Trump Ukrayna’da barış meleği mi?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Trump Ukrayna’da barış meleği mi?

Trump Ukrayna savaşını bitiren lider olarak tarihe geçmek istiyor. Bu uğurda bir kısım Ukrayna toprağının feda edilmesi onun için ayrıntı. Nasıl olmasın ki? Sonuçta Trump ciddi ciddi Grönland’ı, Kanada’yı, Panama’yı ABD’ye katmaktan söz eden bir lider. Bir kısım Ukrayna toprağının Rusya’ya verilmesi ve Ukrayna’nın silahsızlandırılıp nötral statü kazandırılması onu çok da rahatsız etmez

Trump Ukrayna’da barış meleği mi?
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin

Putin uzun bir aradan sonra ilk kez ABD toprağına ayak basacak

Siz bu yazıyı okuduğunuzda dünyanın gözleri bugün Alaska’nın Anchorage kentinde gerçekleşecek Trump-Putin görüşmesine çevrilmiş olacak. Putin uzun zamandır ABD topraklarına ayak basmamıştı. Sebep Rusya’nın Kırım’ı işgaliydi. On yılı aşkın bir süre sonra ilk kez gerçekleşecek bu buluşma medyanın hayli ilgisini çekecektir.

Putin en son 2021 yılında Biden’la Cenevre’de buluşmuştu. Oradan, Afganistan’dan kaçar gibi çekilen güvensiz ve zayıf bir ABD algısı alınca, 2022’de Ukrayna’ya saldırmak için kendinde gerekli cesareti bulmuştu.

Trump’la ise, onun ilk döneminde ABD dışında altı kez buluşmuş, en son 2018’de Helsinki’de bir araya geldiklerinde, Rusya’nın ABD seçimlerine burnunu sokmak gibi bir komplonun içinde olmayacağını beyan edince, Trump’ı ziyadesiyle memnun etmişti.

Trump Putin’i sever, Zelensky’den ise hiç hazzetmez

Trump öteden beri Putin’i sever. Bu konudaki rivayetler muhtelif. Trump’ın başkan seçilmeden önce, esas mesleği olan emlak işi yaparken, geçmişte çok kez Moskova’yı ziyaret ettiği biliniyor. Acaba oralarda Rus istihbarat örgütlerinin radarına takılan birtakım skandallara mı karıştı? Bunun spekülasyonu ara ara yapılır. Trump’ın Rusya’da böyle birtakım skandalları varsa, eski istihbarat şefi Putin’in bundan alabildiğince yararlanmış olabileceği kuşkusuz. Epstein dosyalarından dolayı ima yollu (zamparalık değil, pedofili) başı ağrıyan Trump’ın bir de Moskova’da benzer iddialarla karşı karşıya kalması herhalde onun için çok yıkıcı olur.

Trump, Ukrayna lideri Zelensky’den ise hiç hazzetmez. Daha Rusya saldırısı gerçekleşmeden çok önce Zelensky ile arası açılmıştır. Sebebi Biden’la seçim mücadelesi içindeyken, Biden’ın oğlu Hunter’ın Ukrayna’da enerji piyasasında birtakım kirli işler çevirdiğini belgelemek için Zelensky’den istediği desteği alamamasıdır. Trump bundan dolayı Zelensky’i hiçbir zaman affetmemiştir. Biden, görevden ayrılmadan önce oğlu Biden’ın vergi kaçırmak dahil, Ukrayna’daki karanlık işlerini kapsayan on yıllık faaliyetlerine ilişkin af çıkararak ağır cezalar yemekten kurtardı. Görüleceği gibi Amerikada her tencerenin dibi diğerinden daha kara. Kişisel meseleler ise ülke meselelerinin önüne geçebiliyor. (Şaşırdık mı?)

Yoksa mesele Amerika’nın ali çıkarlarına mı dayanıyor?

Ama, zayıf bir ihtimal olmakla beraber, Trump’ın Putin sevgisi Amerika’nın yüksek çıkarlarını gözetmesinden dolayı da olabilir. Amerika’nın son on yıldaki çıkarları ülkenin tüm dikkat ve enerjisini Çin’in üzerinde yoğunlaştırmasını gerektiriyor. Bu aslında Obama’dan beri kabul edilen ama bir türlü hakkıyla uygulanamayan bir doktrin. Çin yükseldikçe mevcut güçler dengesi 1970’lerin başındaki şartlara benzemeye başladı. İki antagonistin (ABD ve Çin) ortasında yer alan tali oyuncunun (Rusya) diğerine destek olmasını engellemek devletlerarası bilek güreşinde önem kazanmış bulunuyor. 1970’lerin başında Kissinger-Nixon ikilisi sosyalist blok içinde SSCB-ÇHC çatlağını kaşıyarak, Çin’i tam olarak ABD’nin yanına çekemeseler dahi, SSCB’nin karşısında kullanmayı başarmışlardı. Oysa Biden zamanında tam tersi oldu, Ukrayna savaşından dolayı Çin-Rusya dostluğu iyice perçinlendi.

Mevcut güçler dengesinde Trump Putin’e müzahir (destekleyen) bir tutum takınarak bir taşla iki, hatta daha fazla kuş vurma sevdasına kapılmış olabilir. Bu kuşlardan bir tanesi Çin-Rusya mihverini gereksiz kılarak Çin’i yalnızlaştırmaya çalışmaksa, diğeri ABD’nin sırtından geçinen Avrupalıları Rusya korkusuyla terbiye etmektir.  Bu yüzden Pentagon ve State Department’i karşısına alma pahasına Amerikan kurulu düzeninin yerleşik reflekslerini yok sayan Trump’ın tavrı hiç de tuhaf karşılanmamalı. 

Trump’ın ikinci kuşu vurduğu kesin ama, birinci kuş öyle kolay etkilenecek gibi durmuyor. Üçüncü-dördüncü-beşinci kuşlar ise daha ziyade Suriye, Kafkasya ve İran’la ilgili. Her üç cephede de ABD’nin tavrı nedeniyle Rusya’nın çıkarları örselendi. Trump bu yüzden Ukrayna’da Rusya’ya müzahir davranarak Putin’in ağzına bir parmak bal çalmak istemiş olabilir. Sonuçta zaten büyük bölümü Rus güçlerinin işgali altında bulunan Ukrayna’nın doğu topraklarının Rusya’ya terk edilerek ateşkes ilan edilmesi Trump’ın al-vere dayalı müzakere anlayışına uygun gelmiş olabilir.

Ama bu mantık Ukrayna’da bir türlü işlemiyor. Zira ortada Zelensky’nin itirazları ve Avrupalıların geçmiş tecrübelerinden kaynaklanan endişeleri var.

Alaska zirvesine giden yol

Yukarıda değindik, Putin uzun yıllardır ABD topraklarına ayak basmamıştı. Bu yüzden aniden Trump’ın davetini kabul ederek Alaska’ya gelmeyi kabul etmesi dikkat çekici bir gelişme sayılmalı. Meselenin öncelikle hiç de küçümsenmeyecek bir sembolizm yönü var. Alaska eskiden Rus toprağı iken, 19’uncu yüzyılda o zaman bile çok düşük sayılacak bir bedelle Çarlık yönetimi tarafından ABD’ye satılmıştı. Putin bu kez Alaska’ya gelmeyi kabul etmekle bu jestin gecikmiş karşılığını istiyor olabilir.

Ama esas neden Alaska’ya davet edilirken ona verilmiş olabilecek umutlar kuşkusuz.

Putin’i Moskova’da ziyaret eden Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff, patronundan aldığı talimatla Putin’e şartları belli olmayan muğlak bir ateşkes karşılığında Zelensky’nin olurunu almadan toprak sözü vermiş olabilir. Trump’ın dünyasında bu tür davranışlar her zaman mümkün.

Alaska’ya giden yol hiç de kolay olmadı. Trump bakımından bayağı zig zaglıydı. Trump, başta Zelensky’i Ukrayna savaşını çıkarmakla, halkını felakete sürüklemekle, hatta üçüncü dünya savaşına sebebiyet verecek tehlikeli bir yol tutturmakla suçluyordu. Beyaz Saray’da, yardımcısı JD Vance’le beraber Zelensky’i yerin dibine batırmıştı. Ama ilerleyen süreçte Putin’in çatışmaların durmasını ister bir söylem içinde görünmesine rağmen, gerçekte tam aksine kanlı füze saldırılarını arttırarak sivil hedefleri vurmaya devam etmesinden sonra ağız değiştirdi ve Putin’i eleştirmeye başladı. Bir süre sonra da Ukrayna’ya yeniden ABD silah sevkiyatlarına izin verdi. Ukrayna’nın uğradığı saldırılara mukabelede bulunması Rusya’yı son zamanlarda iyice rahatsız ediyordu. 

ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Beyaz Saray

İş en son Rusya eski Cumhurbaşkanı Medvedev’in tehditkâr sözlerinden sonra Trump’ın iki nükleer denizaltıyı Rusya karşısında ileri pozisyonlara intikal emri verdiğini açıklamasıyla riskli bir hâl aldı. (Nükleer denizaltılara ileri pozisyonlara gönderilme talimatı aslında siyasi bir duruş ifade etmekten başka bir anlam taşımıyor. Nükleer denizaltılar, ikmal için bağlı oldukları limanlarda değillerse genelde görevleri gereği zaten hep denizaltında önceden belirlenmiş pozisyonlarda olurlar. Denizin derinliklerinden ve çok uzaklardan nükleer füze atan bu sistemlerin hedefe yakınlaşmalarına ihtiyaçları yoktur. Bunları nükleer denizaltı komutanlarıyla eğitim aldığım NATO Savunma Koleji günlerimden bilirim.)

Trump ağız değiştirdi ama aklında hep aynı şey var

Witkoff’un Moskova ziyareti bu geri plan üzerine gerçekleşti. Alaska zirvesi Trump tarafından açıklandığında Ukrayna dahil üçüncü taraflar için bu tam bir sürpriz oldu. Trump savaşın sona ermesinin karşılıklı toprak takasıyla sağlanabileceğini söylüyordu. “Takas” sözcüğü garip. Çünkü Ukrayna’nın elinde Kursk bölgesindeki küçük bir toprak parçası dışında Rus toprağı bulunmuyor. Trump’ın sözünü ettiği takastan Rusya’nın kazançlı çıkacağı kesin.

Trump’a ilk itiraz doğal olarak Zelensky’den geldi. Ukrayna’nın temsil edilmediği bir toplantıda ABD ve Rusya’nın kendi aralarında varacağı bir mutabakatın kendilerini bağlamayacağını, Ukrayna’nın Rusya’ya toprak terk etme niyetinin olmadığını vurguladı. Onu Alman Şansölyesi Merz takip etti. Zelensky’e bir önceki Alman hükümetinin esirgenen desteğin iç politikada sıkıntı içindeki Merz’den gelmesi ilginç bir durum. Trump o andan itibaren geri adım atmaya başladı. Bu kez Alaska toplantısının bir “dinleme seansı” şeklinde gerçekleşeceğini, asıl toplantının Zelensky’nin katılımı ile bilahare yapılacağını söylemek zorunda kaldı.

Trump’ın söz konusu tavrı çarşamba günü bazı Avrupalı liderlerle yaptığı virtüel toplantıdan sonra daha da pekişmiş görünüyor. Trump’la gerçekleşen uzaktan görüşmeye katılanlar Zelensky dışında Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Polonya ve Finlandiya’nın liderleri. Toplantıda bir de AB Komisyon Başkanı Von Der Leyen ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte yer aldılar. Bunlar arasında NATO’nun yeni üyesi Finlandiya’nın varlığı dikkat çekiciydi. Acaba bu ülkenin katılımı Ukrayna’nın “Finlandiyalılaşmasına” karşı uyarılar mı içeriyor? 

Trump Alaska’da Putin’i memnun edecek bir anlaşma arayışından uzaklaşmış görünüyor. Ama ne Trump’ın tavrı ne de Putin’in tavrı özünde değişmedi. Trump Ukrayna savaşını bitiren lider olarak tarihe geçmek istiyor. Bu uğurda bir kısım Ukrayna toprağının feda edilmesi onun için ayrıntı. Nasıl olmasın ki? Sonuçta Trump ciddi ciddi Grönland’ı, Kanada’yı, Panama’yı ABD’ye katmaktan söz eden bir lider. Bir kısım Ukrayna toprağının Rusya’ya verilmesi ve Ukrayna’nın silahsızlandırılıp nötral statü kazandırılması onu çok da rahatsız etmez.

Ama bundan Ukrayna halkının çok rahatsız olacağı kesin. Avrupalılar da cesaretlenmiş bir Rusya ile baş başa kalmaktan hiç memnun kalmazlar. Bunları umarım Trump da yeteri kadar anlamıştır.

Trump kendini Ruanda-Kongo, Hindistan-Pakistan ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinde barış getiren dünya lideri olarak takdim edebilir. Ancak Ukrayna’da, barış meleği olmak o kadar kolay değil. Trump’ın Ukrayna konusunda daha çok çalışması gerekiyor. Orta Doğu konusuna ise hiç girmeyelim.

İlgili İçerikler