzerine ülke genelinde başlayan sokak gösterileri bir türlü dinmek bilmiyor. Okulların açılmasıyla birlikte gösteriler lise koridorlarına, okul önlerine kadar yayıldı.

İrşad devriyeleri

Önceden bir tek Devrim Muhafızları'nı bilirdik, şimdi bu vesileyle bir de ahlak polisinin varlığından haberdar olduk. Ahlak polisi, nam-ı diğer “irşad devriyeleri” 2005 yılında kurulmuş. Sorgusuz sualsiz rejime bağlılığıyla bilinen erkek ve kadın militanlar arasından seçilip 2-3 kişilik gruplar halinde araçlarla devriye geziyorlar. Amaçları İslami usullere göre giyinildiğini ve yaşandığını denetlemek.

İranlılar tıpkı Fransızlar gibi sokak gösterilerini seven bir toplum. Şah yönetimi de 1979 yılında uzun süren sokak gösterileriyle devrilmişti. 79 devriminden bu yana hemen hemen her on yılda bir halk sokaklara dökülüyor. Bu kez gösterileri farklı kılan kadınların fitili ateşleyerek başı çekmeleri. Tabiatıyla, artan hayat pahalılığı, uzun yıllar ambargolar altında yaşamış olmanın getirdiği sıkıntılar, etnik farklılıklar ve Ruhani’den sonra iktidara gelen Reisi’nin daha baskıcı politikalara yönelmesi protestolar için mümbit bir ortam yaratıyor.

Ülke genelinde 180 ayrı yerde gerçekleştirilen gösterilerde ölenlerin sayısı resmi rakamlara göre 50 civarında. Ancak sivil toplum kuruluşları bu sayının 100’ün üzerinde olduğunu iddia ediyorlar. Günümüzde artık internete ulaşımı kesmek haber alma özgürlüğüne engel teşkil etmiyor. İran’daki protestolarda güvenlik güçlerince kadınlara karşı uygulanan orantısız güç kullanımı ve şiddet, Dünyanın her yerinde sosyal medyada dolaşıyor. İslam Devrimi'nin üzerinden geçen 43 yıla rağmen , kadınların kendilerine dayatılan yaşam tarzını içlerine sindiremedikleri her hallerinden belli. İranlı kadınların uçağı bindiklerinde pilotların İran hava sahasından çıkıldığını anons ettiklerinde başörtülerini ve çarşaflarını üzerlerinden atmalarının hikayelerini çok sık duyuyoruz. İran Kültür Bakanlığı'nca yapılan, ancak açıklanmasına izin verilmeyen bir araştırmada, kadınların yüzde altmışının İslami usullere göre örtünmediğinin, yüzde doksanının da kapanmak istemediğinin ortaya çıktığı söyleniyor. Bir meslektaşım, geçen hafta köşesinde İran’daki gelişmelere ilişkin kaleme aldığı yazısında Bakara suresinin 256.ayetinde, ”Dinde zorlama yoktur” denildiğini hatırlatıyor. İslam dinini istismar ederek insanları zorla bir takım kalıplara sokmaya çalışanlara en güzel cevabı galiba İranlı kadınlar veriyor.

1979 devriminden önce İran halkı meydanlarda

Protesto gösterileri nasıl sonuçlanır?

Acaba protesto gösterileri İran’da rejim değişikliğine yol açar mı? Henüz böyle bir ihtimal gözükmüyor. İranlı yöneticiler yine kolayına kaçarak protestoların arkasında gördükleri dış güçleri, tahmin edeceğiniz üzere, ”büyük şeytan” Amerika ile “küçük şeytan” İsrail’i suçluyorlar.

Sınır komşularımız, İran, Irak ve Suriye’de önemli gelişmeler yaşanıyor, ama medyamızın Yunanistan hariç dış politikayla ilgilendiği yok.

İran’daki kadınlar başörtüsü zorunluluğundan kurtulmanın mücadelesini verirken, Türkiye’deki siyasi partiler "başörtüsünü yasayla mı, anayasayla mı güvence altına alalım" kavgasını veriyorlar. Ne yazık ki bu tartışmaların başlaması da, Cumhuriyet'in en önemli kazanımlarından birisi olan medeni kanunun yürürlüğe girdiği 4 Ekim tarihine rastladı.

Hasan Göğüş kimdir?

Hasan Göğüş, 1953 yılında Gaziantep'te doğdu. 1976'da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu.

Diplomatik kariyerine 28 Nisan 1977'de başladı. Yurtdışında sırasıyla Yeni Delhi Büyükelçiliği'nde ikinci kâtip, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği'nde başkâtip, Londra Büyükelçiliği'nde müsteşar, AGİT'te Daimi Temsilci Yardımcısı olarak çalıştı.

Dışişleri Bakanlığı merkezde; Müşterek Güvenlik İşleri, Savunma Anlaşmaları ve Uygulama dairelerinde ikinci kâtiplik, müsteşar özel kalem müdürlüğü, Bağımsız Devletler Topluluğu Genel Müdürlüğü'nde Orta Asya Daire Başkanlığı, AGİT Silahların Kontrolü ve Silahsızlanma Genel Müdür Yardımcılığı, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlüğü ve Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkilerden sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Merkezdeki son görevi sırasında Türkiye-Hollanda ilişkilerine katkılarından dolayı Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından "Oranje- Nassau" nişanı ile ödüllendirildi.

Büyükelçi olarak Türkiye'yi sırasıyla Yeni Delhi, Atina, Viyana ve Lizbon'da temsil etti. 23 Ekim 2018'de Dışişleri Bakanlığı'ndan emekliye ayrılan Hasan Göğüş, Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü Danışma Kurulu ve Okan Üniversitesi Müteve

İlgili İçerikler