"Dünyayı yoktan var eden bu Tanrı'yı
yaratan bir başka Tanrı olsaydı, insanları
böyle yarattığı için onu kendi cehenneminde
yakardı."
Ahmet Altan'ın yeni çıkan romanı
bu cümleyle başlıyor.
O Yıl isimli roman 1915 yılında geçiyor (*).
İçim acıyarak, hüzünlenerek
bir solukta okudum.
Bu toprakların tarihinde yaşanan
"kötü zamanlar" bir film şeridi gibi
gözlerimin önünden geçti gitti.
Tarihimizde yaşanan acıları bir daha hissettim
O Yıl'ın sayfalarında...
"Neden bahsediyorsunuz?" demişti.
"Ermeni tehcirinden..."
"O ne?"
"Ermenileri sürüyorlar."
"Niye?"
"Ermeni oldukları için."
Nizam, kendisiyle alay ettiklerini düşünüp,
"Ciddiyetle soruyorum," demişti.
"Ciddiyetle cevap veriyorum," dedi Dilara
Hanım, "Ermenileri Ermeni oldukları için sürüyorlar."
"Nereye sürüyorlar?"
"Suriye'nin çöllerine."
Sefalet içindeki kadınlarla çocuklar vardı
fotoğraflarda, kemik yığınlarına dönmüş
vücutlarını iki büklüm taşımaya çalışan,
ölümle seyrelmiş kalabalıklar, yol kenarına
bırakılmış kadın ve çocuk cesetleri
görülüyordu, onları gömmek için bile
uğraşacak takatleri kalmadığı anlaşılıyordu,
ölenleri yol kenarlarına bırakarak
yürüyorlardı.
Ölü kadınların yüzlerini görmeye
çalışıyordu, açlıktan ve susuzluktan
kararmış ölü yüzler arasında Efronya'ya
rastlama ihtimali onu dehşete düşürüyordu.
Sanki bütün geleceği ve mutluluğu, çok az
tanıdığı bu kadının yaşamasına bağlıydı.
Kaybolan bu kadının gölgesi onun hayatına
düşüyor, Ragıp Bey'le birlikte olma
ihtimalini ortadan kaldırıyordu, bu gölgeden
ancak bu kadını bularak kurtulabilecekti.
Bir yandan kimsenin konuşmadığı,
varlığından söz etmediği bir zulmün şahidi
oluyor, yaşadığı ülkede, yaşadığı böyle
korkunç bir vicdansızlığın bu kadar sessizce,
bu kadar tabii karşılanmasına hayret
ediyordu. Yaşadığı hayatla fotoğraflarda
gördükleri arasında öyle büyük bir fark
vardı ki hangisinin gerçekliğinden şüphe
etmesi gerektiğini bazen şaşırıyordu.
Ahmet Altan'ın O Yılı çok iyi bir roman.
İyi pazarlar!
* O Yıl, Ahmet Altan, Everest Yayınları, Kasım 2025.


